Geçen Sadece Zamanmış Meğer, Geçmeyen Her Şey!
2 yıl önce bugün… her şeyi unutup, o günde kalamadık. sınırlar güzelliğini değil, içimizi gölgeledi. pes ettim sonra… sana cümle kuramaz oldum, susup kaldım. 1. […]
2 yıl önce bugün… her şeyi unutup, o günde kalamadık. sınırlar güzelliğini değil, içimizi gölgeledi. pes ettim sonra… sana cümle kuramaz oldum, susup kaldım. 1. […]
Anneler için hiç büyümeyen oğulları vardır. Yaşı kırklara gelse bile bir akşam eve geç kaldığında pencere önünde uzun kederlere dalar anneler. Anne dilinde oğullar, endişe ve sayısız bekleyişin adı olur.
Anneler için oğullarının kendinden başka kimsenin anlayamayacağı hayatları vardır.
Çocukluğumda dünyanın son sözünün kıyamet olduğunu öğrenmiştim.
Bana kıyameti annem öğretmişti. “Kıyamet dünyanın sadece son günü değil, aynı zamanda dünyanın son sözüdür”.
O gün bugündür dünyanın son sözünü söyleyeceği güne ömrümün “muhtemelen” yetmeyeceği ümidiyle korkularımı azaltıyorum.
Henüz çocukken, 80 darbesi olmuş. Sağ-sol çatışmalarında akrabalarımız birbirlerini, köylerde kendilerince kurdukları komitelerin idam sehpalarına gönderirken 3 yaşındaymışım. Kardeş kardeşe kurşun sıkıyor, ne olduğunu kimsenin bilmediği korkunç kinler büyütülüyor, korkular hayatı işgal ediyormuş. Evlerde gaz lambaları erkenden söndürülüp hedef olmaktan kaçınılıyormuş. O yaşta farkında değildim, ama o tedirginlik beni de çok etkilemiş. Anneme kendimi bildiğim gün o kara yılları sorduğumda “Dünyanın son sözü söylediği gün, kardeş kardeşi tanımaz oğlum, herkes kendi derdine düşer; korkma!” diyerek beni teselli etti.
Yeni Yılda Yapılacaklar. Yapılacak çok iş, gidilecek çok yol, okunacak çok kitap, görülecek çok ülke, el uzatılacak çok yetim, iyileşecek çok yara, insanları kurtarmamız gereken […]
Başlamak Mutluluktur
Hadi toparlan. Düşmemeye bak.
Ayet oku, şiir oku, şarkılara eşlik et, ıslık çal ve meydan oku!
Resim yap, güneşe koş, denize koş, aynaya koş ve kendini sev.
Endişelenme. Geçmeyen tek şey, geçmez sandığımız yanılgılardır!
Belki geçmiş kadar güzel değil ama bir bayram daha geldi işte.
O bayram ki “yaklaşmayı, yakınlaşmayı” hatırlatsın bize.
Bize bizden daha yakın Olan’a sevdiklerimizden vermeyi sevindirilmesi gerekenleri sevindirmeyi hatırlatsın bize.
Paylaşma ve dayanışmanın getirdiği ruh, bizi birbirimize kavuştursun!
Coğrafi uzaklıklar, kalplerde yakınlaşsın!
Bayramdır çünkü!
Verilecek selamımız vardır, uzatılacak elimiz.
Bayramınız bahar olsun.
Yalnız mısınız? Arada bir rüzgâr uğultusu, ara sıra kuş sesleri, kutsal kitap ferahlığı… Kimsin sen? Hikâyen ne? Nasıl yaşadın ve öldün? … İnsan: İçinde iyi-kötü, […]
Bugün Cumartesi Bugün hiçbir şeyden daha hızlı yaşamamalı. Hayatla aramızı birkaç adım açmalı. Mesela bir şarkıya ikinci nakaratında eşlik etmeye başlamalı. Bir kitabı son cümlesi […]
14 şubat, kimine göre kapitalizmin kasalarını doldurmak için uydurduğu para bayramı, kimine göre hengâmeli hayatın birbirimizden uzaklaştırdığı boşluğu sevgi sözcükleriyle doldurmak ve sevdiğimizi mutlu etmek için günlük bahanemiz…
Adı, tanımı ya da amacı her neyse ne! Aklıma takılan sorulara cevap bulmam lazım!
III. Yüzyılda yaşamış ve zamanın sevilen din adamlarından biri olan Aziz Valentine’yi ölüm yıldönümlerinde yapılan anma günü, şekil değiştirerek sevgililer gününe nasıl ve ne amaçla dönüşmüş?
Hadi dönüştü diyelim! Bu günü kutsal ilan eden insanlığın bu kadar çok sevgi katletmesinin, aşk tüketmesinin sebebi nedir? Eskiden bir gülle yetinen beklentiler, bugün pırlanta yüzüklere, reklamların yalanlarının 10 takside sattığı mutluluk yanılgılarına nasıl dönüşmüş? Aşk, neden kendi değerlerinden yoksun, hem anlam, hem de kavram olarak içi boşaltılmış yalanlarla yaşanıyor? Kendi medeniyetimizin Leyla ve Mecnun’larının hayat hikâyelerini okuyup “vayy ne aşkmış” demek yerine, modern hayatın Leyla ve Mecnun’larını neden çıkartamıyoruz? Tertemiz, adına leke bulaşmamış bir aşk hikâyemiz neden yok? Neden hala geçmişin aşk öykülerini hikâye, roman ve şiirlerimize konu ediyoruz? Neden, hangi yöne dönsek birbirinden şikâyet eden evlilikler ve son beş yılda %40’lara merdiven dayamış boşanma oranları görüyoruz? Aşk, kimsenin bir türlü tanımlayamadığı duyguysa, herkes neden âşık olduğunu söylüyor? Diyelim aşk yan yana dizdiğimiz üçbeş sevgi sözcüğüyle tanımlanacak kadar basitleşti… Bu basit duygu nasıl oluyor da bizi, kalbimizin en derinlerinde yaşadığımız ciddi hayal ve hayat kırıntılarına, intiharlara, hastalıklara ve dertlere bulaştırıyor? Nasıl oluyor da hemen tüketilen ve aslında hiç yokmuş ya da keşke olmasaymış diyebileceğimiz ürkünç bir nefrete dönüşüyor?
Kuşlara rızkını veren Allah!
Bize de bir ümit ver.
Kaçır bizi ve bu körlükten kurtar.
Uzaklığımızdan bir yakınlık çıkar…
Düşmeyelim. Toparlayalım kendimizi…
Ayet okuyalım, şarkılara eşlik edelim, ıslık çalalım ve karanlığa meydan okuyalım!
Resim yapalım; güneşe, denize, aynaya koşalım ve kendimizi sevelim!
Geçmeyen tek şey, geçmez sandığımız yanılgılar olsun!
Şimdi esirgeyen ve bağışlayan isimlerine kaçalım.
Sen varsın, keder yok olsun.
Hem Sana kavuşana nasıl gam keder vaki olsun!