Selamun aleykum’den Merhaba’ya Modernleşme Sorunu ve Tesettür.

İkna odalarında kameraya çekildiler, tıp okurken okuldan atılıp doktor yerine ev hanımı oldular. Girdikleri her yer kamusal alan ilan edildi. Burası laik bir toplumdu ve okumak mecburî olsa da tesettür, laikliğe aykırı eylemlerin başlangıç noktasıydı. Okullarının önünde devleti tesettürlülerden çevik kuvvet korudu! Duygusal metinlerle şiir yazanları da vardı, çaresizlikten ağlayanları da. Direnenler de vardı tabi. Her şeyden vazgeçip evine dönenler de. Kimileri imkân bulup eğitimlerini yurtdışında tamamladılar, kimileri ucuz iş gücü olarak ağabeylerinin işyerlerinde çalıştırıldılar. Kariyer yapabilenleri çok az oldu. Kimilerine kendi mahalleleri bile sırtını döndü. Yalnızca anne olabilirlerdi. Kimileri onları“Ama kızım kurallar böyle!” diyerek ikna etmeye uğraştı, kimileri ‘asla vazgeçmek’ yok diyerek başkaldırmalarını önerdi. Kimileri kilometrelerce yolu ‘özgürlük’ diyerek yürümeye çalıştı. Kimileri okumak için başlarını açabilecekleri yönünde fetvalar verdi.

Kimileri aile baskısından kaçmak için okumayı seçmişti. Kimileri kendi ayakları üzerinde durmak için üniversiteyi kurtuluş yolu görmüştü. Kimileri toplumsal dışlanmanın ya da statü kazanmanın çözümünü okumakta görmüştü. Kimi gerçekten vatan kurtarmak, kimi sadece para kazanmak, kimi bilinçlenmek, bilgilenmek, vatana millete faydalı olmak için okumalıydı. Kimileri onların aile baskısıyla örtündüklerini iddia etti, kimileri onları “Şeriatçı bunlar!” diyerek ötekileştirdi. Kimileri ‘tesettür diye bir şey zaten yok’ diyerek din bilgini rolünde inançlarıyla alay etti.  Onlar 28 Şubat’ın vebalıları, 2000 yılının direnenleri, 2002’den sonra baştacı ve ülkenin kamusal alan kapılarının sonuna kadar açıldığı leydileriydi.

Yıllar yılı çok gözyaşı döktü, hep gündemde kaldılar. Siyasi arenanın baş aktörü oldular ama kimileri her şeye rağmen okullarını bir şekilde bitirdi. Bütün bunlar olup biterken İslamî Camia denen bizim mahallenin sade kentlileri değil varoşları da internetle, sosyalleşmeyle, ticaretle, medyayla, sinemayla, tiyatroyla, gazeteyle, dergi, edebiyat, sanat ve siyasete tanıştı. Artık bizim mahallenin abileri büyük projelere imza atıyor, holdingler, hastaneler kuruyor, ihaleler alıyor, internet haberciliği, yazarlık yapabiliyor, yazılı ve görsel medyada radyo, TV, gazete sahibi olabiliyor; kültürel ve sosyal her alanda önemli aktör oluyorlardı. Lakin toplumsal dönüşümümüzde hayatımıza yeni giren bu durum ve kentsel söylemler yaşam koşullarımızı yeniden şekillendiriyor, giyim-kuşamdan oturduğumuz semtlere, bindiğimiz arabalardan konuşma ve sosyal ilişkilerimize ciddi operasyonlar yapıyordu. Akşam erkenden eve dönmesi gereken çocuklarımız daha çok özgürleşmiş, aile içi iletişim metotlarımız dâhil her şey daha modern ve daha kentselleşmiş; gelenek yerini modernleşmeye bırakmıştı. Bütün bunlar olup biterken bizim mahallemizin tesettürlü kızları, kardeşlerimiz, hanımefendi olmuş bir başkası gibi hitap edilmeyi kadın olmanın gereği saymış, geleneksel söylemlerimiz yerine modern üslubu kendilerine daha çok yakıştırır olmuşlardı. Radyo sunucularımız hoş geldin bacım, kardeşimden hanımefendiye terfi etmiş, “Selamun aleykum!” söyleminin yerini “merhaba, günaydın, by by, hoşça kal” gibi söylemler almıştı.

Peki, ne olmuştu bizim kızlarımıza, çocuklarımıza, tesettürümüze, direnişimize, insan ilişkilerimize? Nasıl bir kırılma yaşamıştık?

Şimdilerde ucube saydığımız bir sürü giyim kuşam metodunun adına “yeni moda tesettür” denilmiş; ilkbahar, yaz, sonbahar, kış kreasyonlarıyla tesettür defileleri düzenlenmiş; kıyafete göre makyaj yapan ablalarımız sokaklarımızı işgal etmişti. Bir sürü tesettürlü yazarımız, edebiyatçımız, sinemacımız, sosyologumuz vardı ama hiçbiri oturup bu konuyla ilgili tek satır kelam etmeye, içsel muhasebe yapmaya ve başkalarından önce kendimizi sorgulamaya yanaşmıyordu. Konunun hassasiyeti ve empati kurma adına konuyu çok daha fazla derinleştirmek istemiyorum. Lakin toplumsal kırılmaların tüm süreçlerini gözlemleyen ve çevresiyle birlikte bizzat yaşayan medya mensubu olarak birkaç noktaya değinmeden de geçemeyeceğim. Zira tesettürlü hanımefendilerin bu yazıya konu olmasının asıl nedeni; giyim kuşamlarından sosyal ilişkilerine, yaşam tarazlarından kariyer planlarına, her davranışlarında İslam terminolojisini üzerilerindeki kıyafetlerde taşımak durumunda olmalarından kaynaklanan bir “dikkat” çekme zorunluluğudur. Nihayetinde aynı durum Müslüman erkekler için de söz konusudur ama bu yazımda tesettürlü hanımefendilerin kendilerini algılayış biçimleri ile bağımsız toplumun onları algılayış biçimlerine dikkat çekmenin daha sağlıklı olacağı kanaatindeyim!
Buna ister mahalle baskısı, ister kent kültürünün getirisi, ister dışlanmışlık, ötekileştirilmişlik, ister sosyal hayata dahil olma, modernleşme psikolojisi deyin ama orta bir sorun var. Bu noktadan yola çıkarak Türkiye’de tesettür algısı ve tesettürlülerin sosyal statü kazanma biçimleriyle ilgili konumlarını 4 sosyal tanım başlığı altında sıralayabiliriz.

1- Meydan okuyucular:
Kendilerini tamamlama yöntemi olarak düzene meydan okuma, slogan atma, yumruk kaldırma, her şeye muhalif olma ve tesettürlü olmalarıyla ilgili toplumsal bütün bakış açılarına (olumlu-olumsuz) meydan okumayı seçerler. Bunun kesinlikle hakları olduğunu ve asla kimsenin bu konuda yargılama, yâdsıma, savunma ya da başka bir psikolojiyle olaya yaklaşma haddinin olmadığını düşünürler. Bilgelikten, okumak, yazmak, düşünmek ve sanatsal alanlardaki çalışmalardan; kısaca sosyal hayattan uzak duran bu grup ciddi bir kentleşme sorunu yaşamakta, toplumda alacağı rütbe olarak kabul edilebilecek bir eğitim ya da sanat faaliyetini benimsemediği içinde kendi varlığını sadece tesettürlü olmak ve kimliğini “öteki” olduğunu düşünerek, her kurala meydan okuyarak tamamlarlar.

2-Tedirginler:
Kendilerini tamamlama yöntemi olarak tesettürlerini ya da asıl kimliklerini gizleme yöntemi seçen cesaretsiz tiplerdir. Nedense tesettürlü bir hanımefendinin de toplum nezdinde her kesimin saygı göstereceği birisi olmasının mümkün olmadığına herkesten önce kendileri inanmış gibidirler. Adımları hep ürkek, kendine güveni olmayan ve her yerde tesettürleri nedeniyle dışlanacaklarını düşünen bu tipler kendilerini “ötekileştirmiştir.” Bu yüzden, tesettürlü olduklarını mümkün olduğunca tanımadıklarından gizleyerek ve sokakta herkesin onlara bakıp dalga geçtiğini düşünerek yaşarlar. Bunun aşağılık psikolojisinden kurtulmak içinde ciddi bir kariyer olanı yerine işe yaramayacak bir sürü saçma sapan şeylere merak salıp kendilerince eksik gördükleri psikolojilerini tatmin ederler. Daha çok sanal sosyal paylaşım sitelerinde tesettürlü hallerini gizleyen bu grup; birileri tarafından kabul edilmenin anlaşılmaz edebi ve felsefi metinler paylaşmak, yabancı etnik müzikler dinlemek ve söyleyenlerini bilmek, yabancı yazarların şiirlerini ezberlemek, diğer mahallenin yazarçizer tayfasıyla yazışabilmek ve onların paylaşımları konusunda fikir yürütebilmek olduğu psikolojisiyle hareket ederler. Tek gerçek hayatları en iyi gizlenebildikleri alan olan ‘Twitter’ ve ‘Facebook’ gibi sosyal paylaşım siteleri ve forumlardır. Bazen bu psikolojiyi o kadar abartırlar ki tesettürlü olduğumuz anlaşılmasın diye sözgelimi kandil mesajı bile yazmaya çekinirler.

3- Haddini aşanlar:
Bu grup Türkiye’de sosyologların incelemesine değer, acayip abartılı bir kimlik tamlama metodunu seçerler. Tamamen boş yani “kendilerini topluma kabul ettirebilecek başka bir öğeleri” olmadıkları için alabildiğince kendilerince güzelliklerini ortalığa dökerler. Özgür yaşıyoruz, kafamıza göre takılıyoruz havasındadırlar. Kimseden bir farkımız yok. Bak ben de çok modernim psikolojisiyle hareket ederler. Mesela başörtüsünün, gözlüklerinin markalarını insanın gözüne sokar, yüzlerindeki boya küpüne batırılmış abartılı makyajları ve giydikleri kıyafetlerle “Tesettür önce kalbe, sonra vücuda giydirilen bir örtü değil mi?” Sorusunu akla getiriler. Sosyal paylaşım sitelerinde verdikleri pozlar akıllara zarardır. Arkadaş çevrelerini genelde tesettürsüzlerden ya da kendi gibi giyinenlerden seçer, gittikleri alışveriş merkezlerini ve giydikleri markaları bütün detaylarıyla her yerde anlatırlar. Bir sürü yalanları vardır. Evlerinde dünyanın en güvenilir kızları, sokaklarda dünyanın en özgür ve kime ne havasında saçmalayan insanlarıdır.

4- Kendini bilenler:
Kaygıları yoktur. Kimse beni kabul edecek diye saçmalamaz, olmadığı gibi davranmaz, abartmaz ve kendini saklamaz. Yüzlerinde, giyim kuşamlarında asil bir sadelik ve tesettür algısının zerafeti vardır. Bilgi, birikim ve donanımıyla ne bir yere gitmekten, ne biriyle karşılaşmaktan çekinir, ne birilerinin karşısında kimliklerinden dolayı utanır, ne de tesettüründen vazgeçer. Ne meydan okur, ne slogan atar ne de eziklik hisseder. Akıl doludur. Kendisine kimlik, tesettür ve kişiliği nedeniyle ezik, öteki ya da bu ne anlar önyargısıyla yaklaşanlara hadlerini bildirecek kadar kendinden emin ve gururlu, cesaretli ve kültürlüdür.

Nurdal Durmuş

Selamun aleykum’den Merhaba’ya Modernleşme Sorunu ve Tesettür

Sosyal medyadan takip etmek için 

facebook : http://www.facebook.com/nurdaldurmus
twitter : http://www.twitter.com/nurdaldurmus
instagram : http://www.instagram.com/nurdaldurmus
tumblr : http://nurdaldurmus.tumblr.com
Nurdal Durmuş blog.
Kaynak belirtilerek alıntı yapılabilir!

11 Comments

Leave a Reply