Ana içeriğe geç
VİCDAN · TANIKLIK · RACHEL CORRIE 16 Mart 2014 5 dk okuma

Her Şeyden Önce İnsandım, Unuttum!

Nurdal Durmuş Yazar

“Olmamız gereken yerde olan, ölmemiz gereken yerde ölen cesur kız Rachel’e”

Bugün 16 Mart Dünya vicdan günü.

Vicdan, dünyanın bütün adalet sistemlerini yanıltsak bile kendimizi mahkûm eden bir iç ses. Belki de en yalın ifadesiyle, yastığa başımızı koyduğumuzda olmadı, yanlış yaptın, yapmamalıydın diyen bir uyarıcı. Vicdan belli ki, vahyin insan içinde sürekli yaşayan tek yansıması. Dünyanın her yerinde, hangi siyasi görüşten, dinden, ırktan ve ideolojiden olursa olsun tüm insanların üzerinde mutabık kalacağı tek ortak düşünce.
Bu açıdan bakıldığında vicdan; bırakın tamamen ortadan kalkmasını, birazcık eksikliğinin bile dünyayı nasıl da yaşanmaz hale getirebileceğini gösteren tek gerçek duygu!

Habil ile Kabil’le başlayıp, insanlık tarihi kadar eski olan çıkar savaşları, iyiyle kötünün, zalimle mazlumun, güçlüyle zayıfın mücadelesi, en küçük kabilelerden günümüzün modern dünyasına, bireysel yaşam alanlarından, toplumsal hayat standartlarına kadar her alanda sürekli devam eden bir harp sahnesini andırıyor. İşgallerin, savaşların, bireye yönelik şiddet ve işkencelerin, en temel özgürlük haklarından mahrum bırakılmaların bile sıradan bir haber algısından öteye geçmediği kirli bir dünyada yaşıyoruz. Yaşadığımız hayatı her gün daha fazla vicdansızlık dalgalanmalarına terk etmemek, erdemli ve yaşanılabilir bir hayat inşa etmek, vicdanlı insanların sayısını artırmak zorunda olduğumuz bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır. İnsana ve yaşadığı çevreye yönelik onur kırıcı eylemlerin zindanlardan, hücre ve karakollardan çıkıp sokaklara, evlere bulaştığını; tepkiyi, lanetlemeyi, hesap sormayı, dua etmeyi unutan insanlığın yakındığı şeyle, yaşadığı şeyin aynı olduğunun farkına vardığı yeni bir akla ihtiyaç duymaktayız! Modern insanın farkındalık bilincini yeniden kazanacağı ortak bir akla…

Bu farkındalık bilincimiz olsaydı; dünya’da sadece son on yılda savaşların yol açtığı nedenlerden dolayı öldürülen çocuk sayısı 2 buçuk milyonun üzerinde olmazdı! Bu sayının iki katından fazla çocuk ve masum insanımızı savaşların yol açtığı kalıcı sakatlıklar ve hastalıklarla baş başa bırakmazdık! Dünya’nın en zengin 24 kişisinin servetlerinin sadece %4’ünün tüm dünyanın açlık sorununu tamamen ortadan kaldıracak güçte olduğunu bilir ve her yıl yaklaşık 8 milyon insanın açlıktan ölmesini engelleyebilirdik! Hala, dünyanın çözemediği bir Ortadoğu sorunumuz kalmazdı. Afganistan, Irak ve Gazze vahşeti olmaz, İsrail’in modern silahlarını Rachel ve vicdanlı insanların üzerine doğrultarak yıktığı evler ve Gazze hapishanesi utanç belgesi olarak ortada kalmazdı. Darfur, Somali ve Afrika ülkelerinde dünyanın en değerli madenlerine sahip olduğu halde sömürülen ve açlıktan ölen insanlar olmazdı. Pippa Bacca’nın beyaz gelinliği kirletilmez, katledilmezdi. İzmir’de 18 aylık bir bebeğin bedeninin kirletildiği haberlerini adli tıp raporlarından okumaz, okusak bile, o şehre atom bombası düşmüşçesine hayretler içinde kalırdık! Üniversite kapılarında bekleyen kızlarımızın umutları, evrensel insan hakları beyannamelerini ve evrensel hukuku ağızlarından düşürmeyen hukuk adamlarının vicdansızlığına kurban edilmezdi. Siirt’te faili meçhul cinayetler asit kuyularında eritilmez, cami bombalama, kendi uçağını düşürme, stadyumları hapishaneye çevirmek gibi akıl almaz sözde harp planları yapılmazdı! Farkında olsaydık, yüzümüzde bin yıllık acıların derin izleri kalmazdı!
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Sadece birkaç hadise bile yaşadığımız dünyanın nasıl bir cehennem olduğunu görmek “insanlık, vicdansızlığın ve acının başka hangi rengini görmeli ki?” sorusuna cevap bulmak için yeterli.

Farkında mıyız bilmiyorum ama gözümüzün önünden geçen binlerce görüntüyle her gün tekrarlanan acılara artık duyarsızlaşıyor ve ne yazık ki vicdan kıyımının seyircisi oluyoruz.

Bizim kanıksamış gözlerimiz, dumura uğramış vicdanlarımız, artık yalnızca dünya haber ajanslarının ayyuka çıkardığı vicdansızlık görüntülerinin karşısında, hemen alışmaya ve hızlıca unutmaya entegre oluyor. Modern dünyanın bencil sömürü düzeni olan vicdansızlık dalgası, maddeyi maneviyata karşı kullanmakla kalmıyor, insanlığı müthiş bir dünya hırsına da duçar ediyor. Bireysel hazların, toplumsal yaşam koşullarına bencil şekilde müdahalesini sağlayarak, insanlığı asrın en büyük vicdan hastalığı olan, “hemen alış ve hızlıca unut” belasına bulaştırıyor.
Kısaca büyük kırılmalar bitmiyor. Vicdansızlık her gün çığ gibi büyüyor. İnsan insanı kırıyor, incitiyor, örseliyor, küstürüyor. Bachmann’ın, “savaşlar başlamıyor artık, sadece sürdürülüyor” sözü yaşadığımız çağda evde, sokakta, meydanlarda, siyasette, gazete sayfalarında, TV haberlerinde devam ettiriliyor.

Dünyayı yönetenlerse kendi vicdanlarını ülke çıkarları, reel politika gerçekleri, ekonomik göstergeler bahanesiyle küresel sermaye pazarlarında satılığa çıkarıp, vicdansızlığı gelenekselleştirip neredeyse sıradanlaştıran, daha uygar, daha eğitimli ve teknik donanımı daha güçlü vicdan cellâtlarına dönüşüyor. Silah pazarlarını büyütüyor.
Küresel vicdansızlık dalgası, sinema ve medyanın da yönlendirmesiyle kabul edilmesi gereken bir iyilikmiş gibi; bazen özgürlük bahanesiyle, bazen dünyayı terörden kurtarma bahanesiyle ülkeler işgal ediyor, çocukları ve masum insanları katlediyor.

Ve tüm olup biten bu hadiseler dünyayı ayağa kaldırmıyor.

Dışımızdaki büyük gürültülere vicdanlarımızın kulaklarını tıkamak acılarımızı hafifletmez ve gerçekleri değiştirmez.

Bugün bu gerçeğin farkına varmamız gerektiğini kendimize hatırlatma günü.
Bugün, 16 Mart 2003 tarihinde ülkesi yeni bir savaşın ve işgalin şehvetini yaşarken, 23 yaşında Amerikalı genç bir kızın çoktan kanıksanmış çocuk ölümlerinin, yıkılan evlerin önüne vicdanını siper edip buldozerlerin önüne yattığı gün!
Bugün Rachel’le bir olup portakal ağaçlarını kökünden söken, yeni yerleşim yerleri işgal eden, evler yıkan, masum insanları katleden, bireysel özgürlük alanlarını inançları nedeniyle işgal eden bütün sömürü düzenlerine karşı direnme günü.
Bugün, bütün insanlığın söz konusu olduğu yerde, insanın bireysel yaşam koşullarından vazgeçip yaşadığı dünyayı düzeltmek için ne yapması gerektiğini düşünmesi gereken gün!

Bugün, 16 Mart 2003′ tarihinde İsrail tanklarına karşı vicdanını siper ederek katledilen Rachel Corrie’nin hatırasına atfen, Otuzuncu Harf Edebiyat ve Düşünce Dergisi tarafından 2006 yılında ilan edilen Dünya Vicdan Günü.

16 Mart dünya vicdan günü Naci el Ali’nin, şeyh Ahmet Yasin’in, Edward Said’in, Aliya İzzet Begoviç’in, Hasan Aycın’ın, Rachel Corrie’nin ve hepimizin kardeşi olan Hanzala’nın bu vicdansızlık deryasına yüzünü dönmeden merhametin kısık sesiyle dua ettiği gün!

Dünya Vicdan Günü; dünyamızı, şehrimizi, evimizi, kalbimizi, zihnimizi açık hava morguna çevirmek isteyenlere karşı duruşumuzun en insani göstergesi.

16 Mart Dünya Vicdan Günü; cinsiyeti, dili, dini, rengi, ırkı ne olursa olsun Gazze’li çocuklardan Vietnamlı kadınlara, Diyarbakır’dan Somali’ye dünyanın her yerinde vicdan sahibi herkesin bir gün aynı şarkıyı söyleyeceklerine inananların günü.

YAZININ ARDINDAN · BİYOGRAFİ

Rachel Corrie kimdi?

23 yıllık kısa bir hayat; barış, insan hakları ve şiddetsiz dayanışma arayışıyla dünyada kalıcı bir iz bıraktı.

Rachel Aliene Corrie, ABD'nin Washington eyaletindeki Olympia kentinde büyüdü. The Evergreen State College'da öğrenim görürken barış ve adalet çalışmalarına katıldı; yerel örgütlenmelerde, toplumsal dayanışma faaliyetlerinde ve savaş karşıtı çalışmalarda yer aldı.

Üniversitedeki son yılında Olympia ile Gazze'nin Refah kenti arasında bir kardeş şehir ilişkisi geliştirmeyi amaçlayan bağımsız çalışma projesi kapsamında bölgeye gitti. International Solidarity Movement (ISM) ile birlikte Filistinli sivillerin evlerinin yıkılmasına karşı şiddetsiz eylemlere katıldı.

1979Olympia

10 Nisan'da Washington eyaletinin Olympia kentinde doğdu.

Evergreen yıllarıSanat, barış ve adalet

The Evergreen State College'da öğrenim gördü; yerel barış ve dayanışma çalışmalarında yer aldı.

Ocak 2003Refah'a yolculuk

Bağımsız çalışma projesi ve Olympia–Refah arasında kardeş şehir fikriyle Gazze'ye gitti; ISM ile şiddetsiz doğrudan eylemlere katıldı.

16 Mart 2003Refah

Bir Filistinli ailenin evinin yıkılmasını engellemeye yönelik protesto sırasında 23 yaşında hayatını kaybetti.

2003 →Yaşayan miras

Mektupları, günlükleri, tiyatro ve kitap çalışmaları ile adına kurulan vakıf, hikâyesini farklı kuşaklara taşıdı.

16 MART 2003 · REFAH

Corrie, Refah'ta bir Filistinli ailenin evinin yıkılmasını engellemeye yönelik protesto sırasında İsrail ordusuna ait zırhlı bir buldozerin altında kalarak hayatını kaybetti. Olayın koşulları ve sorumluluğa ilişkin değerlendirmeler daha sonra uzun süren hukuki ve kamusal tartışmalara konu oldu.

ARŞİV BELGESİREFAH · 16 MART 2003
Rachel Corrie, Refah, 16 Mart 2003
Rachel Corrie, Refah'ta · 16 Mart 2003Fotoğraf: Joe Carr · Arşiv görseli, izin bilgisi medya kütüphanesinde kayıtlıdır.

İsrail ordusunun soruşturması ve 2012'deki Haifa Bölge Mahkemesi kararı ölümün kasıtlı olmadığı ve operatörün Corrie'yi görmediği sonucuna vardı; İsrail Yüksek Mahkemesi 2015'te devletin tazminat sorumluluğuna ilişkin kararı korudu. Corrie ailesi ve bazı insan hakları kuruluşları ise soruşturmanın yeterliliğine ve hesap verebilirlik boyutuna itiraz etti.

MİRASI

Bir hayatın ardından kalan sözler

Ölümünden sonra günlükleri, mektupları ve Gazze'den gönderdiği e-postalar yayımlandı. Yazıları Let Me Stand Alone kitabında bir araya getirildi; günlük ve mektuplarından derlenen My Name Is Rachel Corrie tiyatro sahnesine taşındı. Ailesinin kurduğu Rachel Corrie Foundation for Peace & Justice ise barış, insan hakları ve toplumsal adalet alanlarında çalışmalarını sürdürüyor.

Let Me Stand AloneGünlükler, mektuplar ve kişisel yazılar
My Name Is Rachel CorrieYazılarından derlenen tiyatro eseri
Memorial ArchiveMektuplar, şiirler, sanat ve anma belgeleri
HATIRASI

Rachel Corrie'nin hikâyesi, bir insanın başka insanların hayatına karşı duyduğu sorumluluğun sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini hâlâ sormaya devam ediyor.

YAZAR

Nurdal Durmuş

Saha Toplum Makale

Kaynak ve kullanım notu

Kısa alıntılar, Nurdal Durmuş adı ve bu yazının bağlantısı kaynak gösterilerek kullanılabilir. Yazının tamamının veya önemli bir bölümünün izinsiz olarak kopyalanmasına, yeniden yayımlanmasına ya da kaynak belirtilmeden kullanılmasına izin verilmez.

© 2026 Nurdal Durmuş Yazının bağlantısıBağlantıyı aç ↗

19 yorum

  1. Vicdanımızın varlığına, sesini duymamızı sağlayacak olaylara gözümüzü kapatıp kulağımızı sağır ettik. Köprü altlarında sürdürülmeye çalışılan yaşamlara ve çöplükte, cami avlusunda, vs. yerlerde bulunan yeni doğmuş çocuklara varıncaya kadar kapadık gözlerimizi herşeye. Bir zamanlar sevgi çemberleri yapılmaya çalışılırdı dalga dalga büyüsün diye Sevgi.. Bugün de 16 Mart Dünya Vicdan Gününde başlasa vicdan çemberi oluşturulmaya ve hep büyüse. Hep büyüse..

  2. Rachel’i popüler bir sömürü aracı haline getirmeden her sene vicdana vurgu yaparak bize hatırlatan tek insan siz kaldınız sanırım. Allah razı olsun. Ne oldu popüler etkinlik ve rütbe peşine düşen kelli felli yazar abilerimize merak etmekteyim. Öyle afilli pozlar vermekle olmuyor her dem umudu ve vicdanı diri tutmak gerekiyor sanırım. Herkes eksik siz eksik olmayın bari. Sağolun.
    16 Mart 2011 13:17

  3. Asrın vicdan hastalığı tarifiniz muhteşem. Hemen alış, hızlıca unut!

  4. Biz başka çocuklar için endişe duyan çocuklarız… Rachel Corrie

  5. ‘dünyanın en zengin 24 kişisinin servetlerinin sadece yüzde dördünün tüm dünyanın açlık sorununu tamamen ortadan kaldıracak güçte olması!!!’ bu satırları okuyunca ‘nasıl yani!?’deyip tekrar okudum.sonra bir daha okudum…hayır yanlış okumamışım…yani anladığım gibi!!!!bu,bu,bu dehşet birşey ya!!!!neredeyse aklım duracak:s:s:s

  6. Rachel gibi derin bir vicdana sahip ve gerçekten örnek olan birini tanımama vesile olan,gerçek bir vicdan sahibi;Nurdal Durmuş!..siz gerçekten çok değerli bir yazarsınız……….

  7. Allah tealanın selamı üzerine olsun canım kardeşim ben Rachel’in drumunu radyo programı yaptığın dönemde birtek senin ağzından duymuştum o gün vicdanlarımızın kulağını çekmiştin benim canım çok acımıştı ve halen bu acıyı yaşadığın ve yaşattığın unutturmadığın için sana müteşekkirim bunca kirlenmişlik içersinde çamaşır suyu etkisisin vahyin sesini var güçleriyle kısmakta olan ruh katliyamı yapanlara karşı vahyin sesi olan kardeşim Allah tealanın selamıdır rızasıdır sana olan dileğim

  8. Abi ne olur bu mesajı okuyorsan mailine bak acil cevap yaz. Selcuk üniversitesinden gelen bir mail acil cevap bekliyor arkadaslar
    20 Mart 2011 16:33

  9. Ne Amerikalı,ne Japon,ne siyah,ne beyaz,ne inançlı ne inançsız…
    Dünyada sadece iki grup insan var: İYİLER ve KÖTÜLER.
    Başka bir deyişle : umut kıvılcımı Rachel Corrie ve beni insan olduğumdan utandıranlar.

  10. bir an insanlığımı/zı unuttuğum/uz/da çirkin yüzlü buldozerin bile yok edemediği vicdanıyla karşım/ız/da duruyor Rachel, utanıyoru(m)z..

    hemen alışıp hızlıca unutmamak dileğiyle…Otuzuncu Harf Dergisi’ne ve Nurdal Durmuş’a teşekkürler..

  11. yitirdiğimizi bulduğumuzda yeniden
    sarı saçların çözülecek
    vicdanlarımıza bağladığın yerden…

  12. Ne güzel bir yazı olmuş. İki elimi başımın arasına alıp ne zaman düşüneceğim acab bilmiyorum. Allah bizi affetsin.

  13. Rachel’i Anlamak ve Vicdanımın Sesi…

    Otuzuncuharf’e ve Nurdal Bey’e bizlere böyle bir günün varlığını duyurduklarından ötürü teşekkür ederim.

    “itiraf ederim ki, ben aynı cesareti gösteremezdim rachel.

  14. Her şeyden önce insandım, unuttum!
    Başka söze ne gerek var. Allah razı olsun sayın Durmuş.
    Yazdığın her yazıda yoğun muhaliflerin oluyor. Bakalım bu sefer hangi kalbinden vurulacaksın!