Ana içeriğe geç
Seyahat ve Şehirler 5 Haziran 2019 13 dk okuma

Vardar’ın Mahzun Güzeli Makedonya

Nurdal Durmuş Yazar

“Minare işte şurada gözlerimizin önünde
elimizin altında dümdüz
göğün mavi kâğıdının karşısında
bir tükenmez kalem gibi.
Fakat göğe mesaj yazabilmek için
onu tutacak onunla yazacak el yok ki.”

Blaje Koneski

Üsküp, Matka, Kalkandelen, Ohri ve Struga boyunca tutulmuş gezi notları.

Bazı şehirler vardır aynaya baktığınızı düşündürür. Bazıları duvara, bazıları içinize, bazıları geçmişinize ve geleceğinize, bazıları hayallerinize, hayal kırıklıklarınıza baktığınızı düşündürür. Bir şehre gitmekle geçmişinize gitmek, aynada kendinize bakmak ve yolunuzu her zaman bulmak duygusunu hissettiren ender ülkelerden biridir Makedonya. Yıldırım Bayezid’in 1392’de fethettiği ve 522 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalan ülkeye 6 asır sonra misafir olup ecdadımızın ayak izlerini sürmek, neler kaybettiğinizi görmek, nasıl yeniden kazanırız sorularını en çok kendinize sormak için Makedonya’dayız.

Ülkenin Büyük İskender havaalanının eski kasvetli duruşundan kurtulup başkent Üsküp’e doğru yol almak, unuttuğunuz geçmişinize yeniden dönmek gibi…

Başkent Üsküp girişinde sizi karşılayan soğuk beton binalar, duvarlara yazılmış sloganlar, yüzlerine hüzün çökmüş insanlar, alışveriş merkezlerinin karmaşıklığı, Türkiye’nin 90’lı yıllarını hatırlatıyor.
Brutalizm’in doruklarındaki mimari yapılar şimdinin kasvetini, Osmanlı mimarisi o kasveti yumuşatmak için asaleti temsil ediyor. Şehrin yetmişlerden çıkıp gelen hayalet silueti, o siluete huzur katan Osmanlı mimarisi arasında yol alarak ulaşıyoruz Üsküp’e.

Başkente adım atar atmaz Dusko Goykovich’in “The Nights of Skopje” şarkısını dinlemek keyifli olsa da ben ezan seslerine teslim oluyorum.
Uzaktan kulağınıza değen ezan seslerinin huzuru her şeyi unutturacak kadar kuşatıcı.
Bu yüzden Üsküp’ün bir başka ülkeye değil de Anadolu’nun herhangi bir kasabasına gitmişsiniz hissi uyandıran kuşatıcılığı var. Üsküp insana doğup büyüdüğü yerler gibi geliyor.
Sokaklarında yerlisi gibi dolaşacağınız, yabancılık çekmeden sizi kalbine alacak anneniz gibi…
Tanıdık bir dostla 6 asır sonra kavuşma hissi… Sıkıca sarılma…
Sonra derin bir sessizlik, sessizlik…

Eski Üsküp’ten manzaralar
Eski Üsküp’ten manzaralar
Üsküp: Vardar’ın İki Yakası

Başkent Üsküp sokaklarındayız.
Bugün hemen hemen bütün Balkan şehirlerinde olduğu gibi Üsküp’te de iki farklı şehir yapısı karşılıyor bizleri. Biri Osmanlı’dan günümüze emanet kalan klasik “eski şehir”, diğeri ait olduğu ülkenin modern yapılarıyla çağdaş kentler. Vardar Nehri’nin sol tarafında kalan Osmanlı’nın Üsküp’ü dramatik bir terk ediliş hüznü yaşarken, sağ tarafta Vodno Dağı’na kadar uzanan ve Yugoslavya’nın kucağında filizlenmiş zamane Üsküp’ü… Hıristiyan çoğunluğu nedeniyle daha çok güney tarafı gelişmiş olun Üsküp’ün mahzun kuzey tarafı 19. yüzyıl Osmanlı şehirlerini andırıyor. İşin doğrusu Osmanlı zamanındaki halinden sanki bir farklılığı da yok gibi.

İnsanoğlu ne zaman bu taraf ve öbür taraf diye herhangi bir tanımlama yapmışsa; bu ayrışmanın, ideolojik kamplaşmaların, vicdan kavramının devre dışı bırakılmasının kara bir habercisi olmuştur. Makedonya’nın her iki yakasında halklar birbirine karışmış, iç içe yaşasa da maalesef “bu taraf” ve “öbür taraflar” Taşköprü tarafından ikiye ayrılmış, inanç ve ideolojik kamplaşmalar kendini belirgin bir şekilde hissettirmekte… Bir tarafta camiler, tekkeler, ezanlar ve elifba öğrenmek için cami bahçesinde bekleşen çocuklar… Öbür tarafta geniş sokaklar, geniş meydanlar ve lüks barlar… Bir tarafta kahvehanelerde ince belli bardakları ile çay içen, umut büyüten, Osmanlı mirasını korumak ve yaşatmak için çabalayan Türkçe konuşan bir grup; diğer tarafta Osmanlı’nın ayak izlerini silmek için sembollerden hayat inşa etmeye çalışan bir grup. Bir taraf varoş diğer taraf metropol. Bir tarafta aniden karşınıza çıkan Türkçe kelimeler, çocuklar, Arnavut kaldırımları, diğer tarafta alev ve beton. Bir tarafta eski Osmanlı çarşısı Eminönü’nün yukarısındaki Tahtakale-Mercan tarafları ile neredeyse birebir benzeşen pazarlar; diğer tarafta modernite, tüketim toplumun her türlü ihtiyacına cevap veren markalar, gösterişli alışveriş merkezleri heykeller…

500 bini aşan nüfusuyla Üsküp’ün bir tarafında ötekileştirilmeye çalışılan Türkler, Arnavutlar, Boşnaklar, Çingeneler diğer tarafta Makedonlar, Sırplar ve Hıristiyan etnik unsurlar… Oysa ne anlamı vardı şehirleri ortadan ikiye bölmenin. Herkesten önce buraya Persler, Makedonlar, Romalılar, Bizanslılar, Cermenler, Gotlar, Slav kavimleri ve Avarlar gelmemiş miydi? Sonrasında Hunlar, Oğuzlar, Peçenekler ve Osmanlı bu topraklara gelip yüzyıllık miras bırakmamış mıydı? Kimi gelmiş, şehirlerin göklerinde nöbet tutan minareler; kimi garibi, yolcuyu Tanrı misafiridir diye ağırlayan kervansaraylar yaptırmamış mıydı? İlim irfan öğretmek için mektepler, medreseler kurmamış mıydı? Çarşılar, bedestenler, hanlar, dükkânlar kurup vakfetmemiş miydi? Bölüşülemeyen koca bir miras bütün insanlığın hizmetine sunulmamış mıydı? Şimdi nereden çıktı inanç ve ideoloji kamplaşmalarla Üsküp’ün ruhunu elinden almak. Nereden çıktı insanlığın varlığından beri süregelen ötekileştirme duygusunun içimizde bir şehirde, kalbimizin orta yerinde Üsküp’te gözlemlemek… İnsanların ırkı, dili, rengi ne olursa olsun birbirlerini o taraf olarak görmeleri ne büyük bir çelişkidir.

Maalesef insana üzücü geliyor ama Üsküp’e sanki ruhunu kaybettirmişler. Hıristiyan fanatizmine kurban edilmiş bir kent havasına sokmuşlar. “Üsküp, Makedon şehridir!” mesajını veren bir mühür vasfıyla dağına taşına kiliseler, haçlar inşa etmişler. Üsküp, içinde barındırdığı mimari eserlerle, hâlâ bir Osmanlı şehri görünümünde olsa da şehrin belirgin Müslüman kimliği, bazı milliyetçi Makedonları rahatsız etmekte. Makedonya’nın Vodno Dağına 2001 yılında, Üsküp’ün o güzelim siluetini bozma pahasına, çoğu Makedon’un kentteki etnik kutuplaşmayı arttıracağından dolayı karşı çıkmasına rağmen dikilen yaklaşık 70 metre yüksekliğinde haç dikmesi, rahatsızlığın en belirgin kanıtıdır.

Yeni Üsküp
Yeni Üsküp

Şehirler iyidir fakat bu insanlara şehrin de bir ruhu olduğunu hatırlatmalı, bu anlamsız kamplaşmalardan uzak yeni bir hayat inşa etmeli diye aklımdan geçiriyorum.

Sonuçta bir şehri fethetmek o şehrin surlarını, kapılarını, şehirlerini topla tüfekle yıkmakla değil; o şehirde yaşayan insanların gönlünü fethetmekle mümkün olduğunu düşünerek önyargılarımı Vardar nehrinin sularına bırakıyorum. Ecdadımızın binlerce eser bırakıp toplumların yaşam haklarına saygı göstererek inşa ettikleri medeniyeti bu topraklarda insan onararak, ayrımcılık yapmadan kalpleri fethederek kazanmaya azimli tika, yunus emre enstitüsü gibi kurumlar ve çalışanlarıyla kucaklaşarak vedalaşıyoruz.

Yol boyu Makedonya manzaraları.
Yol boyu Makedonya manzaraları.

Üsküp’ten ayrılıp Makedonya’nın önemli büyük şehirlerini gezmeye başlıyoruz. Lakin yol boyunca gördüğüm tabelalar, alfabe ve demografik yapısı farklıda olsa da Makedonya’da bir şehrinden diğerine geçerken yol boyu gördüğüm köyler, minareler, yeşillikler, çiçek açmış erik ağaçları, mezarlıklar ve manzara hep tanıdık geliyor.

Sanki İstanbul’dan Karadeniz’in herhangi bir şehrine gitmekle başkent Üsküp’ten turizm merkezi Ohri’ye giden yol ve yol üstünde gördüğünüz her şey aynı gibi.

Makedonya sınırları boyunca uzanan Şar Dağları’nı izlemekle Uludağ’a bakmak arasında bir fark yok.

Karadeniz bölgesinin coğrafi yapısıyla birebir örtüşen Makedonya dağ yamaçlarına kurulan köyleri, uzaktan size kendinizi hatırlatan minareleri ve doğasıyla yabancılık hissettirmeyen misafirperver bir vatan gibi kucaklıyor insanı.

Matka Kanyonu
Matka Kanyonu
Matka Kanyonu

Üsküp’e yaklaşık 20 km uzaklıktaki Matka Kanyonu yaklaşık 5 bin hektarlık bir alanı kapsıyor.
Kanyon mağaraları, yürüyüş patikaları ve berrak akarsularıyla adeta Makedonya’nın yeşilliğinin keşfedildiği bir yer.

100mt’den fazla uzunluktaki karst mağaraları nedeniyle Speleoloji bilimine (mağarabilimi) ilgi duyanların uğrak yerlerinden biri.

Treska Nehri kenarında Tanrının Kutsal Annesi adıyla da bilinen Matka Manastırında 15. yüzyıldan kalma freskler bulunuyor.

Kanyonda 1300’lü yıllardan kalma olduğu sanılan St. Andrew Manastırı gibi çok sayıda başka manastır ve kilise de mevcut.

Matka kanyonu aynı zamanda flora ve fauna açısından son derece zengin bir bölge.

Bölgede yerel güve ve kelebek çeşitlerinin yanı sıra ender görülen akbaba ve kartallar ve böcekbilimcilerin büyük kısmının bilmediği gece yaratıkları da görülebiliyor.

Harabati Baba Tekkesi:
Harabati Baba Tekkesi:
Kalkandelen ve Harabati Baba

Kalkandelen (Tetova) şehrinde yer alan önemli bir eserde Harabati Baba Tekkesi. 1389’da Osmanlının yayılma politikaları sonucunda İpekyolu üzerine kurulan 500 tekkeden biri. Şehrin bir kenarında konumlanan külliyenin içinde birçok yapı, bahçe bulunuyor. Duvarlarla çevrili tekkenin giriş kapısı üzerinde yüksekçe bir de kule var. Tekke 1538 yılında kurulmuş. Tekke için 1799 yılında Recep Paşa’nın kuruculuğunda bir vakıf oluşturulmuş. Tekkenin kurucusu olan Ali Baba’nın Kanuni Sultan Süleyman’ın vezirlerinden olduğu belirtilir. Harabati Baba’dan itibaren “Harabati Baba Tekkesi” olarak anılmaya başlamış ve günümüze bu şekilde gelmiştir. Günümüzde içerisinde Alevi-Bektaşi cemaate mensup bir cem evi ve Müslüman cemaatin kullandığı bir de cami bulunmaktadır.

Ohri, Kuzey Makedonya
Ohri Makedonya
Ohri: Gölün ve Hafızanın Şehri

Tetova’dan ayrılıp Makedonya’nın turizm merkezi Ohri’ye doğru yol alıyoruz. Ohri sakin, tertemiz bir göl ve orman manzarasıyla karşılıyor bizi. Daracık taş sokakları, balkonlarından çiçekler sarkan evleri, sayısız kilise ve minareleriyle… Makedonların en sevdiği yerlerden biri olan ve övünerek bahsettikleri Ohrid’i (Ohri) kenti ve gölü Üsküp’e yaklaşık 150 kilometre uzaklıkta. Çevresinde 365 tane kilise bulunan ve Avrupa’nın en derin gölü Ohri adeta denizi andırıyor. Kent aynı zamanda Ağustos 2001’de imzalanan ve altı ay süren etnik çatışmalar son verilerek Arnavutlara insani haklarının iade edildiği anlaşmaya ev sahipliği yapan yerleşim bölgesi olması nedeniyle de önem arz ediyor. 1385–1912 arası Osmanlı hâkimiyetinde kalmış, Ortaçağ’dan ve Osmanlı döneminden birçok izler taşıyan, aynı zamanda Slav ulusların kullandığı Kiril alfabesinin doğduğu yer olarak kabul edilen şehir incisiyle ünlü… Ohrid Gölüne özel Ohrid alabalığı lezzetli. Şopska salatası kesinlikle denenmeli. Özellikle Ohrid gölü kenarında bulunan Aziz Kliment ve Panteleimon Kiliseleri, Samoil Kalesi çok ilgi çekici. Bodrum’u andıran sokakları ve doğasıyla Ohri görülmeye değer turizm şehri. Bu şehir aynı zamanda İttihad ve Terakki’nin kurulduğu yer olarak da biliniyor.

Struga, Kuzey Makedonya
strumga
Struga

Bu bölge içinde yer alan bir başka turistik şehir de Struga. Ohri gölünden doğan Kara Drin Nehri boyunca yer alan şehir sakin yapısı ve güzel doğasıyla Avrupalı turistlerin tercih ettiği yerlerden. Ohri gölünde tekne turu yapıp korsan şapkasıyla fotoğraf çektirmeyi unutmayın.

Üsküp Saat Kulesi
Üsküp Saat Kulesi
Üsküp’ten Osmanlı İzleri
Üsküp Saat Kulesi / Sultan Murat Camii

Saat Kulesi, 1556/1573 yılları arasında, Osmanlı İmparatorluğu’nda yapılan ilk saat kulesi olma özelliğini taşıyor. Tarihi Sultan Murat camiinin yanında bulunan ve Üsküp’ün simgelerinden olan saat kulesi yüksekçe bir tepede bulunuyor. Avusturyalı General Pikolomini tarafından 1689 yılında ateşe verilen kule 1963 yılındaki depremde de büyük zarar görmüş. 2009 yılında restorasyonu yapılarak eski görünümüne kavuşturulmuş. Balkanların en eski ve en yüksek saat kulelerinden biri olan kule bahçesinde bulunan Sultan Murat Camii Üsküp’te Osmanlı döneminde inşa edilen ilk camilerden biri. Cami 1436 yılında Sultan Murad tarafından inşa edildi. Cami, Hünkâr Camii, Cami-i Atik ve en son olarak da Saat kulesine olan yakınlığından dolayı halk arasında Saat Camii olarak da biliniyor.

Taşköprü / Fatih Sultan Mehmet Köprüsü

Vardar Nehri üzerinde ve Üsküp şehir merkezinde bulunan tarihi Osmanlı köprüsü. Kimi kaynaklara göre Mimar Sinan tarafından yapıldığı belirtilmektedir. 13 kemer gözü bulunan köprünün kemer açıklıkları ise merkeze doğru genişlemekte ve yükselmektedir. Köprünün toplam uzunluğu 220 metredir. Kemer açıklıkları açısından en küçük açıklık 4 metre, en büyük açıklık ise 13.48 metredir. Üsküp bölgesinde Fatih Sultan Mehmet köprüsü olarak da bilinmektedir.

Yahya Paşa Camii

Yahya Paşa Camii, uzun ve adeta göklere kadar uzanan zarif ve kibar minaresiyle Üsküp’ün kuzeyinde bulunuyor. Caminin girişinde bulunan kitabeye göre, cami XVI yüzyılın başlarında Yahya Paşa tarafından imar edilmiş. Yahya Paşa Bosna ve Rumeli beylerbeyliğinde de bulunmuştur. Evliya Çelebi’nin Seyahatname ’sinde caminin güzelliğinden ve minarenin uzunluğundan bahsediliyor. 1963 yılındaki Üsküp depreminde ciddi hasar alan cami depremin ardından tekrar onarılarak hizmete açılmıştır.

Üsküp'e veda
Üsküp’e veda
Veda

Artık toparlanma vakti.
Gezildi, görüldü, anlamaya ve anlaşılmaya çalışıldı, notlar alındı, geçmişe dönüldü, geleceğe gidilemedi ve zaman ayaklarımızın altından Vardar Nehri gibi hızlıca aktı.

Her şeyden önce gitmeden az çok fikir sahibi olsam da üç günlük bir seyahatin bu toprakları bilmeye, anlamaya yetmeyeceğini belirtmek isterim.

Ama biliyorum ki bir şiirin, öykünün, şarkının ya da bir dostun elimizden tutarak götürdüğü; sevdiğimiz insanların çağırdığı, kendine âşık ettiği şehirlerden biridir Üsküp.

Bu yüzden anlamak yetmese de sevmek için tek sefer bile yeterlidir.

Saat kulesi meydanında Murat Paşa Camii avlusunda elifba okuyan çocuklara rastlamak, gülen gözlerine bakmak, umutlarını, sevgilerini hissetmek aynı dili konuşmak bile bu toprakları sevmek için yeterlidir.

Bu yüzden Makedonya’dan özellikle Üsküp’ten dönmek insana gurbete ilk kez giden birisinin burukluğunu hissettirir.

Not defterime “Bir yerden gitmekle, bir yerden geri dönmek arasında derin farklar vardır. Ben Üsküp’ten hiçbir yere gitmiyorum, sadece evime dönüyorum.” diye not düşüyorum.

Yanıma 6 asırlık çınar ağaçlarını, minareleri, ecdadın ayak izlerini, gülümseyen çocukları, Şar Dağları’nı, Vardar Nehri’ni kalbime alarak İstanbul’a dönüyorum.

Geride kalanlar ‘misafirlikte unutulan çocuklar’ gibi mahzun bakıyorlar arkamızdan.
Kendimce tam beş asır süren uzaklığa misafir olmuş, eti tırnaktan ayıran acıya son vermiştim.
Gördüğüm güzel bir rüya değilse yaşamaya değerdi.

Hoşça kal güzel Üsküp, hoşça kal sevgilim!
Vardar’ın mahzun güzeli! Hoşça kal!
Merhaba İstanbul, merhaba Üsküp’ün nazlı kardeşi!
…

Not Defteri 2026 verileriyle güncellendi
  • Nüfus: Kuzey Makedonya İstatistik Kurumunun 31 Aralık 2025 tahminine göre ülkede 1.819.074 kişi yaşıyor. 2021 nüfus sayımında yerleşik nüfus 1.836.713 kişiydi; nüfusun %61,6’sı kentsel, %38,4’ü kırsal yerleşimlerde yaşıyordu.
  • Etnik yapı (2021): Yerleşik nüfusun %58,44’ü kendisini Makedon, %24,30’u Arnavut, %3,86’sı Türk, %2,53’ü Roman, %1,30’u Sırp, %0,87’si Boşnak ve %0,47’si Ulah olarak beyan etti. Etnik aidiyet beyanı vatandaşlıkla aynı şey değildir.
  • Dinî aidiyet (2021): Nüfus sayımında %46,14 Ortodoks, %32,17 Müslüman ve %0,37 Katolik beyanı kayda geçti; kalan nüfus farklı dinî aidiyet, inançsızlık veya diğer kategorilerde yer aldı.
  • Ücretler: Ağustos 2026’da ülke genelinde ortalama aylık net ücret 48.733 denar, ortalama brüt ücret 73.336 denardı. Eski nottaki “400 Euro memur maaşı” ifadesi karşılaştırılabilir güncel bir gösterge olmadığı için ülke ortalamasıyla değiştirildi.
  • Para birimi: Makedon denarıdır (MKD).
  • Ekonomi: Tarım ve hayvancılık önemini korumakla birlikte imalat sanayii, hizmetler, ticaret ve ulaştırma da ekonominin belirgin parçalarıdır; eski nottaki “ağır sanayi yok” ifadesi bugünün ekonomik yapısını açıklamak için fazla geneldir.
  • Avrupa-Atlantik konumu: Kuzey Makedonya 27 Mart 2020’den beri NATO üyesidir. 2005’ten beri Avrupa Birliği aday ülkesidir; katılım müzakereleri 2022’de başlamış, tarama süreci 2023’te tamamlanmıştır.
  • Coğrafya: Ülkenin yüzölçümü yaklaşık 25.436 km²’dir. Vardar ana akarsu sistemidir; Ohri, Prespa ve Doyran gölleri ülkenin en bilinen gölleridir.

Sayısal veriler 25 Ekim 2026 itibarıyla Kuzey Makedonya Devlet İstatistik Kurumu, NATO ve Avrupa Komisyonu kaynaklarına göre güncellenmiştir.

Gezi Notlarından mutfak, şehirler ve kültürel bağlar
  • Mutfak: Balkan ve Anadolu mutfakları arasındaki benzerlik bugün de hissediliyor. Şopska salatası, güveçte kuru fasulye, köfte, biberli mezeler ve sütlü tatlılar seyahat boyunca karşıma çıkan tanıdık tatlar arasında. Eski notlarımda “kaymakçina” ve “manca” özellikle yer etmiş.
  • Şehirler: 2021 sayımında Üsküp 526.502 kişiyle açık ara en büyük yerleşim. Onu Kumanovo 75.051, Manastır/Bitola 69.287, Pirlepe/Prilep 63.308 ve Kalkandelen/Tetovo 63.176 kişiyle izliyor.
  • Türkiye ile bağlar: Eğitim, kültür, restorasyon ve ortak tarih alanlarındaki ilişkiler bugün de güçlü. Özellikle Osmanlı mirasının korunması, Türkçe öğretimi ve kültürel faaliyetler bu bağın görünür olduğu alanlar.
  • Vardar: Ülkenin ana akarsu sistemi olan Vardar, Üsküp’ün şehir hafızasının da merkezinde. Yazının başlığındaki “Vardar’ın mahzun güzeli” ifadesi bu coğrafi bağın ötesinde, seyahatin duygusunu taşıyor.
Kuzey Makedonya Hakkında

Bu gezi notlarının üzerinden yıllar geçti. Ülkenin adı, nüfusu, ekonomik göstergeleri ve Avrupa-Atlantik konumu değişti; fakat Üsküp’ün çok katmanlı hafızası, Ohri’nin dinginliği ve Balkan coğrafyasının kültürel çeşitliliği yazının ana duygusunu hâlâ taşıyor.

Resmî adKuzey Makedonya Cumhuriyeti. Prespa Anlaşması sonrasında yeni ad 2019’da yürürlüğe girdi.
BaşkentÜsküp. 2021 sayımında şehirde 526.502 kişi yaşıyordu.
Nüfus31 Aralık 2025 tahmini: 1.819.074 kişi.
YüzölçümüYaklaşık 25.436 km².
Para birimiMakedon denarı (MKD).
NATO / AB2020’den beri NATO üyesi; 2005’ten beri AB aday ülkesi.

Ülke, Slav, Arnavut, Türk, Roman, Sırp, Boşnak ve Ulah topluluklarının bir arada yaşadığı çok kültürlü bir Balkan ülkesi. Ohri Gölü ve tarihî Ohri bölgesi, doğal ve kültürel değerleri birlikte taşıyan UNESCO Dünya Mirası alanlarından biri. Üsküp Eski Çarşı, Taşköprü, camiler, hanlar ve hamamlarla Osmanlı döneminin şehir dokusunu; modern merkez ise Yugoslav döneminden ve bağımsızlık sonrasından gelen başka bir mimari katmanı yan yana yaşatıyor.

Güncel bilgi kaynakları: Kuzey Makedonya Devlet İstatistik Kurumu · NATO · Avrupa Komisyonu · UNESCO – Ohri Bölgesi

Tarihsel bağlam: Aşağıdaki “Paylaşılamayanlar” bölümü, seyahatin yapıldığı dönemde bölgede canlı biçimde tartışılan kimlik, isim ve tarih mirası meselelerini kaydeden özgün gezi notudur. Prespa Anlaşması sonrasında ülkenin resmî adı 2019’da Kuzey Makedonya Cumhuriyeti oldu ve ülke 2020’de NATO’ya katıldı. Bu nedenle aşağıdaki bazı ifadeler güncel siyasî durumu değil, yazının kaleme alındığı dönemin atmosferini yansıtır.
Paylaşılamayanlar Yazının tarihsel döneminden notlar

-Yunanlılar, Makedonların havalimanına Büyük İskender demesine karşı çıkıyor, İskender’in kendilerine ait olduğunu iddia ediyorlar.
— Yunanlılar Makedonların Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya (FYROM) ismini kullanmasını istiyor. “Makedonya ismi Yunanistan’ın kültürel ve tarihsel mirasını kapsar.” diye itirazları var. Oysa “Makedonya Cumhuriyeti” 125 BM ülkesi tarafından zaten tanınmış. Yunanistan ülkeyi tanımadığı gibi “İsmini değiştirmesini aksi halde Avrupa Birliği’ne üyeliğine kabul edilme durumunu veto derim.” tehdidinde…
— Rahibe Teresa da paylaşılamayan isimlerden. Ulahlar Teresa’nın “Babasının Ulah’ olduğunu, Arnavutlar ise, ‘Annesinin Prizrenli Katolik bir Arnavut’ olduğunu ve Üsküp’te yaşadığını iddia ediyor. Tartışma: “Rahibe Teresa bizim!”
— Makedonlar ünlü şair Nikola Vaptsarov için “Bizle beraber savaştı, bizdendi.” dese de Bulgarlar, “Bizim vatandaşımızdı.” iddiasında!
— Sırplar, Makedon kilisesini tanımıyor, “Bizim kilisemiz sizi de kapsar” diyorlar.
— Yunanlılar ne devleti, ne kiliseyi, ne de Makedon milletini tanıyor.
—Makedonların azizleri Aziz Kiril ve Aziz Metodiy (Kiril alfabesini bulan papazlar) kendi azizleri olduğunu söylüyor. Bulgarlar kendi. Sonuçta her iki ülkede de aynı isimde üniversite ve bolca heykelleri olduğu biliniyor.
— Osmanlı’ya karşı savaşan ulusal halk kahramanları Gotse Delchev’de bir başka sahiplenme konusu. Makedonlar “Bizim kahramanımız!” desede; Bulgarlar’ın pek kaptırmaya niyetleri yok gibi”
—Türklerle de paylaşamadıkları şeyler de var. Makedonlar Vardar’ın üzerindeki Fatih’in eseri Taşköprü’nün Roma imparatoru Justinyan’dan kaldığını iddia ediyorlar. Sırplar “Çar Duşan yaptırdı.” diyor.


Nurdal Durmuş sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

YAZAR

Nurdal Durmuş

Saha Toplum Makale

Kaynak ve kullanım notu

Kısa alıntılar, Nurdal Durmuş adı ve bu yazının bağlantısı kaynak gösterilerek kullanılabilir. Yazının tamamının veya önemli bir bölümünün izinsiz olarak kopyalanmasına, yeniden yayımlanmasına ya da kaynak belirtilmeden kullanılmasına izin verilmez.

© 2026 Nurdal Durmuş Yazının bağlantısıBağlantıyı aç ↗

8 yorum

  1. Bir şehirde Osmanlının izlerini sürmek ne kadar mutluluk vericidir…Yahya Kemal’in Üsküplü olduğunu bilmiyordum öğrendik sayenizde Üstad..

    Üsküp!..O kadar güzel anlattınız ki gidip görmesek bize darılacak bir çocuğun gözlerinde gördük sanki… kendimizi..Saat kulesini,Fatih Sultan Mehmet köprüsünü gidip görmek nasip olur inşaAllah..Bir yerlerde Osmanlının kokusunu duymak ismini görmek ne kadarda huzur verir insana.. Kiliseler şehrin en güzel yerlerinde denize munhasır inşa edilmiş taşı ayrı toprağı ayrı… Camilere biraz ikinci sınıf muamelesi yapılmış sanki yetim bırakılmış miras gibi duruyorlar..küçükler ama içleri tarihi çok güzel yansıtmış el işçiliklerine bayıldım desem yeridir..

    “Ama biliyorum ki bir şiirin, öykünün, şarkının ya da bir dostun elimizden tutarak götürdüğü; sevdiğimiz insanların çağırdığı, kendine âşık ettiği şehirlerden biridir Üsküp.

    Bu yüzden anlamak yetmese de sevmek için tek sefer bile yeterlidir.”

    bu sözün altına kalbimizle imzamızı atıyoruz vesilenizle..
    Yansımaların Akdeniz isimli eserini açtım yazınızı okumak için güzel bir ön hazırlık yaptım sonra sanki sizinle makedonyaya gittim,ne uçak bileti ne yorgunluk,ne baş ağrısı ne şişen topuklarım oldu..güzel bir nisan sabahının ilk saatlerinde kahvemi yudumlarken mahzun güzeli ziyaret edip geldim sanki..yazının sonuna gelince anladım sanırım hayal alemine doğru fazlaca iliştirmişim kendimi kurtulmak zor oldu biraz..Nurdal Abi..Ellerinize sağlık kaleminize kuvvet bizler gidemiyoruz amma velakin bizim için gidip gören gezen hisseden ve hissettiren bir ağabeyimiz var..Eksik olma abim..

  2. Oralarda… Ezan sesi… Hakikaten başlı başına bütünleyici bir yeri var; hayatla insan arasında. Şimdilerde taşındığım muhitte normal ev ortamında ezan sesi duyulmuyor, sessiz olunca geliyor sadece uzaklardan sesi… Unutmuyorum, bir keresinde eski ev…imizde sabah ezanı vakti geldiği hâlde okunmamıştı -ki o zamanlar sabah ezanı sesinin uyandırması rahatsızlığına dayanarak “sosyete müsbettelerine” göre kısılması mevzu bahisti. Ne oluyor dedim bir an ürpererek. Ezan okunmamıştı o gün. İçim kararmıştı… NE MUTLU EZAN SESİNE!

  3. Neyin kavgası anlamadım. Adam gezmiş paylaşmış yazının ilk bölümü özgün ikinci bölümün bazı yerleei haliyle resmi raklamlar içeriyor ve elbette makedonyanın büyük şehirleri ve nüfusu gibi arattığınızda çıkar. Bunda anormal bir şey yok. Yazı genel hatlarıyla zaten oldukça öyküsel bir dille kaleme alınmış. Neyse ayrıca kıskanmanın falan anlamı yok. Adam iyi gezmiş ve iyi yazmış kardeş…

  4. dönem ödevi gibi olmuş. o kadarda övecek birşey yok. bu bilgilerin önemli kısmı internette var. google’a aratmak yeterli. nefise hn haklı. abartacak bir durum yok ortada.

  5. evet, o link bencede çok göz tırmalayıcı olmuş. tv.de ekranın altından pırtlayıp,34bilmem kaça mesaj adın cebinize gelsin mesajları gibi. ayrıca, insanların size böylesine hayranlık duymasını anlamakta güçlük çekiyorum. medine kardeşim, canın sıkıldığında inşirah okumak emin ol içini daha çok ferahlatır. dostoyevski değil adam, hepi topu nurdal durmuş. bu kadar kasmayın. sonra kibir yüklü insanlar doğuruyor bu satırlar.

  6. Allahım! hastanede sıra beklemek kadar sinir bozucu bir durum yok!üstelik ingilizce yazılım vardı bugün..hastaneden çıkıp koşa koşa kursa yetişicektim…sıra beklerken ben cerrahpaşa hastanesinde ingilizce sınavının stresi içerisindeydim…off dedim içimden keşke ingilizce kitaplarımdaki yazılarda nurdal abimin yazıları kadar beni heyecanlandırsa,okurken su gibi içsem satırları ve bu beni mutlu etse..farklı duygularda yolculuğa çıkarsa keşke beni dedim o anda makedonya günlüklerini e-postamda !abii bi okumaya daldım ,hastanede olduğumu unuttum inan…hani koridorda kısık seslerin birleşiminden oluşan bir gürültü olur ya..boş oturmaktansa ders çalışmayı yeğleyen bir öğrenci her nekadar o ortamda ders çalışmaya çalışsada çalışamaz… Ama senin yazın olduğunda okunuyor nurdal abi hemde bal gibi… Hatta ben o yazıyı okurken telefondan yanımda oturan bir beyefendininde çaktırmadan makedonya günlüklerini okumaya çalışması komikti..e nede olsa nurdal durmuş’un yazısı;)

  7. Balkan savaslarindan mahcup bir gulumsemeyle ufka daliyor Makedonya…Gecmisin durmadan buyuyen cografyasi..Osmanli’nin desenleriyle dununden gectigi huzunlu ebrusu…Goruyorum ki hala komunizmin ve hacli saldirilarin berisinde nefes alan bir yani var gecmisinin,ne iyi diyorum ‘silinmez izler’ yerli yerinde… Kisa surede ,adam akilli izlenimler,pek cok merakimi giderdi,eyvallah olsun… Yaziyi okurken kisik bir sesle Janis Joplin – The Rose dinliyordum,garip bir eslesme yarattim beynimde,fena da olmadi bence:) Dilerim bize de bizzat gormek nasip olur.O vakit ‘Nurdal bundan soz etmis olmali’ deme ayricaligini da yasamis oluruz:) Kalbimle…

  8. Abi oralar benim doğup büyüdüğüm yerler ne güzel anlatmissin ya kıskandım resimlerini