Ana içeriğe geç
Deneme, Hikâye ve Dergi Yazıları 19 Eylül 2026 8 dk okuma

Çalışmak, Hayal Kurmak Ve Hayata Dair Notlar

Çalışmak, Hayal Kurmak ve Hayata Dair Notlar

Çalışmak, üretmek, hayal kurmak, dostluk, vefa, umut ve zaman içinde hayattan öğrendiklerim üzerine birkaç not…

Bu yazı, yıllar içinde X’te (eski adıyla Twitter) farklı zamanlarda paylaştığım kısa notların bir araya getirilmiş hâlidir. Çalışma hayatına, insan ilişkilerine, dostluğa, hayal kurmaya, umuda ve biraz da hayatın kendisine dair yazdığım bu cümleleri bugün yeniden yan yana koyduğumda aslında birbirinden çok uzak olmadıklarını görüyorum.

Bir kısmı bir yolculukta, bir kısmı yoğun bir çalışma gününün sonunda, bir kısmı da insanın kendi kendine konuştuğu zamanlarda ortaya çıkmış. O günkü cümlelerimin ve duygularımın ruhunu mümkün olduğunca koruyarak, yalnızca aralarındaki bağı güçlendirmek ve daha bütünlüklü bir metne dönüştürmek istedim.

Çoğu aynı yere çıkıyor: çalışmak, üretmek, bir işe yaramak, insanı kaybetmemek ve arkamızda güzel bir iz bırakmak.

Çalışmak ve Bir İşe Yaramak

Çalıştığınız kurumlarla içsel ve samimi bir bağ kurun. Sadece işe gidip gelmeyin. Yaptığınız işi kendi işiniz gibi sahiplenin. Vefalı ve çalışkan olun.

Günün adamı değil, gönül adamı olun.

Çalışanların işi artar, çalışmayanların bazen yalnızca maaşı. O yüzden çok çalışın, çok çalışalım. Artan maaşımızdan önce işimiz olsun.

Aldığımız her kuruşu hak etmek, yaptığımız işin hakkını vermek ve mümkünse bulunduğumuz yere bir şey katmak gerekir. Çalışmak yalnızca para kazanmak değildir. İnsan yaptığı işle bir problemi çözüyor, birinin işini kolaylaştırıyor, bir insanın hayatına dokunuyor ya da yaşadığı topluma küçük de olsa bir katkı sunuyorsa yaptığı iş başka bir anlam kazanıyor.

Dert etmeyin; insan rızkını bir şekilde temin eder. İyi ya da kötü bir iş bulur, çalışır, para da kazanır. Ama damarlarında dolaşan o “bir şey yapmalı” duygusundan kurtulmak için yalnızca çalışmak yetmez. İnsan biraz da işe yaramak istiyor.

Çocukken kurduğum hayallerden biri dünyayı değiştirecek bir şey geliştirmekti. Büyüdükçe insanın dünyayı değiştirme tarifinin de değiştiğini görüyor. Şimdi bir insanın hayatına dokunmaya, birisini kazanmaya, elinden tutmaya, düştüğünde kaldırmaya gayret ediyoruz.

Dönüp bakınca bunun da hayali kurulabilecek kadar güzel bir şey olduğunu düşünüyorum. Belki mesele gerçekten dünyayı değiştirmek değildir. Bazen bir insanın dünyasında küçük bir şeyi değiştirebilmek de yeterlidir.

Bir şey yapmak ve işe yaramak.

Vefa

Öyle vefalı, öyle fedakâr çalışın ki bir gün helalleşmeye sıra geldiğinde; kurum ya da insan fark etmez, gönül hesabında alacaklı kalın. Ve arkanızda dua edecek güzel dostlar bırakın.

Bundan daha yüce bir rütbe olduğunu düşünmüyorum.

Makamlar geçiyor. Unvanlar değişiyor. Bugün çok önemli görünen pek çok şey birkaç yıl sonra hatırlanmıyor bile. Ama bir insanın size ettiği dua, zor zamanında yanında olduğunuz bir insan, bir yerde bıraktığınız güzel bir hatıra kolay kolay kaybolmuyor.

Kariyer dediğimiz şeyin tamamını da bizim planlayabildiğimize inanmıyorum. İnsan yolunu çizer, gayret eder, çalışır, plan yapar; ama hayatın bizim için çizdiği yollar da vardır. Ben buna biraz da insanın kariyer planını Allah’ın yapması diye bakıyorum.

Çok dert etmeyin. İşinize odaklanın, çalışın, hakkını verin. Gerisini biraz da zamana bırakın.

Hayal Kurmak ve Plan Yapmak

Hayal kurmayı severim. Ama yaş ilerledikçe hayalle plan arasındaki mesafeyi daha iyi anlıyor insan.

Bir zamanlar şöyle yazmışım: “Sadece çocuklar hayal kurmalı, biz büyükler plan yapmalıyız.”

Bugün dönüp baktığımda cümlenin özünü hâlâ seviyorum. Belki şunu da eklemek gerekir: Büyükler de hayal kursun ama hayalinin yanına bir plan koysun.

Çünkü hayal hep güzel şeyleri düşünür. Plan ise riskleri, imkânsızlıkları, zamanı, insanı, parayı ve şartları da hesaba katar. Bir hayalin en eksik tarafı bazen pratik hayatın gerçekleriyle örtüşmemesidir. Hayal ederken güzel tarafları görürüz. Plan yaptığımızda ise o hayale ulaşmanın yolunu, yükünü ve bedelini de düşünmeye başlarız.

Bu nedenle hayal kuralım ama hayalci olmayalım. Hayalimizi gerçekle buluşturacak yolu da düşünelim.

Planlaması olan hayaller daha gerçekçidir. Bir de hayat biz kendi planlarımızı yaparken kendi planını yapmaya devam ediyor. Belki büyümek biraz da bunu öğrenmek. Her istediğimizin olmayacağını bilmek ama yine de istemekten, çalışmaktan ve umut etmekten vazgeçmemek.

Hayal, rüya ve hayat arasındaki bu ilişkiye dair daha önce yazdığım Uyanınca Görülen Rüyalar Üzerine başlıklı yazı da aslında aynı yerden konuşuyor.

Teşekkür Beklemeden

Birileri teşekkür etsin diye iş yapmayın.

Teşekkür güzel bir şey elbette. İnsanı mutlu eder, yaptığı işin görüldüğünü hissettirir. Ama yaptığımız işin kıymetini yalnızca birilerinin teşekkürüne bağlarsak çok çabuk yoruluruz.

Bize verilen rütbelerin, makamların ve sorumlulukların ağırlığını yalnızca unvanlarımızla değil; derdimizle, davamızla, vefamızla ve vicdanımızla taşımalıyız. Zaman kavramı gözetmeden, heyecanımızı kaybetmeden, sürekli öğrenerek ve yenilenerek çalışmak gerekiyor.

Çok motivasyona ihtiyaç duyduğumuz günler de oluyor. O zaman biraz durmak, dua etmek ve kendi kendimize şunu hatırlatmak iyi geliyor: Biz işin sonunda bize teşekkür edilmeyeceğini zaten biliyorduk.

Bazen işin karşılığı, yapılmış olmasıdır.

İnsan İlişkilerinin İnsana Öğrettikleri

Yıllar önce “Sevgili gençler…” diye başlayıp insan ilişkilerinin bana öğrettiklerini listeler hâlinde yazmışım. Bugün dönüp baktığımda bazı cümlelerimi daha farklı kurabilirim. Ama bazılarını olduğu gibi bırakmak istiyorum. Çünkü o gün ne düşünüyorsam öyle yazmışım.

Can sıkıntısında yapılabilecekler

Dua etmek, kitap okumak, film izlemek, müzik dinlemek, seyahat etmek, iyilik yapmak… Bir huzurevini ya da bir yetimi ziyaret etmek. Bir mülteciyle aynı sofraya oturmak. Kır kokusu almak. Cebe birkaç çakıl doldurup denize taş atmak. Ormanda uzun uzun yürümek. Çocukluk arkadaşlarıyla oturup geçmişi konuşmak.

Bazen insanın ihtiyacı olan şey çok büyük değildir. Biraz insan, biraz tabiat, biraz sessizlik…

Uzak durulacaklar

Bitmeyen magazin, sürekli akan haberler, tartışma programları, sosyal medya trolleri, insanı hiçbir yere götürmeyen tartışmalar ve dedikodu… Bir de makam ve mevkinin değiştirdiği eski dostluklar.

Her şeyi bilmek zorunda değiliz. Her tartışmaya yetişmek de gerekmiyor. Bazen insanın kendisini korumasının yolu biraz uzak durmayı bilmesidir.

Tartışılmayacaklar

Söze mutlaka “Kahrolsun…” diye başlayanlarla da, mutlaka “Yaşasın…” diye başlayanlarla da uzun uzun tartışmayın. Çünkü insan bazen anlamak için değil, yalnızca kendi söylediğini tekrar etmek için konuşuyor.

Dinlemek istemeyen birine uzun uzun anlatmaya çalışmak insanı yoruyor.

Kulağınıza küpe olsun

Kimsenin kimseye ön kabullerle yaklaşmadığı, her şeyin konuşulup tartışılabildiği bir dünya hayali kurun. Olmayacağını düşünseniz bile kurun.

Bunu hayal etmek, olmayacağını bilmekten daha güzel.

Bir de şunu unutmayın: En pahalı yemek, bedava yenilen yemektir. Kimsenin karşılığını bir gün önünüze koyabileceği “bedava” yemeğine heves etmeyin.

Kesinlikle kaybedilmeyecekler

Kaybedilebilecek en değerli şeylerden biri umuttur.

Para kaybedilir, iş kaybedilir, makam kaybedilir. İnsan bazen yolunu bile kaybeder. Yeter ki umudunu kaybetmesin.

Umudunuzu kaybetmeyin.

Korkulacaklar

Yıllar önce bu başlığın altına şu cümleyi yazmışım: “İncittiğiniz insanın ve kırdığınız gönlün bedduasından korkun.”

Bu söz yaygın biçimde Hz. Muhammed’e (s.a.v.) atfediliyor. Birebir bu lafızla hadis kaynaklarında yer almasa da Peygamber Efendimizin uyarısı çok açık: “Mazlumun bedduasından kork. Çünkü mazlumun bedduası ile Allah arasında hiçbir engel yoktur.”

Bu nedenle insanın korkması gereken şeylerden biri bir başkasına haksızlık etmek, bir gönlü incitmek ve arkasından ah ettirmektir. Mütevazılığınızı ve insanlığınızı kaybetmeyin. Kalp kırmayın, gönül yıkmayın ve her şeyden önce haddinizi bilin.

Çünkü bazen bizim birkaç saniyede söylediğimiz bir cümleyi bir başkası yıllarca taşıyabiliyor.

Kızılmayacaklar

Odasının duvarlarına şiir yazan, resim yapan, problem çözen çocuklara kızmayın.

Hayat ve özgürlük evin duvarlarından başlar.

Bırakın çocuklar odalarının duvarlarını tahta gibi kullansın. Karalasınlar, yazsınlar, çizsinler, mutlu olsunlar. Duvar bir gün boyanır. Çocukluk bir daha gelmez.

Başımızın tacı insanlar

Birbirine dua edenler, ayet okuyanlar, şiir okuyanlar, çiçek koklayanlar; başkasının bakkal borcunu ödeyenler, çimenlere bile basmaya kıyamayanlar, yetim başı okşayanlar, işçisinin borcunu dert edinenler, dünyanın bütün çocuklarını “oğlum”, “kızım” deyip sahiplenenler…

“Kokusu gitmiştir.” diye pişirdiği çorbayı komşusuyla bölüşenler. Gelen tabağı geriye boş göndermeyenler. Birbirinin yükünü azaltanlar. Vefalı insanlar.

Bana göre hayatın başımızın üzerinde taşımamız gereken insanları biraz da bunlardır.

Yenilmeyin

Dünyaya, paraya, makama, hırsa, bencilliğe ve kibre yenilmeyin. Rakamların büyüklüğüne ve haberlerin gürültüsüne yenilmeyin. Tembelliğe, korkaklığa ve adaletsizliğe yenilmeyin.

İnsanın asıl mücadelesi bazen başkalarıyla değil, kendi içindekilerle oluyor. Asıl zafer de başka birisini yenmek değil; insanın kendi içindeki kötü tarafa yenilmemesi olabilir.

Önce nefsinize ve dilinize hâkim olun. Sonra size emanet edilenlere sahip çıkın: bayrağımıza, vatanımıza, milletimize; mazlum coğrafyalara, insana ve bütün canlılara; tarihimize, kültürümüze ve geleneğimize…

Sahip çıkmak her şeyi olduğu gibi muhafaza etmek değildir. Bazen anlamak, geliştirmek, yanlışını düzeltmek ve bizden sonrakilere daha güzel bırakmaktır.

Dostluğa Önem Verin

Modern hayatın en fazla aşındırdığı şeylerden biri dostluk olabilir. Dost kavramının içini menfaat ilişkileriyle boşaltıp insanları kendi güvensiz dünyalarında yalnızlaştırıyoruz.

Oysa dostluk kolay bulunan bir şey değil. Bir dostunuz varsa arayın. Uzaktaysa sesini duyun. Kırgınsanız barışmayı düşünün.

Çünkü hayatın sonunda insanın yanında çoğu zaman makamları, unvanları ve biriktirdiği eşyaları değil; iyi zamanında sevincini, kötü zamanında yükünü paylaşan birkaç insan kalıyor.

Dostluk şimdi biraz, yakın gelecekte hiç tarif edilemeyecek bir kavram olmasın. Biraz sahip çıkalım.

Umutsuzluğa Kapılmayın

Düştüğünüz zaman biraz toparlayın kendinizi. Ayet okuyun, dua edin. Şarkılara eşlik edin, ıslık çalın ve biraz da hayata meydan okuyun. Resim yapın. Güneşe koşun, denize koşun; olmadı aynaya koşun ve kendinizi yeniden sevmeyi deneyin.

Endişelenmeyin.

İnsanın başına gelen bazı şeyler o anda hiç geçmeyecekmiş gibi geliyor. Sonra zaman geçiyor ve insan dönüp baktığında şunu fark ediyor: Geçmeyen tek şey, geçmez sandığımız yanılgılardır.

Hayat Öğretiyor

Hayatın kendine özgü bir öğretme biçimi var. Bazen kitabını vermeden sınava sokuyor insanı.

Nereye giderseniz gidin, ölümün hayatın içinde olduğunu unutmayın. Ölüm hayata meydan okurken hırsın ve öfkenin ne kadar küçük kaldığını görün.

Hiçbir şeyin bütünüyle unutulmadığını, bazı şeylere yalnızca alışıldığını öğreniyorsunuz. Kimsenin size, kendinizden daha iyi nasihat edemeyeceği zamanlar geliyor. Sağlık, sabır ve şükrün kıymetini de çoğu zaman eksildiklerinde daha iyi anlıyoruz.

Büyümek biraz da bunları öğrenmekmiş.

Son Söz

Bunlar farklı zamanlarda X’te yazılmış notlar. Çalışmaya, üretmeye, hayal kurmaya, insan ilişkilerine, dostluğa, umuda ve vefaya dair…

Bugün dönüp baktığımda kelimeler değişse de bazı şeylerin bende çok değişmediğini görüyorum: çalışmak, üretmek, bir işe yaramak, insana dokunmak; hayal kurmak ama hayalci olmamak, vefayı kaybetmemek, kalp kırmamaya gayret etmek, umudu kaybetmemek ve dost biriktirmek.

Belki hayat boyunca yaptığımız bütün planların, kurduğumuz hayallerin ve peşinden koştuğumuz bütün başarıların sonunda geriye kalan şey gerçekten bu kadar basittir: Arkanızda dua edecek güzel dostlar bırakmak.

Bundan daha yüce bir rütbe yok.

YAZAR

Nurdal Durmuş

Saha Toplum Makale

Kaynak ve kullanım notu

Kısa alıntılar, Nurdal Durmuş adı ve bu yazının bağlantısı kaynak gösterilerek kullanılabilir. Yazının tamamının veya önemli bir bölümünün izinsiz olarak kopyalanmasına, yeniden yayımlanmasına ya da kaynak belirtilmeden kullanılmasına izin verilmez.

© 2026 Nurdal Durmuş

Bir not bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.