Ana içeriğe geç
Toplum, Kültür ve Sosyoloji 8 Mart 2016 7 dk okuma

Türkiye’de Kadın Olmak

Nurdal Durmuş Yazar
Sosyoloji · Deneme

Türkiye’de kadın olmak üzerine; 2016’dan 2026’ya değişen veriler, farklı coğrafyaların kadın deneyimleri ve İslam’ın kadına verdiği değer üzerinden bir yeniden okuma.

İlk yayın: 8 Mart 2016 · Güncelleme: 24 Ekim 2026

Bu yazıyı ilk kez yaklaşık on yıl önce kaleme almıştım. Aradan geçen zaman yalnızca rakamları değil, kadın üzerine konuşma biçimimizi de değiştirdi. Bazı alanlarda önemli mesafeler aldık; bazı meseleler ise hâlâ aynı ağırlığıyla önümüzde duruyor.

Bugün dönüp yeniden sorduğum soru şu: Türkiye’de kadın olmak ne demek? Bu soruya yalnızca çalışma hayatından, yalnızca aileden ya da yalnızca şiddet istatistiklerinden bakarak cevap vermek mümkün değil. Çünkü kadın meselesi; insan, aile, kültür, inanç, ekonomi ve toplumsal hayatın tam kesişiminde duruyor.

Önce insan

Kadını konuşurken onu çoğu zaman üstlendiği roller üzerinden tarif ediyoruz: anne, eş, kız evlat, çalışan kadın, ev kadını, yönetici, öğretmen, doktor, işçi… Oysa bütün bu sıfatların öncesinde kadın insandır.

Bir insanın değeri anne olup olmamasıyla, evlenip evlenmemesiyle, çalışıp çalışmamasıyla ya da hangi mesleği yaptığıyla ölçülemez. Kadının anneliğini değerli bulmak onun birey olarak varlığını küçültmeyi gerektirmediği gibi, kadının ekonomik ve sosyal hayatta güçlü olmasını savunmak da aileyi veya anneliği değersizleştirmek anlamına gelmez.

Kadına değer, bir rol üstlendiği için değil, insan olduğu için verilir. Annelik ise bu değerin üzerine eklenen çok kıymetli bir makamdır.

Kadının değeri coğrafyaya göre nasıl değişiyor?

Dünyanın farklı coğrafyalarına baktığımızda tek bir “kadınlık” tecrübesinden söz edemeyiz. Ekonomik yapı, inanç, gelenek, hukuk ve aile anlayışı kadına biçilen rolü tarih boyunca farklılaştırdı.

Güney AsyaKız çocuklarının eğitimi, erken yaşta evlilikler, çeyiz uygulamaları ve kadınların ekonomik bağımsızlığı bazı ülkelerde hâlâ önemli mücadele alanlarıdır.
AfrikaKıta tek bir örnekle açıklanamayacak kadar çeşitlidir. Eğitimden sağlığa, erken evliliklerden ekonomik katılıma kadar ülkeler arasında çok farklı kadın deneyimleri vardır.
Batı toplumlarıEğitim, istihdam ve siyasi temsil açısından önemli kazanımlar elde edilmiştir. Buna karşılık ücret farkı, cam tavan, bakım emeği ve kadının tüketim kültüründe pazarlama nesnesine dönüşmesi tartışılmaya devam etmektedir.
Ortadoğu ve Müslüman toplumlarBurada dinin ilkeleriyle tarih içinde oluşmuş gelenekleri birbirinden ayırmak gerekir. Kadının hayatındaki birçok sınırlama, doğrudan dinî hükümlerden değil kültürel ve siyasal yapılardan kaynaklanabilmektedir.

Mesele bir coğrafyayı bütünüyle iyi, diğerini bütünüyle kötü ilan etmek değildir. Her toplumun güçlü ve sorunlu tarafları vardır. Önemli olan, kadının insan olarak onurunu, güvenliğini ve kendi hayatına ilişkin karar verebilme imkânını hangi ölçüde koruyabildiğimizdir.

İslam kadına ne söyledi?

İslam’ın kadına bakışını, Müslüman toplumlarda zaman içinde oluşmuş geleneklerle birbirinden ayırmak gerekir. Din ile gelenek her zaman aynı şey değildir.

İslam’ın ortaya çıktığı dönemin şartları düşünüldüğünde kadına miras ve mülkiyet hakkı tanıması, evlilikte iradeyi önemsemesi ve kadını hukuki bir özne olarak kabul etmesi tarihsel açıdan önemli bir dönüşümdür. Kur’an, insanın değerini cinsiyet üzerinden değil iman, ahlak ve sorumluluk üzerinden kurar. Nahl Suresi’nin 97. ayetinde kadın veya erkek, inanarak iyi işler yapan kimse için “güzel bir hayat” vaadi birlikte zikredilir.

Hz. Peygamber’in hayatında da kadına iyi davranmayı, kız çocuklarını korumayı ve anneliği yüksek bir hürmet makamı olarak görmeyi öne çıkaran açık örnekler vardır. “Cennet annelerin ayakları altındadır” sözü, İslam kültüründe anneye verilen değerin en güçlü sembollerinden biri hâline gelmiştir.

Fakat İslam’ın kadına verdiği değeri yalnızca annelik üzerinden açıklamak da eksik kalır. Kadın mülkiyet sahibi olabilir, ticaret yapabilir, bilgi üretebilir ve toplumsal hayata katılabilir. Hz. Hatice’nin ticari hayatı ve Hz. Âişe’nin ilmî birikimi bunun tarihsel hafızamızdaki en güçlü örneklerindendir.

Peki bizim toplumumuz bunu nasıl yorumladı?

Bizim toplumumuzun kadına bakışında İslam’ın etkisi kadar Türk kültürünün, Anadolu geleneğinin ve aile yapısının da güçlü bir izi vardır. “Ana” sözcüğü yalnızca ailedeki bir rolü ifade etmez; hürmetin, fedakârlığın ve koruyuculuğun dilimize yerleşmiş biçimidir. “Ana vatan” deriz, “ana dil” deriz. Evin hafızasını, akrabalık bağlarını ve kuşaklar arasındaki sürekliliği çoğu zaman kadın taşır.

Bu kültürel mirasın kıymetini kaybetmemeliyiz. Ancak bir adım daha ileri gitmemiz gerekiyor. Çünkü bir kadına yalnızca anne olduğu için değer verirsek, anne olmayan kadının değerini nasıl açıklayacağız? Kız çocuğu da, genç kadın da, çalışan veya çalışmayan kadın da, evli veya bekâr kadın da insan oluşundan kaynaklanan aynı temel değere sahiptir.

Batı’dan öğrenmek, kendimizden vazgeçmek değildir

Kadınların eğitim, hukuk, siyasi temsil ve çalışma hayatındaki kazanımları açısından Batı toplumlarının tecrübelerinden öğrenilecek çok şey vardır. Bunu kabul etmek kendi değer dünyamızdan vazgeçmek anlamına gelmez.

Aynı şekilde modern dünyanın ürettiği her kadın modelini sorgulamadan benimsemek de ilerleme değildir. Kadını toplumdan dışlayan anlayış ne kadar problemliyse, kadın bedenini tüketimin ve satışın nesnesine dönüştüren anlayış da o kadar tartışılmalıdır.

Aradığımız şey kadınla erkeği birbirine benzetmek değil; farklılıkların değersizliğe, bağımlılığa veya şiddete dönüşmediği bir toplumsal denge kurmaktır.

2016’dan 2026’ya Türkiye ne söylüyor?

On yıl önceki yazıya bugün yeniden bakarken elimizde daha güncel ve kapsamlı veriler var. Bu veriler bir yandan ilerlemeyi, diğer yandan çözülmemiş sorunları gösteriyor.

%32,12025’te kadınların istihdam oranı. Erkeklerde aynı oran %66,4.
%28,22024 araştırmasına göre yaşamının herhangi bir döneminde psikolojik şiddete maruz kalan kadınların oranı.
%19,93TBMM’de kadın milletvekillerinin güncel oranı: 592 milletvekilinin 118’i kadın.

Türkiye’de kadınların eğitim düzeyi yükseliyor, meslek çeşitliliği artıyor ve kadınlar kamusal hayatta geçmişe göre çok daha görünür. Fakat eğitimdeki ilerleme çalışma hayatına ve karar mekanizmalarına aynı ölçüde yansımış değil.

2025 işgücü verilerinde kadınların istihdam oranı yüzde 32,1 iken erkeklerde yüzde 66,4. Bu fark bize yalnızca “kadın çalışıyor mu?” sorusunu değil, “kadının çalışabilmesini mümkün kılan sosyal şartlar yeterli mi?” sorusunu da sorduruyor.

Görünmeyen emek

Bir evin düzenini kim sağlıyor? Çocuğun okulunu kim takip ediyor? Yaşlanan anne ve babanın sağlık işleriyle kim ilgileniyor? Bayramı, misafiri, yemeği, temizliği ve aile içindeki ilişkileri kim organize ediyor?

Bu emeğin önemli bir kısmı hâlâ kadınlar tarafından üstleniliyor ve ekonomik göstergelerde görünmüyor. Maaşı, mesai saati ve hafta sonu olmayan; yapılmadığında ise hayatın aksadığı bir emekten söz ediyoruz. Kadının çalışma hayatına katılımını konuşurken ev içindeki bakım yükünün nasıl paylaşıldığını da konuşmak zorundayız.

Şiddet yalnızca fiziksel değildir

2024 Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması, kadınların yaşamlarının herhangi bir döneminde yüzde 28,2’sinin psikolojik, yüzde 18,3’ünün ekonomik ve yüzde 12,8’inin fiziksel şiddete maruz kaldığını gösteriyor.

Daha düşündürücü olan ise eşi veya birlikte olduğu kişinin şiddetine maruz kalan kadınların yüzde 47,7’sinin son yaşadığı şiddet davranışını kimseye anlatmamış olmasıdır. Bu rakamın arkasında korku, ekonomik bağımlılık, aile baskısı, çocuk kaygısı ve çaresizlik gibi birbirinden farklı nedenler bulunabilir.

Üstelik teknolojiyle birlikte dijital şiddet ve ısrarlı takip de kadınların hayatına giren yeni risk alanları hâline geldi. Dolayısıyla kadına yönelik şiddetle mücadele yalnızca ceza hukuku değil; eğitim, sosyal destek, ekonomik güçlenme, aile politikaları ve toplumsal kültür meselesidir.

Karar verilen yerde kadın ne kadar var?

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin güncel sandalye dağılımında 592 milletvekilinin 118’i kadın. Bu, yaklaşık yüzde 19,93’e karşılık geliyor. Geçmişe göre artış olsa da nüfusun yaklaşık yarısını oluşturan kadınların karar mekanizmalarındaki temsilinin hâlâ sınırlı olduğunu gösteriyor.

World Economic Forum’un 2026 Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu da dünyada eğitim ve sağlık alanlarındaki farkların önemli ölçüde azaldığını, buna karşılık ekonomik katılım ve siyasi temsil alanlarında farkların daha büyük kaldığını gösteriyor. Türkiye açısından da sorunların ağırlığı özellikle bu alanlarda hissediliyor.

Bizim toplumumuza düşen

İslam’ın kadına verdiği değeri anlatmak kolaydır. Asıl mesele bunu toplumsal hayatta görünür hâle getirebilmektir.

Bir toplum “anne kutsaldır” deyip aynı annenin şiddete uğramasına göz yumuyorsa orada bir çelişki vardır. “Kadın değerlidir” deyip kız çocuğunun eğitimini engelliyorsa orada bir çelişki vardır. “Cennet annelerin ayakları altındadır” deyip bütün bakım yükünü yalnızca annenin omuzlarına bırakıyorsa orada da bir çelişki vardır.

İnanç davranışa dönüştüğü zaman toplumsal değer üretir. Bu nedenle kendi medeniyetimizin kadına verdiği değeri sadece güzel sözlerle değil; eğitimde, çalışma hayatında, aile içinde, hukukta ve günlük ilişkilerimizde göstermemiz gerekir.

Türkiye’de kadın olmak

Türkiye’de kadın olmak bazen bir üniversite amfisinde genç bir öğrenci olmaktır. Bazen fabrikada vardiyaya yetişmek, hastanede gece nöbeti tutmak, evde çocukların bütün sorumluluğunu taşımak, yaşlanan anne babaya bakmak, bir şirket yönetmek, bir köy okulunda öğretmenlik yapmak ya da bir afet bölgesinde insanlara yardım götürmektir.

Türkiye’de milyonlarca kadın var ve hiçbirinin hikâyesi diğerinin aynısı değil. Bu nedenle kadın meselesini tek bir ideolojinin, tek bir siyasi görüşün veya tek bir hayat tarzının sınırları içine hapsetmek bizi sonuca götürmez.

Okumak isteyen okuyabilmeli. Çalışmak isteyen çalışabilmeli. Anne olmak isteyen bunu hayatının diğer alanlarından vazgeçmeden yapabilmeli. Evinde çocuklarını büyütmeyi tercih eden kadın da yaptığı işin değersiz olduğu hissine kapılmamalı. Ve bütün bunların ötesinde hiçbir kadın şiddet korkusuyla yaşamamalı.

Kadınların yokluklarının değil, varlıklarının değerinin bilindiği; kadın ile erkeğin birbirini rakip değil hayatın ortakları olarak gördüğü; hiçbir kadının cinsiyeti nedeniyle kendisini eksik, güvensiz veya değersiz hissetmediği bir Türkiye…
Nurdal Durmuş · 2016 / 2026
YAZAR

Nurdal Durmuş

Saha Toplum Makale

Kaynak ve kullanım notu

Kısa alıntılar, Nurdal Durmuş adı ve bu yazının bağlantısı kaynak gösterilerek kullanılabilir. Yazının tamamının veya önemli bir bölümünün izinsiz olarak kopyalanmasına, yeniden yayımlanmasına ya da kaynak belirtilmeden kullanılmasına izin verilmez.

© 2026 Nurdal Durmuş Yazının bağlantısıBağlantıyı aç ↗

26 yorum

  1. çok önemli konulara parmak basmışsınız.yüreğinize salık abi.az önceki yorumum ulaşmıştır inş.

  2. Amin.yinede dünya ülkelerine kıyasla toplumda kadına en fazla değer veren ülke türkiye desek yanlış olmaz.kendimizi gazete manşetlerine haber bültenlerine kaptırıp toplumsal dokumuzu zedeleyecek duygulara göre değerlendirmemeli kadına verilen şerefli rütbe olan anne olma hediyesini elinden almamalıyız.çok doğru bi ifade.herkezin söyleyemediği bi gerçek.medyada herşey özgürlük adı altında okadar abartılıyorki…yalnız ben yapılan yorumlara bakarak bu konuya şunlarıda eklemek istiyorum.peygamber efendimiz vefat etmeden önceki son dakikalarında bile hz. aişeye bakıp ynında kalmasını söylüyor ve ahirette cennette senin böyle yanıbaşımda olacağını biliyorumya bu benim tüm sıkıntı ve ağrılarımı gideriyor demiş.yani ölüm sancılarını bile unutuyormuş.nasıl bir hanım nasıl mutlu etmiş onu ki öyle söylemiş efendimiz…hz. aişe bi anne değildi fakat efendimizin en sevdiği hanımıydı.yani dinimizde her halükarda kadın değerlidir.pekala döt dörtlük fedakar ve imanlı bi kadınında cennet ayakları altında anlaşılan..yüreğinize sağlık abi

  3. Ülkemizce övündüğümüz aile yapımızın dejavantajları bunlar. Nedir; ailede kadınının erkek egemenliğine negatif maruz kalması.

    Cinsiyet bazında her yaşta mağdur olabiliyor kız ve bayanlar evet ama bunun en yıkıcı olanı ‘kadın’ olarak yani aile, yani daha fazla sorumlulukla yenik düştüğü yuvada çektikleridir.

    Bu noktada öz ve temiz bir yazı. Kaleme sağlık…

    Erkek evlatlar yetiştiren annelerden biri olarak, kadınların geleceği için n’olur iyi adamlar yetiştirelim… Biz; sokaklar değil. Kendi merhametlerine kaldığı için değil, karşılarındaki kadınları insan niteliğinde nicelik değerleri için onların kişilik haklarına saygılı olarak özellikle…

    Kız evlatlarını hem bir prenses gibi hem bir geyşa kadar güçlü olarak sağlam bir bireylik kazandırmış hâlde büyütelim. Elden çıkarmak yerine nasıl bir hayatın başına geçeceğine bakarak iyi adamlarla yola çıkaralım.

    Niye biz anne-babayız ki yoksa…

    Yazıların yazdırıyor azizim, demiştim…

    Neyse…

    Kadınların sahibi, onları ezen erkeklerden daha güçlüdür…

  4. yazının niyetini tam olarak anlatan küçük düzeltmeler yaptım. en azından yanlış anlamaların böylece önüne geçildiğini düşünüyorum…
    ben teşekkür ederim…

  5. Bir okurunuz fikrine önem verdiğiniz için, sadece bunun için bile iyi niyetinizden şüphe edemez hiç kimse. Siz yazın bolca biz okuyalım. Allah sizin gibi değerli insanların eksikliklerini göstermesin bizlere. Çok teşekkür ederim…

  6. Haklı olduğunuz noktaları değerlendirip düzeltmeler yapacağım. Niyetimin bu olmadığını ve konunun ana merkezine yakın değerlendirmeler ve kıyaslamalar yaptığımı tekrar hatırlatayım. Yine de sizin gibi düşünenlerinde olabileceğini düşünerek daha anlaşılır bir müdahaleyle yazıyı biraz daha toparlayacağım. Ayrıca bu yazının 4 yıl önce yazıldığını ve konunun o günlerde bu günki bakış açısıyla tartışılmadığını da hatırlatmış olalım. Uyarılarınız için ben teşekkür ederim.

  7. Öncelikle teşekkür ederim cevabınız için fakat yazınızı; önyargısız ve hatta diğer okurlarınızın yorumlarını okuyarak da yorumladım. Benzer bir eleştiri diğer okurlarınızın da yaptığını görebilirsiniz. Bu da bir bakış açısı sadece. Naçizane olarak eksik bir yazı olduğunu düşünüyorum. Zira kadın veya erkek ilk önce İNSAN, sonra anne ve babadır. Siz insani özellikleri geçip direkt “anne vs üzerinden kadını bir mertebede görmüş ya da toplumda ki yerini belirtmişsiniz. Sorun şu ki; kadın ve erkek yaratılışta ki sadece bir fark olduğunu kabul edip kadına illa toplumda bir yer bulmaya çalışmadığımız zaman kadın asıl yerini bulmuş olacağının anlaşılmasıdır. Tekrar teşekkür ederim.

  8. Merhaba. Okumanızı önyargıyla yapmış gibisiniz. Burada, yazının bütününe bakıldığında anlatılmak istenen şeyin kadınların anne olup olmaması meselesi değil, hangi toplumda nasıl değer gördükleriyle ilgili bir analizdir. Dünya genelinde kadın sömürüsüne ve obje olarak kullanılmasına bakıldığında bizim toplumumuzda bunlardan münezzeh “anne” olarak değer gördüğü ve inanç parametrelerinin kadına verdiği değeri izah etmektir. Yoksa kadına değer vermek için annelik kriteri falan bu yazının ana fikri olmayacağı gibi akla gelen bir şey de değildir. Ayrıca yazının son bölümünde ‘Bir kadına verilecek en büyük değer, onun bir erkekten farkı olmadığı gibi saçma bir özgürlük modeline inandırmak değil; onun bir eş, bir anne ve kadın olarak değer açısından herhangi bir insandan zaten hiçbir farkı olmadığını hissettirme erdemidir’ denilerek eş, anne, ya da kadın vurgusuyla bahsettiğiniz rahatsızlık sadece annelik ve eş üzerinden değil kadın olmak yeter vurgusuyla tüm boyutlarıyla izah edilmiş oluyor kanaatindeyim. Meselemizin bu toplumda kadın algısının diğer bütün toplumlardan daha değerli bir yerde olduğunu, bu değerin temelinde de ‘cennet annelerin ayakları altındadır’ sözünden hareketle bir değerin inanç ve kültür kodlarımıza kazındığı tezidir. Ayrıca, bu tür sosyolojik tanımlamalar yazardan bağımsız değerlendirilmeli, kişisel değil yaşanılan toplum kodlarına göre analiz edilmelidir. Umarım yanlış anlamalarınıza cevap olacak şeyler yazmışımdır. Teşekkürler…

  9. Kadın ilk önce “anne” olduğunda mı en çok değer görendir, şeref sahibidir. Ya da eş. Ya olamamışsa. O zaman “anne” olan bir kadından daha mı az değerlidir, eksik midir gözünüzde? İlla birilerinin kız kardeşi, kızı,annesi, eşi olduğunda mı hürmet görür? başınıza taç edilir.
    KADIN – ERKEK, ANNE – BABA ayrımı yapmadan; fikrine, vicdanına, ahlakına,aklına,şefkatine, sevgisine, duygularına… kısaca insani vasıflarına göre bir mertebeye erişmeli, İNSAN olarak değer görmeli insan. Sevmedim bu yazınızı.

  10. Evrenin içindeki tabiat tın için de var olan insan iki temel,farklı değere ayrılır ,İNSAN KADIN,İNSAN ERKEK .Tabiat ta zıt kutupların birbirini itip,çekmesi sonucu farklı ve yeni oluşumlar var oluyor.Böylelikle yaşamsal süreç farklı çeşitliliklerle sürmesi sağlanmış oluyor.Farklılık ne aşağılanmayı nede ötekileşmeyi getirir.Kadının bedeninde üreme organının olması farklılık getiriyor,erkek de olmaması ona farklılık getiriyor.Zıtlar uzun süre bir arada kalamaz.Devinim için itme ve çekim zorunluluğu gerek Yoksa yaşam var olup süremez aynılıkta Zıtların.uzun süreli birlik de meçbur edilmiş yaşamlardan bu günde içinde yaşadığımız cins ayrımcılığı ve acıların her türlüsünün yaşandığı KÖLECİ yaşam biçimleri ve kültürler var edilmiştir

  11. Bir de erkeklerle “Mutlu günler” nasip olsa sevgili Nurdal…

  12. Kapitalizmin bizi isteklerimizin kolesi yaptigi dunyada , kadinin hangi ulkede anne olarak sansli oldugu denklemi bence tuhaf bir istatistikel yaklasim. Dunya bence birilerinin istatistiksel sonuclarindan sonuca varamayacak kadar genis.
    Once saygi diyorum, yasayan bireyler olarak saygiya ihtiyacimiz var. En cok’da Turkiyede.
    Dunya kadinlar gununuz kutlu olsun. Bir gune sigdiramayacak kadar degerli Annelerimiz, kizkardeslerimiz ve hayat dostlarimiz.

  13. islamı örnek alsak hem kadın için hem erkek için yeter.kuşkusuz ki her ikisinin yokluğunda düyada bir huzur ve mutluluktan bahsedilemez

  14. kalemine yüregine diline hayatına saglık nurdal abimm

  15. İnsanların birbirini kadın erkek ayrımı yapmadan sevip saydığıve anlamaya çalıştığı, birlikte mutlu güzel günlere…Teşekkürler Nurdal, yüreğine sağlık.

  16. Bazen erkekler,bazen diger kadınlar,bazen ise beyinleri yıkamaya çalışan zihniyetler vesile olmuştur bu gidişata. Kadınlar varoluş sebebini, görevlerini,tarzını,yapması gerekenleri gayet iyi bilir ve emindir de sorumluluklarından. Kadın önce Allah’a yakışır bir kul olmalı,ailesine yakışır bir evlat,müslümanlığa faydalı bir insan,erkeğe yakışır bir eş,evlatlarına yakışır bir anne!.. Hayatını bunlarla düzene sokmasınıda bilir. Hani bazen bocalarız ya, ya ihtiyacımız olduğunda destek göremediğizden yada nefs mühasebesini yapamadığımızdandır. Ve Allah sabredenlerle beraberdir deyip en çokta sabretmektir bize yakışan. Bazı susuşlar kaybetmek değildir biliriz, aksine zaferdir mükâfatı…..
    Ve her kadın sığınacak bir liman,başını yaslayacak bir omuz,baktığında mutlu olucak bir çift göz,duyduğunda dertlerini unutacak bir çift sözdür beklediğim. Hayatta yaşayabileceği bütün zorluklara gögüs gerecek kadar metanetliyken,an geldiğinde de sığınmak isteyecek kadar ürkek… İster fıtrat deyin,ister yaratılıştaki bize bahşedilen sahiplenilmek duygusu…
    Anlamak ve anlaşılmak ümidiyle..

  17. Ne baş tacı,nede ayak altı;sadece bir gönülde barınmak istiyoruz çok mu?Anne olarak,eş olarak,evlat olarak…O iki kaburga kemiği arasında barınabilecek kadın olabilmek asıl mesele belki de…Yüreğine sağlık Nurdal Durmuş…

  18. eyvallah abimiz… bir kez daha hamdolsun ki annem var ve de onon kızıyım…

  19. Eski zamanlarda yaşamış kadın, anne olarak kadın ve gelecekteki kadın hep başımızın tacı olsun. Çünkü mutlu günler hep kadınlarla mümkün. Allah eksikliklerini göstermesin. (Bu cümleleri bi erkekden duymak çok güzel)…

  20. Söylenmesi gereken her şeyi Nurdal Durmuş söylemiş. Yüreğin dert görmesin…

  21. Dünyanın bütün erkekleri susabilir. Bu yazı yeterince konuşmuş!

  22. Bu yazının önünde saygıyla eğilirim.Bi kadın olarak yürekten tebrik ediyorum.Böyle düşünen birinin olması bana umut veriyor,ayakta alkışlanmayı hak eden nadir erkeklerden biri Nurdal Durmuş.

  23. Tr’de bir ata sozu var. “Kol kirilir yen icinde kalir.” bilinmeyen nice siddet olayi var bence. tr’de kadin anne oldugu zaman, oglu icin degerli olabilir belki. Peki kadin, anne olmadan bilhassa oglan annesi olmadan sadece es sadece arkadas sadece kardes sadece komsu kisaca sadece insan olarak ne zaman degerli olacak? Sen bile yazinda anneligine vurgu yapmissin en cok. Kadin yalniz anneyken mi hurmete layiktir? Senin daha fazlasini dusundugunu tahmin ediyorum. Yine de daha cogunu okumak guzel olurdu.

  24. ”Çünkü mutlu günler hep kadınlarla mümkün.” bu söz yeter..