Ana içeriğe geç
Edebiyat, Deneme ve Hikâye 21 Mayıs 2016 3 dk okuma

İnsanı Yenilemek

Nurdal Durmuş Yazar

“Bakın bahar geliyor, ama sadece bize.
Ya dünyanın diğer çocuklarına ne olacak?”

Kartallar üzerine yıllardır anlatılan bir yenilenme hikâyesi vardır.

Hikâyeye göre kartalın hayatını sürdürebilmesi için üç şey hayati öneme sahiptir: kanatları, pençeleri ve gagası. Zaman geçtikçe pençeleri eski gücünü kaybeder, gagası uzayıp kıvrılır, kanatları ağırlaşır ve tüyleri artık eskisi gibi taşımaz onu.

Kartalın önünde iki seçenek vardır: Olduğu hâliyle kalıp yavaş yavaş hayattan çekilmek ya da çok zor ve acılı bir yenilenme sürecini göze almak.

Hikâye bundan sonra daha da çarpıcı hâle gelir.

Kartal, ağırlaşan kanatlarına rağmen yüksek bir dağın tepesine çıkar ve kendisine korunaklı bir yer bulur. Önce eskimiş gagasını kayaya vurarak ondan kurtulur. Yeni gagasının çıkmasını bekler. Ardından yeni gagasıyla işlevini kaybeden pençelerini söker. Yeni pençeleri çıktıktan sonra ise kendisini uçmaktan alıkoyan eski tüylerini yolmaya başlar.

Uzun, acılı ve sabır isteyen bu sürecin sonunda yeniden uçmaya hazırdır.

Bunun gerçekten kartalların biyolojik yaşam döngüsü olup olmamasından çok, yıllardır anlatılıyor olmasının sebebi ilgimi çekiyor aslında.

Çünkü insan bazen gerçeğin kendisinden çok, gerçeği anlatabilmek için sembollere ihtiyaç duyuyor.

Kartalın yenilenme hikâyesinde olduğu gibi semboller, sonucunu istediğimiz gibi değiştiremediğimiz hikâyelerimizin umududur biraz da. İnsanın içinde biriken hüznü, öfkeyi, nefreti, intikam duygusunu ve yenilmişliği alıp başka bir yere taşırlar. Yüzümüzü, dilimizi, hatta hayata bakışımızı değiştiren ne kadar ağır duygu varsa biraz olsun hafifletirler.

Ağaca bez bağlamak bir dileğin gerçekleşmesi umududur örneğin. Bir mum yakmak, bir taş bırakmak, bir dua etmek, bir şeyi uğurlamak ya da bir şeyi yeniden başlatmak…

Bir bakıma insanın inanma ihtiyacıdır bütün bunlar.

“Bir şey yapamıyorum ama bari bunu yapayım, belki olur” diyebilmenin, hâlâ küçük de olsa bir ihtimali ayakta tutmanın yoludur.

Bazen gücümüzün, eylemimizin ve sözümüzün değiştiremediği şeyleri duygularımızın seline bırakırız. İçimizdeki ateş biraz olsun sönsün isteriz.

Kabul edememektir bu.

Bazen yenilmektir.

Ama tuhaf biçimde, aynı zamanda yenilenmektir de.

İnsanı Yenilemek · çocuk ve bahar arşiv fotoğrafı
Arşiv Fotoğrafı · Çocuk ve Bahar · 2013

İnsanın da tıpkı bu hikâyedeki kartal gibi, yenildiği kadar yenilenmeye ihtiyacı var.

Bir bahara, bir mutluluğa, bir gülümsemeye; bazen yalnızca derin bir nefes alıp şükretmeye…

Çünkü hayat biraz da yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizin toplamıdır. Bildiğimiz kadar dertlenir, bilmediğimiz kadar duyarsızlaşır, alıştıkça kabulleniriz.

Belki en büyük tehlike de budur: alışmak.

İnsan acıya alışıyor, yokluğa alışıyor, haksızlığa alışıyor; zamanla bir zamanlar kendisini rahatsız eden şeyleri hayatın olağan hâliymiş gibi görmeye başlayabiliyor.

Sonra fark etmeden kendinden bir şeyler kaybetmeye de alışıyor.

İşte bu yüzdendir ki zaman zaman sembollere, hikâyelere ve kahramanlara ihtiyaç duyuyoruz. Düşmemek için değil belki; düştüğümüzde yeniden kalkabileceğimizi hatırlamak için.

Kartal hikâyesinin bana söylediği şey de tam olarak bu.

İnsanın yenilenebilmesi için bazen kendisine yük olan şeyleri geride bırakabilmesi gerekiyor. Yıllardır taşıdığı bir kırgınlığı, gereksiz bir öfkeyi, bir yenilmişlik duygusunu, alışkanlığı, korkuyu ya da geçmişten kalan bir yükü…

Kolay değil elbette.

Çünkü insanın kendisini yenilemesi, yeni şeyler edinmesinden çok daha zor. Yeni bir şey öğrenmek kolay; yıllardır doğru bildiğiniz bir şeyden vazgeçmek zor. Yeni insanlarla tanışmak kolay; bir kırgınlığı geride bırakmak zor. Yeni bir yol seçmek kolay; yıllardır yürüdüğünüz yolun yanlış olabileceğini kabul etmek zor.

Belki yenilenmenin bir bedeli olmasının sebebi de budur.

İnsan, ruhunu kötürümleştiren şeylerden arınmak için hikâyedeki kartal kadar cesaretli olmak zorunda bazen. Acıyı, değişimi ve belirsizliği göze almak; artık kendisini taşımayan şeyleri bırakabilmek gerekiyor.

Bunu yapamadığında insanın önündeki en büyük uçurum dışarıda değil, kendi içinde oluşuyor.

Çünkü yıllar geçtikçe şunu daha iyi anlıyor insan:

Hiçbir boşluk, insanın kendi içinde oluşan boşluktan daha derin değildir.

Belki insanı yenilemek dediğimiz şey de budur.

Başka biri olmak değil.

Kendimizde kaybettiğimiz bazı şeyleri yeniden bulmak, artık taşımamamız gerekenleri bırakmak ve bütün yenilmişliklerimize rağmen yeniden uçabilecek cesareti kendimizde aramak.

Bazen bir kartal hikâyesi bunu hatırlatır.

Bazen bir bahar.

Bazen bir insan.

Bazen de hayatın kendisi.

Nurdal Durmuş

YAZAR

Nurdal Durmuş

Saha Toplum Makale

Kaynak ve kullanım notu

Kısa alıntılar, Nurdal Durmuş adı ve bu yazının bağlantısı kaynak gösterilerek kullanılabilir. Yazının tamamının veya önemli bir bölümünün izinsiz olarak kopyalanmasına, yeniden yayımlanmasına ya da kaynak belirtilmeden kullanılmasına izin verilmez.

© 2026 Nurdal Durmuş Yazının bağlantısıBağlantıyı aç ↗

1 yorum

  1. “Benim, diye ekledi, her gün suladığım bir çiçeğim var.Haftada bir temizlediğim üç de yanardağım. Sönmüş olanı da temizlerim de, onun için ‘üç’ diyorum. Ne olur ne olmaz. Yanardağlarımın, çiçeğimin sahibi olmam, onlara yarar sağlıyordur. Senin ise yıldızlara bir yararın dokunmuyor ki…”