Şavşat İstanbul’dan 1400 km yol kat edip Çoruh’la buluşur, sarp dağlardan, yamaçlara kurulmuş tek tük ahşap evlerden, kıvrımlı yollardan sabırla akıp iki dağın arasında yemyeşil ve çam ormanlarının çevrelediği muhteşem bir vadiye kavuşursunuz: Şavşat’a…
Şavşat bir şehirden, kasabadan, kent kültüründen adeta yeni bir medeniyete açılan kapıdır. Bu eşsiz doğa, vefalı bir dost gibi kucaklar sizi. İçtendir. Yüzlerine baktığınız her insan tanıdıktır. İlk selamlaşmanız; yıllardır özlemini çektiğiniz değerli bir komşunuzu, akrabanızı, ailenizden birini görmüş hissiyle cevap bulur. İlçenin doğal güzellikleri baştan sona, sizi kendine çağırır.
Bir süre içinde bulunduğumuz modern cinnete ara verip, elektriksiz yayla evlerinde yıldızlarla el ele tutuşmak, suları topraktan çıktığı ilk kaynaktan yudumlamak, berrak derelerinde hayal yüzdürmek; caddelerin, sokakların, arabaların, işaret levhalarının hatta yolun bile olmadığı vadilerde özgürce içinize dönme telaşıyla dolarsınız. Bu şirin ilçe bütün yorgunluğunuzu unutturan bir anne gibi şefkatle kucaklar sizi.
Az gider, uz gider dere tepe düz gider en son kendi içinize varırsınız! “Allah’ım verdiğin özgürlüğü seviyorum” diye içten şükreder ve huzur bulduğunuz muhteşem dualar edersiniz. Çünkü artık, göğe komşu topraklardasınızdır. Etrafınızda gördüğünüz; yemyeşil ormanlar, bin bir renkli çiçekler, rengârenk kelebekler, tertemiz akarsular, muhteşem mimarisiyle ahşap konaklar ve evlerdir. Öyle ki şehir hayatına alışan her insana düşündürdüğü tek gerçek his: Bu coğrafyaya yakışmayan tek şey modernitedir.
Çünkü Şavşat’ın modası lastik ayakkabı giymek, orman yollarında çamur bulaşmasın diye paçalarını yukarı katlamak, sonsuza uzayan patikalardan yaylalara yürümek, tırpanla çayır biçmek, sislerin arasında işaret levhaları olmadan yol almak, gökyüzünde tek bulut yokken şiddetli bir sağanağa tutulmaktır.
Burada erik daha erik, kiraz daha kiraz, vişne daha vişnedir. Ellerinize değen her şey, her nimet size ilk kaynağından, zerre leke bulaşmadan ulaşan yeni bir hayat kaynağıdır. Su daha su, ekmek daha ekmektir. Ahşap evlerin çatılarında kurulu metal uydu antenlerinin yansıttığı tek görüntü: “Modernitenin ve teknolojinin burada mutsuz olduğu gerçeğidir.”
Aklınıza ne haber bültenleri, ne gazete manşetleri ne de hengâmeli yaşamın sizi yoran iş yoğunluğu veya dünya hırsları gelir. Gördüğünüz bu güzellikler karşısında çevreyi kirletmeden ormanın derinliklerine dalıp iyi birer insan olabilirseniz, belki Şirinler’i görebilir, olmadı mantar toplayabilirsiniz.
Elbette Şavşat’da yaban hayatın koruma altında olduğu gerçeğini göz ardı etmeden ve yöreyi bilen insanlardan yardım almadan çok fazla ormanın derinliklerine dalmayın! Zira yabanî hayvanlarla rastlaşabilir, koruma altındaki boz ayılardan sağlam bir tokat yiyebilirsiniz.
Siz yine de ormanın derinliklerindense ‘göle ve göğe bakma duraklarında’ su, hava, orman ve yıldız seyredin. Yaylalara gidin. Çimenlere basın. Köylere, tarlalara ve insanlara koşun. Umut, hüzün, yeşil ve gökkuşağının arkadaşlarına, Yağmurun ellerinden tutarak mendil kapmaca oynayan çocuklara koşun.
En iyi arkadaşı umut, hüzün, yeşil ve gökkuşağı olan çocuklara… Kapısını size açan tanımadığız insanlarla birlikte “Dünyada bu kadar güvende olduğum ve huzurlu bulduğum başka bir yer var mıdır?” duygusunun sizi nasıl kuşattığını görün.
Şavşat’ı yalnızca ormanları, gölleri ve yaylalarıyla anlatmak biraz eksik kalır. Çünkü burada yürüdüğünüz her yolun, çıktığınız her tepenin, bazen önünden fark etmeden geçtiğiniz bir taş duvarın arkasında uzun bir tarih vardır. Bir coğrafyayı güzel yapan yalnızca manzarası değildir. O manzaranın içinde yaşayan insanların hafızası, dilleri, hikâyeleri, evleri, yolları ve geride bıraktıkları izler de o güzelliğin bir parçasıdır.
Şavşat ve çevresinin tarihî katmanları antik dönemlerden Orta Çağ’a, Bagratlı ve Atabek dönemlerinden Osmanlı’ya ve Cumhuriyet’e kadar uzanır. Bu nedenle Şavşat’ta tarih yalnızca kitaplarda kalmaz; kimi zaman bir kalede, kimi zaman eski bir ibadet yapısında, ahşap bir evde, bir çeşmenin taşında veya bir köy yolunda yaşamaya devam eder.
Şavşat’ta geçmiş bazen okunmaz; yolda yürürken karşınıza çıkar.
Artvin ili özellikle Camili Bölgesi ve Şavşat ilçesi son yıllarda yayla, doğal zenginlik ve kültür turizmi açısından eşsiz kaynaklara sahip ve yeni keşfedilen ciddi turizm potansiyeli taşımaktadır. İlçeye bağlı bütün köylerin ve köylere ait yaylaların hemen hepsinde henüz keşfedilmemiş nice doğal güzellikler, insanı kendine çağıran müthiş mimari miras ve kültürel kaynaklar mevcuttur.
Bu açıdan Şavşat için bilinen yerlerinin dışında, bilinmeyenleriyle de çok güzel ve adımladığınız her yerde size aradığınızı fazlasıyla sunacak, sürprizler vaat eden bir yeryüzü cenneti tabirini kullanabiliriz. Doğu Karadeniz’in en uzak yerleşim yeri olan bu güzel bölgeye yolu düşecekler için görmeniz gereken birkaç bölgeden de kısaca bahsedelim.
Karagöl, Sahara Milli Parkı içerisinde bulunan korumaya alınmış bir bölgededir. Şavşat’a yaklaşık 25 km uzaklıkta bulunan gölün yüzölçümü 25.000 m2, derinliğinin ise 28-35mt aralığında olduğu bilinmektedir. Çevresinde ladin, çam ve köknar ağaçları bulunan Türkiye’nin göl turizmi açısından en önemli merkezlerinden birisi olan Karagöl’de kayda değer bir konaklama veya insanların günlük ihtiyaçlarını karşılayabileceği ciddi bir tesis maalesef bulunmamaktadır.
Yüzlerce turist ve yöre halkının gittiği popülaritesi her geçen gün artan ve yavaş yavaş kıyıları kirlenmeye başlayan gölün çevresinde sadece özel sektör tarafından inşaa edilmiş 20 kişilik konaklama tesisi mevcuttur.
Çöküntü sonucu oluşmuş gölün içerisinde Aynalı Sazan, Kaya sazanı ve 11 çeşit akvaryum balığı barınır. Etrafında kaynak suları ve çeşmeler mevcuttur. Ladin çam ormanlarının kucağındaki gölü sınırlarında barındıran Şavşat Meşeli Köyünün M. Ö. 3000 yıllarında yerleşim yeri olduğu ve göl kıyısında 400–500 yıl önce insanların tarımla uğraştığı tahmin edilmektedir. Göl kenarına kadar araçla ulaşım vardır.
Karagöl-Sahara Millî Parkı, aynı coğrafyanın birbirinden farklı iki karakterini bir araya getirir. Karagöl, yoğun ladin ve çam ormanlarının arasında saklanan bir sessizlik gibidir; Sahara ise yüksek dağların arasında açılan yayla düzlükleriyle başka bir Şavşat gösterir. Karagöl’ü rakamlarla anlatmak yine de eksik kalır. Oraya ilk kez giden insanın aklında gölün kaç metre derin olduğu değil, ormanın arasından birdenbire karşısına çıkan suyun sessizliği kalır. Bazen bir yeri tanımak için hakkında çok şey bilmeniz gerekmez; bir süre kıyısında sessizce oturmanız yeterlidir.
Karagöl-Sahara Millî Parkı haritasını aç
Yayla turizmi açısından Türkiye’nin en güzel fakat araç ulaşımı olmaması nedeniyle çok az bilinen göllerinden biridir. Şavşat’ın Hantuşet (Hanlı) ile Verhunal (Karaağaç) köylerine ait yaylaların kesiştiği noktada bulunmaktadır. Deniz seviyesinden yaklaşık 1900 metre yüksekte olan gölün etrafında veya yakınlarında rakım dolayısıyla doğal orman veya herhangi bir ağaç türü yetişmemektedir. Göl dağlarda eriyen kar sularının oluşturduğu dere yataklarından beslenir.
Bir tarafı sazlık ve içinde ada bulunan gölün dibinin bataklık olduğu bilinmektedir. Göle yaklaşık 6 yıl önce 35.000 adet civarında sazan balığı bırakılmış ve koruma altına alınmıştır. Günümüzde ağırlıkları 8 kiloya kadar çıkan balıklara rastlamak mümkündür. Av yasağı devam etmesine rağmen maalesef tüfekle ve çeşitli ilkel yöntemlerle kaçak avlanma yapılmaktadır. Göle Hanlı köyü veya Karaağaç köyü yaylasından sadece yaz aylarında yaklaşık 4 km yürüyerek ulaşılmaktadır.
Olumsuz hava şartları nedeniyle kışın ne yaylalara ne de göle ulaşım imkânı bulunmamaktadır.
İlçe merkezinden 14 Kilometre uzaklıktaki Cevizli Köyü’ndedir. Şavşat’ın en ünlü tarihi-turistik eserlerinden biridir. Bağratlı Beylerinden Kukh Aşut tarafından 10. Yüzyılın ilk yıllarında yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Duvarlarında çok sayıda kabartma, oyma, mazark türünde süslemeler, Hz. İsâ ve havarilerinin resimleri vardır. Turistlerin en fazla ziyaret ettikleri eserlerin başında gelen kilise ulaşım problemi olmadığı için yılın her mevsiminde ziyaret edilebilir.
Cevizli Köyü’ndeki Tibeti Kilisesi yalnızca Şavşat’ın değil, bölgenin Orta Çağ tarihinin önemli tanıklarından biridir. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Portalı’ndaki kayıtlara göre yapının günümüze ulaşmış kitabesi bulunmamakla birlikte 899–914 yılları arasında Bagratlı Prens Aşut Koh tarafından yaptırıldığı kabul edilmektedir. Yapı sonraki yüzyıllarda onarımlar görmüş, bölgenin İslamlaşmasının ardından bir dönem cami olarak kullanılmış; 1885 yılında yıldırım sonucu zarar görmüş ve kubbesi 1953 yılında çökmüştür.
Tibeti’ye baktığınızda aslında yalnızca eski bir kiliseye bakmazsınız. Bir coğrafyanın dininin, dilinin, yönetiminin ve insanlarının yüzyıllar içerisinde nasıl değiştiğinin sessiz bir tanığı önünüzde durmaktadır. Şavşat’ın en güzel taraflarından biri de belki budur: geçmişin izlerini bugünün içinde görebilmek.
Tibeti Kilisesi haritasını aç
Şavşat ilçesinin 7 km. kuzeybatısında yer alan Köprülü köyündedir. Bölgedeki kiliselerin merkezi sayıldığı tahmin edilmektedir. Kıpçaklı beylerinden Zor Tana tarafından yaptırılan kilisenin bugün yalnızca kalıntıları vardır.
Şavşat ilçesine bağlı Köprülü Köyünde bulunmaktadır. Eser, kendi istekleri ile İslamiyet’i kabul eden Hıristiyan Atabeklerinden Zor Tana tarafından muhtemelen XVI. Yüzyılda yaptırılmıştır. Mimari açıdan sade, minaresi bulunmayan bir yapıdır. Ayrıca ilçe merkezinde bulunan Kemal Paşa Camii’nde eski bir eser olup yapılış tarihinin 1909 olduğu bilinmektedir.
Şavşat İlçesi Kayadibi köyü Arsiyan Yaylası’nda yaklaşık 2.600-3.500 metre yüksekliğindeki bölgede bulunan Boğa, Çimenli, Kız ve Uzungöller’in heyelan veya buzul işlemesi sonucu oluştuğu bilinmektedir. 2006 yılında yapılan bir incelemede göllerin üzerinde toplam 12 adet de yüzen ada ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca Arsiyan Yaylası’nda bu göllerin dışında irili ufaklı 20 kadar göl daha bulunmaktadır.
Göller bölgesine yakın yere kadar araçla gidilse de sonrasında sizi göllerin bulunduğu zirvelere tırmanmak için zorlu bir yürüyüş parkuru beklemektedir.
Arsiyan’a çıktığınızda Şavşat’ın ormanlarla çevrili vadilerinden bambaşka bir coğrafyaya geçersiniz. Ağaçların yerini yüksek dağ çayırları, kayalıklar, küçük göller ve kilometrelerce uzanan açık bir gökyüzü almaya başlar. Buralarda manzara yalnızca güzel değildir; insana biraz da dünyadan uzaklaşmışlık hissi verir. Telefonun çekip çekmediğini kontrol etmeyi bıraktığınız, önünüzdeki dağın arkasında ne olduğunu merak etmeye başladığınız yerlerdendir. Belki de “Göğe Bakma Durağı” sözünün Şavşat’ta en çok karşılık bulduğu yerlerden biri Arsiyan’dır.
Arsiyan Yaylası haritasını aç
Şavşat-Ardahan karayolunun yaklaşık 15. kilometresinde Kocabey Köyü’ne ait yayla evleri ve etrafındaki düzlüklerden oluşan bu kışlalar, ormanı, suyu, temiz havası ve doğal güzellikleriyle eşi az bulunur bir mesire yeridir. Yazın tatilcilerin uğrak yerlerinden biri olan alana özel araçla veya Şavşat-Ardahan arasında sefer yapan taşıtlardan yararlanarak gidebilirsiniz. Kocabey kışlalarının rakımı yüksek olduğundan (tahminen 1700–1800 metre) hem orman hemde yayla havası özelliği taşımaktadır.
Şavşat’ın en önemli turizm değerlerinden biri olan ve her yıl temmuz ayının son hafta sonu düzenlenen ‘Sahara Pancarcı şenlikleri’ de burada yapılmaktadır.
Şavşat ilçesi Hanlı Köyü yaylasına 6 km mesafede bulunur. Buzul ve krater göllerinin oluşturduğu akarsuların birleştiği alanın ismidir. Soğuk ve temiz dere yatağı içerisinde dünyada çok az sayıda bulunan kırmızı pullu alabalık barındığından bu ismi almıştır. Araç ulaşımı yoktur. Yaklaşık 1900 metre rakımdadır. Hanlı köyü veya Arpalı köyü yaylalarından sadece yaz aylarında yürüyerek ulaşabilir ve dere yatağında elle veya ağla balık tutabilirsiniz.
Hanlı Köyü yaylasının sınırlarında bulunan 7 adet gölden oluşmaktadır. Kazan gölleri ismini çapları yaklaşık 6 metrekare olan 7 adet kazan şeklindeki gölden almıştır. İlçe merkezine yaklaşık 50 km uzaklıkta olması ve araç ulaşımının olmaması nedeniyle sadece o bölgede yaylası bulunan köylüler tarafından bilinen keşfedilmemiş eşsiz güzellikte bir doğal oluşumdur.
Suyu değişik renklerde olan bu göllerin derinliği, nasıl oluştukları ve özellikleri konusunda keşfedilmemiş bölge olduğu için bilimsel bir veri bulunmamaktadır.
Şavşat´ın Satlel (Söğütlü) Köyü ile Carat (Köprükaya) arasında, Şavşat’ın 2 km güneydoğusunda bulunan bu kale, Bagrat Krallığı döneminde moloz taşlarından yapılmıştır. Diğer benzer kalelerle karşılaştırıldığında 9. yüzyılda yapıldığı ve 19. yüzyıla kadar kullanıldığı tahmin edilmektedir. 16. yüzyılda Osmanlılar tarafından, öncesinde ise Çıldır Atabeyleri tarafından kullanılan kale 70×75 metre ebatlarındadır.
Satlel Kalesi, ilçe merkezine oldukça yakın olmasına rağmen Şavşat’ın günlük hayatının arasında bazen gözden kaçan önemli tarihî yapılardan biridir. Resmî kaynaklarda yapının Bagratlı dönemi kaleleriyle mimari benzerliği nedeniyle IX. yüzyıla tarihlendirildiği; daha sonraki dönemlerde de kullanıldığı belirtilmektedir. Satlel’e çıktığınızda aşağıdaki vadiye bakarken kalenin neden tam oraya yapıldığını anlamak zor değildir. Yüzyıllar önce aynı noktadan aynı dağlara bakan insanların ne düşündüğünü ise hiçbir tarih kitabı söylemez.
Satlel Kalesi haritasını aç
Yapım tarihi hakkında kesin bir bilgi bulunmayan bu kale, Şavşat’ın 8 km doğusunda Hanlı (Hantuşet) Köyü’nde bulunmaktadır. Benim de birkaç kez de ziyaret ettiğim kalenin daha çok kilise yapısını (tahminen şapel) andırdığını söyleyebilirim. Bu kale hakkında büyüklerimizden bir sürü efsane dinlemiş olsam da ne amaçla yapıldığına dair bir bilgiye sahip değilim.
Hanlı Köyü’nü karşıdan gören Güney adı verilen dağın tepesinde bulunan kalenin yaklaşık beş yüz metre altında bir de mağara bulunmaktadır. Mağarayla kale arasında gizli bir yol olduğu düşünülmektedir. Yine efsanelere göre, Milli Mücadele döneminde köylüler düşmandan korunmak için bu kaleye sığınmışlardır. Kaleyi ziyaret etmek için ilçeye 17 km uzaklıktaki Hanlı Köyü’ne araçla gidip yaklaşık bir buçuk kilometre yürüyerek dağın zirvesine çıkmanız gerekmektedir.
Kim bilir belki, dağın yamaçlarında koruma altına alınan boz ayılarla karşılaşabilirsiniz. Dikkatli olmanızda fayda var.
1. yüzyıl ortalarında Gürcü Kraliçesi Tamara tarafından yaptırılan Parih Kalesi, Şavşat’ın Balıklı Köyü’nde bulunmaktadır. Şavşat’ın 16 km güneybatısındadır.
Yapım tarihi belirlenemeyen Tukharis Kalesi, Şavşat’ın 6 km batısındaki Kayadibi Köyü’nün arkasında bulunan tepe üzerine moloz taşlar kullanılarak yapılmıştır. Şu anda harap bir durumda bulunmaktadır.
Şavşat ilçesinin Ilıca Köyü’ndedir. Konaklama ve yiyecek tesisleri mevcut olup sıcak suyu romatizmal hastalıklara iyi gelmektedir.
Şavşat’ın Dutlu Köyü’ndedir.
Şavşat’ın güzelliği yalnızca yıllardır bilinen birkaç gezi noktasından ibaret değildir. Bazen ilçeyi gerçekten tanımak için ana yoldan çıkmanız, köylere doğru yönelmeniz ve haritada küçük görünen yolları takip etmeniz gerekir. Şavşat Belediyesi’nin güncel gezi rotalarında da Pınarlı Köyü Balık Gölü ve Şıratalar, Maden/Bazgiret, Bazgiret Şelalesi, Papart Şelalesi, Boselta Yaylası, Meşeli Köyü Kışlası ve Efkar Tepesi gibi pek çok durak yer almaktadır.
Ahşap köy dokusu, yayla kültürü ve doğal çevresiyle öne çıkan Maden/Bazgiret hattı, özellikle Bazgiret Şelalesi ile Şavşat’ın hem kültürel hem doğal karakterini bir arada yansıtır.
Haritada aç ↗
Meydancık sınırlarında, Papart Vadisi içinde bulunan şelale; yoğun orman, su ve yüksek dağ ekosisteminin bir araya geldiği doğal bir duraktır.
Haritada aç ↗
Yaklaşık 2.000 metre rakımda, ormanlarla çevrili yüksek dağ gölü ve çevresindeki yürüyüş rotalarıyla daha sakin bir Şavşat arayanlara hitap eder.
Haritada aç ↗
Şavşat’ın gündelik hayatını, üretim biçimlerini ve kaybolmaya yüz tutmuş geleneksel eşyalarını bir arada görebileceğiniz önemli bir hafıza durağı.
Haritada aç ↗Bazgiret adıyla da bilinen Maden Köyü, Şavşat’ın yalnızca doğal güzelliğini değil, köy yaşamını ve kültürel peyzajını da görebileceğiniz özel yerlerden biridir. Şavşat Belediyesi köyün üç tarafının kaya ve ormanlarla çevrili bir vadide bulunduğunu; çevresindeki su kaynakları, şelaleler ve ahşap sivil mimarinin köyün belirgin özellikleri arasında olduğunu aktarıyor. Bazen Şavşat’ın en etkileyici manzarası bir göl veya dağ değildir. Bir yamaca tutunmuş birkaç ahşap ev, önünde biçilmiş bir tarla ve eve doğru ağır ağır yürüyen bir insan da aynı duyguyu verebilir.
Maden Köyü çevresindeki doğal güzelliklerin en dikkat çekici duraklarından biri de Bazgiret Şelalesi’dir. Şavşat Belediyesi’nin güncel gezi rotalarında ayrı bir durak olarak yer verilen şelale, köyün yalnızca mimarisi ve yayla dokusuyla değil, suyun şekillendirdiği doğal güzelliğiyle de öne çıktığını gösterir. Belediye sayfasında şelaleye yürüyüş parkurları ve patika yollar üzerinden yaklaşık 40 dakikalık bir doğa yürüyüşüyle ulaşıldığı, sarp kayalıklar arasından dökülen suyun özellikle fotoğrafçılık ve doğa yürüyüşü için dikkat çekici bir manzara sunduğu belirtilmektedir.
Bazı yerler ilk bakışta büyük bir sessizlikle karşılar insanı. Sonra biraz yaklaştığınızda, kayanın içinden çıkan suyun sesi o sessizliğin aslında canlı bir ritim taşıdığını hissettirir. Bazgiret Şelalesi de Şavşat’ın tam böyle köşelerinden biridir.
Bazgiret Şelalesi haritasını aç
Meydancık tarafındaki Papart Vadisi, Şavşat’ın güçlü doğal alanlarından biridir. Şavşat Belediyesi Papart Şelalesi’nin vadi içinde yer aldığını ve yaklaşık 50 metre yüksekten aktığını belirtmektedir. Buraya geldiğinizde suyu yalnızca görmezsiniz. Önce sesini duyarsınız. Sonra vadinin içerisinde nereden geldiğini ararsınız. Belki de Şavşat’ta yapılacak en güzel şeylerden biri budur: bazı şeyleri bulmak için önce onları dinlemek.
Pınarlı Köyü sınırlarındaki Balık Gölü, Şavşat Belediyesi’nin güncel bilgilerine göre yaklaşık 2.000 metre rakımda bulunan, üç tarafı ormanlarla çevrili yüksek bir dağ gölüdür. Aynı bölgede Şırata Gölleri adıyla anılan başka göller de bulunur. Buralarda kalabalık azalır, ses azalır, yol daralır. Gökyüzü ise büyür.
Demirci Köyü sınırlarında yaklaşık 2.300 metre rakımda bulunan Boselta Yaylası, Şavşat’ın yüksek dağ yaylalarından biridir. Yüksek yaylalarda günün saatini bazen saate bakarak değil, ışığın dağın yamacındaki yerine bakarak anlarsınız. Sis gelir, bir süre her şeyi saklar; sonra çekilir ve birkaç dakika önce orada olduğunu bile bilmediğiniz başka bir dağ ortaya çıkar. Şavşat’ın biraz da böyle bir huyu vardır. Kendisini hemen göstermez.
Şavşat’ın görülmesi gereken yerleri yalnızca göller, kaleler ve yaylalar değildir. Tepeköy’deki Geleneksel Yaşam Kültürü Müzesi bunun güzel örneklerinden biridir. Artvin Valiliğinin paylaştığı bilgiye göre müzede, geçmişte Şavşat’ın gündelik yaşamında kullanılan ancak teknolojik değişim ve köyden kente göç gibi nedenlerle giderek kaybolmaya başlayan binden fazla araç ve gereç sergilenmektedir. Tarımda, hayvancılıkta, mutfakta ve ev hayatında kullanılan bu eşyalar yalnızca eski araçlar değildir. Her birinin üzerinde bir insanın eli, emeği ve hayatı vardır. Belki birkaç kuşak sonra çocuklarımız bunların bir kısmının ne işe yaradığını bile bilmeyecek. O nedenle bazen müzeler geçmişi göstermekten çok daha fazlasını yapar: unutmaya karşı hafızayı korurlar.
Şavşat’ta rota oluştururken yalnızca ana duraklara bağlı kalmamak iyi olur. Meşeli çevresindeki Şavşat Peribacaları, Demirci Köyü sınırlarındaki Boselta Yaylası ve geleneksel yayla yaşamının izlerini taşıyan Meşeli Köyü Kışlası da zamanınız varsa rotaya eklenebilecek yerler arasındadır.
Çok güzel hazırlamışsınız emeğinize sağlık. Çocukluğum ve ilk gençliğim orda geçti. Hanlı köyüne komşu çamlıcadanım. Anlattığınız yerlerin bir kısmını tanıyorum ama ilk fırsatta hepsini görmek istiyorum.
Rehberliğiniz için çokçok sağolun.
işte şavşat’ ın tüm gerçeği bu.
Tüm fotoğrafları inceledim. Tüm yazılanları ve üzerine yapılan ayrıntılı yorumları tek tek okudum. Gerçekten büyük emek sarfedilerek hazırlanmış değerli bir site. Şavşatta hele de, Nurdal’ın gezip gördüğü Hanlı köyünde doğup büyümem beni daha derinden etkiledi. Bir ekmek kavgası uğruna terkedilen güzide topraklar üzerindeki yaşanan hatıraları hasretle yad ediyoruz. İyiki varsın Nurdal, Sıladan gurbete mesaj veren bu değerli siteyi kurmuşsun.Çok ta isabetli karar vermişsin. Sana ne kdar teşekkür etsek azdır. Yolun açık olsun, ayağına taş değmesin. Çalışmalarında kolaylıklar diliyorum.
Allahın nimetlerinin yakın görünüşü.Farkl bir dünya Ramazanda kalınmasında fayda var
valla fazla söze gerek yok sen herşeyi yazmışsın kalemine sağlık nurdal
Artvinli biri olarak gitmek nasip olmadı Şavşat’a ama yine de fotoğraflardan görmek de güzel site yöneticilerine ayrıca bu siteyi kurdukları için teşekkürler takipçisiyiz…herkese hayırlı ramazanlar şimdiden
Savşat halkı adına ilçemize olan katkı ve destekleriniz için minnettarız. İstanbul’da birkaç günlüğüne gelmiş olmama rağmen şimdiden güzel memleketimi özleten mükemmel bir yazı ve fotoğraf galerisi olmuş. Ayrıca bu siteyle de tanışmış olmaktan son derece memnunum. Güzel üslubunuz, her platformda bu ilçeye olan özlem dolu konuşmalarınız tanınmamız açısından büyük katkı sağladı. Belki sizin gibi değerli insanlar sayesinde ilçemiz turizm potansiyeli açısından gerçekten hakettiği saygın konumuna kavuşur. Teşekkür ederim. Saygılar…
söyleyecek söz bulamıyorum . bu güzellikleri öyle güzel anlatmışsınızki yüreğinize ve ilginize minnettarım keşke her hemşerimiz böyle duyarlı olsa diyorum ne yaparsak memelketimiz için yolun açık olsun kardeşim…
gıdıp gormek lazım
Yaklaşık 45 yıldır ayrı yaşadığım güzel yöremin cennet gibi köyleri, bahçeleri, tarlaları, yeşillikleri, dağları ve tüm güzelliği aklıma düştükçe kendimi Şavşat’ta sanıyorum. Yöreye hizmette bulunan herkese teşekkür edip, dualar ediyorum.
23.Haziran 2011 19 00
Tüm fotoğrafları inceledim. Tüm yazılanları ve üzerine yapılan ayrıntılı yorumları tek tek okudum. Gerçekten büyük emek sarfedilerek hazırlanmış değerli bir site. Şavşatta hele de, Nurdal’ın gezip gördüğü Hanlı köyünde doğup büyümem beni daha derinden etkiledi. Bir ekmek kavgası uğruna terkedilen güzide topraklar üzerindeki yaşanan hatıraları hasretle yad ediyoruz. İyiki varsın Nurdal, Sıladan gurbete mesaj veren bu değerli siteyi kurmuşsun.Çok ta isabetli karar vermişsin. Sana ne kdar teşekkür etsek azdır. Yolun açık olsun, ayağına taş değmesin. Çalışmalarında kolaylıklar diliyorum.
Savşat halkı adına ilçemize olan katkı ve destekleriniz için minnettarız. İstanbul’da birkaç günlüğüne gelmiş olmama rağmen şimdiden güzel memleketimi özleten mükemmel bir yazı ve fotoğraf galerisi olmuş. Ayrıca bu siteyle de tanışmış olmaktan son derece memnunum. Güzel üslubunuz, her platformda bu ilçeye olan özlem dolu konuşmalarınız tanınmamız açısından büyük katkı sağladı. Belki sizin gibi değerli insanlar sayesinde ilçemiz turizm potansiyeli açısından gerçekten hakettiği saygın konumuna kavuşur. Teşekkür ederim. Saygılar…
söyleyecek söz bulamıyorum . bu güzellikleri öyle güzel anlatmışsınızki yüreğinize ve ilginize minnettarım keşke her hemşerimiz böyle duyarlı olsa diyorum ne yaparsak memelketimiz için yolun açık olsun kardeşim…
6 Ağustos 2010 19:18
gıdıp gormek lazım
6 Ağustos 2010 18:08
Okudum çokda beğendim.Çokta güzel anlatmışsınız elinize sağlık ama ardanuç içinde böyle bir yazı bekliyoruz tüm ardanuçlular olarak:)
6 Ağustos 2010 13:38
Şavşat’ta doğmuş ama rızkının arkasından büyük şehirleri mekan tutmuş bir babanın kızı olarak çocukluğumdan beri sadece yaz ayları okulların tatile girmesiyle soluğu bu manevi cennette alırdım.Şavşat’lı olmama rağmen ne coğrafyasını ve ne de kültürünü bilmediğim ve bu yüzdende utanç duyduğum bu şirin ilçeyi Nurdal Bey’in kaleminden bir solukta okudum.Helede Şavşat’a dair betimlemeleri tekrar be tekrar okuyasım geldi.Şirin ilçemizin bakir,teknolojiden uzak(!) kalması için varlığını bir sır gibi saklama bencilliğimin yanısıra, ”İŞTE MEMLEKET GÖRÜN” kibiriyle dünyaya tanıtma adına ne gerekiyorsa yapmaya hazırım düşüncelerime tercüman oldu bu satırlar.Ayaklarınıza, yüreğinize ve kaleminize sağlık…Bir gün sizin mihmandarlığınızda memleketimizi gezebilmek ümidiyle….
6 Ağustos 2010 13:46
Göğe bakma durağı olan ve göğe tırmanabileceğiniz hissini uyandıran bu yerlerin tarihiyle bütünleşmek ayrı bir anlam katmuş. Göğe en yakın olan yerde (şavşat) gözlerinizi kapatıp adım adım gelebilirsiniz M.Ö’den bu zamana. Rabbimin bizlere en güzel armağanı olan bu yerleri (ekmek kavgası adına) terkedip yıldızların bile parlaklığını kaybettiği yerlerde yaşam kavgası verdiğimiz bu günlerde nefes almak için gereken tek şey.. Göğe Bakma Durağı: ŞAVŞAT
6 Ağustos 2010 13:52
Olduğu Gibi İnsanın geleceğine yön veren geçmişte yaşadıklarıdır.Biz Nurdal Durmuş’u birçok konuda örnek ve öncü sayıyoruz ilçemizin misyoneri kültürümüzün en dirençli temsilcisi.Kıymet bilmek lazım bu adamdan daha yok elimizde.Keşke toplumunu değerlerini bu kadar seven hala heyecanlı yürekli insanlarımız çok olsa.Kutlarım arkadaşım.
6 Ağustos 2010 13:52
Bir ilçe bu kadar lezzetli ve iştahla anlatılıyorsa vardır bir nedeni değip çıplaklar kentini andıran sözde tatil yörelerinden farklı ve huzurlu bir tatil ve gezip görme,bir kültürü tanıma,yada ne bileyim dediği gibi yazarımızın en azından sirinlerle konuşabilir,yada mantar toplayabilirsiniz,eyvallah efendim,güzelim türkiyemizi bu güzelim ilçesini bize bu kadar sade ve anlaşılır bir dille anlattığınız için,eyvallah efendim bize Anadolu diye bir olgunun halen var olduğunu hatırlattığınız için,eyvallah efendim,bu uzun ve hiç mi hiç sıkmayan yazınız için …
6 Ağustos 2010 14:53
Sonsuz gençliğin yurdunda insanların yüzleri inadına kırış kırış, inadına toprak gibidir. Modernitenin alıp başka diyarlara “ekmek” diye götürdüğü gençlik geriye yapayanlız sezonluk hasretler bırakmıştır.
Pantolon paçaları da sadece çamurdan katlanmaz; beton hayatların arasında aptalca övünülen “kişi başına şu kadar metrekare yeşil alan oluşturduk” nutuklarının arkasına saklanan “çimlere basmayın” uyarılarına inat, basacak başka yeriniz olmadığından ve de her hafta değil senede bir kez ya biçilen ya biçilmeyen çayırların yağmurda veya sabah çisesinde paçalarınızı ıslatmaması için de katlarsınız paçalarınızı. Çünkü yol uzundur yaylaya ve paça ıslatma hakkınızı üzerindeki ağaç köprünün hala durup durmadığından emin olmadığınız geçide saklamak istersiniz.
Gidemezsiniz… Gedemeseniz de hep oradasınız… Nurdal gider, Bahadır gider, Cihangir gider anlatırlar… Sen de dinler, okur, bakar dalarsın. Uzun uzun yazdığını çok sonra farkedersin.
6 Ağustos 2010 15:01
Gün doğuyor umudumuzun aydınlıkta kalmak için çırpınan diyarından. Selamlıyor bizleri ışıltılı ve ahenkli baharlarıyla.. Çocuklar gibi koşmak istiyorum dertsiz tasasız.Düşüncelerimi biran bile olsa rafa kaldırıp ,dünyanın enağır yükünü bırakıp bir kenara .. alabildiğine uzaklaşmak istiyorum benden..
Gün doğuyor,penceresini sonuna kadar açıp sınırsızca güneşi ağırlayanın koynuna.. İzin veriliyorsa eğer hayal kurmaya beton binaların arasında.. olmalı için de yeşillikler, mavililkle ve birde huzur..
Yeşillik huzur veriyor, mavilik hayal kurduruyor .. senede bir senin benim ziyaretimi bekleyen birsürü yaşlı el öpülmeyi bekliyor. güzinenin üzerinde kaynayan çay bile sanki bir başka tat veriyor.. yada ben öyle hissediyorum..
Yani beton binalar, sanallaşmış arkadaşlık lardan uzak oralar.. taşı başka suyu başka insanı başka ..seviyorum ben memleketimi, memleketini, güzel olan herşeyi..gülmeli insan sebepli sebepsiz..özlemeli.. göreceksiniz nekadarda çok yakışıyor yüzünüze.. sizide tebrik ediyorum NURDAL
6 Ağustos 2010 15:05
Ne güzel bir tanımlama. “Şavşat’ın modası lastik ayakkabı giymek, orman yollarında çamur bulaşmasın diye paçalarını yukarı katlamak, sonsuza uzayan patikalardan yaylalara yürümek, tırpanla çayır biçmek, sislerin arasında işaret levhaları olmadan yol almak, gökyüzünde tek bulut yokken şiddetli bir sağanağa tutulmaktır.” böyle yerler hala var ve kirlenmemiş öyle mi?
6 Ağustos 2010 15:13
herzaman olduğu gibi harika nurdal eline yüreğine sağlık sayende gitmiş kadar oluyoruz
6 Ağustos 2010 16:12