Altı Çizili Satırlar. Okuma Notlarımdan.

Okuma notları 8 Yorum »

İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?
Kuran-ı Kerim, Rahman (55). 60

Sen de uzak ülkelerden dönüyorsun ve bana bütün söyleyebildiğin, akşam, evinin eşiğinde oturmuş, serinleyen birinin aklına gelebilecek basit düşünceler. Peki, ne anlamı var öyleyse, bunca yolculuğun?
Italo Calvino, Görünmez Kentler

Tarih kitaplarına inanmayın. Çünkü onları yazanlar kahramanları asanlardır.
Brave Heart (Cesur Yürek) filminden.

İnsanın en çok kalbi temiz olmalıdır. Tüm organlarımıza buyuran bir güç var onda. Anlatmaya, yorumlamaya gücümüzün yetmediği bir giz birikimi bu. İnsanı kalbinden tutamadınız mı, görün, nasıl kayıp gidecek elinizden! Kaygan, yabancı madde dolu bir şey olup çıkacak sonunda.
Kalbin gereksinimlerine dikkat edilmedi mi emek de, ekmek de yitiriverir anlamını.
Ne emek, ne ekmek; önce kalbimiz bozuluyor çünkü.
Nuri Pakdil, Bir Yazarın Notları 1

Kutuplarda ayı avcıları buzların içine jilet kadar keskin bir baltayı yerleştirir, keskin tarafın üzerine biraz kan sürerlermiş. Bunu bilmeyen ayı gelip kanı yalarken dili kesilirmiş. Ama kanın tadından dilinin acısını fark edemez, kendi kanını yalamaya başlarmış. Damarlarındaki kan tükenince, olduğu yere yığılırmış. Avcı da gelip derisini yüzermiş. Avcılar ayıları kurşunlarla vururlarsa, ayının postu delineceği ve çok para etmeyeceği için bu yolu denerlermiş.
Cezmi Ersöz, Hiçbir Şey Senden Eski Değil

Eşyanın da canı var. Bütün iş, ruhlarını uyandırabilmekte.
Gabriel Garcia Marquez, Yüzyıllık Yalnızlık

Çağdaş hayatın en önemli özelliği, acımasızlığı ya da güvensizliği değil, çıplaklığı, ruhsuzluğu ve bayağılığıydı.s.70
Özgürlük iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse, gerisi kendiliğinden gelir. s.76
İnsan olarak kalmanın bir değer taşıdığını içinde gerçekten hissediyorsan, somut bir sonuç elde etmesen bile kazanmış sayılırsın. S.146
Somut gerçekler göz ardı edilemezdi. Felsefede, dinde, ahlakta ya da siyasette iki kere iki beş edebilirdi, ama bir top ya da uçak yapımında dört etmesi gerekirdi. s.172
En iyi kitaplar bize bilmediklerimizi söyleyenlerdir. s.174.
George Orwell, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört

İnsanın bir tek ve hep aynı yaşamı yoktur. Peş peşe eklenen birçok yaşamı vardır ve çektiği acıların nedeni de budur.
Paul Auster, Yanılsamalar

Belki bir başka yazma biçimi daha vardır? Ben bir tek, can sıkıntısının uykunun kıyısında bana acı verdiği bu gecedekileri biliyorum.
Franz Kafka, Mektuplar

Bir gün bir çocuğa sormuştum, deniz neden tuzludur diye. Babası uzun bir sefere çıkmıştı. Çocuk hemencecik karşılık verdi: Deniz tuzludur, çünkü denizciler durmadan ağlarlar! Neden denizciler böyle çok ağlar ki! Çünkü dedi, yolculukları bitmez… Onun için de mendillerini hep direklere asıp kuruturlar! Gene sordum: Ya niçin insanlar üzgün olunca ağlar? Çünkü dedi, daha duru görebilelim diye gözlerin camını ara sıra yıkamak gerek!
August Strindberg, Düş Oyunu

Bakmak vardı; görmek yoktu oysa. s.151
Ve Adam’dan bana kalan son nasihate uydum; “Bir ırmak gibi yoklaya yoklaya bul yolunu evlat. Kafanı vura vura açacaksın gideceğin yolu!” Ve geçtiğim yolda bıraktım kan izimi. s.152
Zeki Bulduk, Bozkırın Atları Yaman Ölür

(…) Bütün bir gece, sözcükler, göçmen kuşlar gibi küme küme gelip boş kâğıtların üstüne kondular. Sabaha kadar cıvıldaştılar. Sabaha karşı başımı yastığa koyabildiğimde başım kum saatinden farksızdı. Sağa sola dönüp durdum; kum taneleri düştü pıt pıt, o kulaktan o kulağa.
Murat Yalçın, Hafif Metro Günleri

- Kurşunlar oylardan daha çabuk hükümet değiştirir.
- Pek çok düşmanla savaşıp hayatta kalabilirsiniz ama kendinizle savaşırsanız kaybedersiniz.
Lord Of War (Savaş Tanrısı) filminden

Son nehir kuruduğunda,
Son ağaç kesildiğinde,
Son balık avlandığında,
Beyaz adamlar paranın hiçbir şeyi yenemeyecek bir güç olduğu anlayacaklar.
(Kızılderili atasözü)

“Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı. Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve mavilikleri çok gördük, sizin için çok kötü olacak.
Sait Faik Abasıyanık, Son Kuşlar

Ertelenme süresini dolduran bir hayalin geri dönme ihtimali yoktur!
Gökhan Şimşek, Ahh! (şiir)

Bir zamanlar kardeşime, ne zaman evde tamir işi yapmaya kalksam, işi bitirmeden tüm aletleri kaybettiğimi söyledim. ‘Şanslısın,’ dedi bana. ‘Ben yaptığım işi kaybediyorum.’
Gülüştük.”
Kurt Vonnegut, Hi Ho

Ön balkonda oturmuş konuşuyorlardı:
Hemingway, Faulkner, T.S. Eliot, Ezra Pound, Hamsun, Wally Stevens, E.E. Cummings ve birkaçı daha.
“baksana” dedi annem “şunları susturamaz mısın?”
“hayır,” dedim.
Babam karısına baktı: “bundan böyle oğlum yok benim!”
Charles Bukowski, Onlar ve Biz

Kuşluk vaktine ve sükûna erdiğinde geceye yemin ederim ki “Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı”
Kuran-ı Kerim, Duha Suresi 1-3

Nurdal Durmuş yazıları

Düşündüm ‘Ne Düşünmem Gerektiğini!’

Okuma notları, on5yirmi5.com yazıları 10 Yorum »

Düşündüm.
Soranlara “Bir şeyim yok iyiyim.” desem de Nisan yağmurlarında ıslanmak, bir dağ başına çıkıp herkesin görebileceği büyüklükte ateş yakmak, ceplerime çakıl doldurup denizi taşlamak gibi deli düşünceler kuşatıyor içimi.

Düşündüm.
Aklım, profilim ve masamın üstü müthiş bir uyum içindeler: “Karmakarışık!”

Düşündüm.
Sen besteden düşmüş bir notaysan, kimse sana şarkı söyleyemez ki!

Düşündüm.
Ya aklım başımda değil ya aklımı başımdan aldın!

Düşündüm.
Bir ömür uğraşarak yüzümdeki tebessümle şekillendirdiğim kumdan kalelerimi, bir dalganın çarpışına teslim eden çocuk gibiyim.

Düşündüm.
Sanırım, duygular hariç her şey iyileşiyor.

Düşündüm.
Hayata bir başlık atmadım.

Düşündüm.
Ben ve hayat iki iyi arkadaşız.

Düşündüm.
Hayata hep bir düşün değil; binlerce düşün penceresinden bakıp gerçeğe hangisinin daha yakın olduğunu görmek gerekir.

Düşündüm.
Hayat gözlerimi açabildiğim kadar açıp en son noktaya kadar bakmak, sonrada yumup hiçbir şey görememek kadar kısa… ‘Hayat kısadan da kısa.’

Düşündüm.
Hayat kendimize yazdığımız mektupların genel adıdır. Gönderen kısmında adımız, alıcı kısmında adresimiz yazar.

Düşündüm.
Aslında zaman, okyanusları besleyen su kaynaklarından bile çok daha hızlı akıyor.

Düşündüm.
Aslında hayat, ölümün hep unutulduğu bir yaşama uğraşıdır.

Düşündüm.
Aslında hayat; uyku ile uyanıklık, düş ile gerçek, yalan ile doğru arasında az sonra uyanacağımız anlık bir rüyadır.

Düşündüm.
Aslında hayat, gözlerim kapalıyken bile görebileceğim bir sûret, kulaklarım kapalıyken bile duyabileceğim bir ses ve her aynaya bakışımda bana bakan bir yüzdür.

Düşündüm.
Aslında ölüm, birbirini gören aynaların içinde uzayan sayısız yollar kadar uzun, dokunsam tutulacak kadar yakındır.

Düşündüm.
Aslında kimse düşlerinin terkine uğramadı. Hayat zaten bir düş! Bir gün düşeceğiz toprağa ve hayat denen bu düşten ilk kez uyanmış olacağız.

Düşündüm.
Hayatıma iyi bakmalıyım. Çünkü o kendine küsse, kimse bana yeni bir hayat hediye etmeyecek.

Düşündüm.
Yaşamak büyüdüğünden beri hayatı hep küçük gördü.

Düşündüm.
Ölümün gözlerine yaşarken bakarsak o da bize anlamı olan sonsuz bir hayatla bakar.

Düşündüm.
Ölüm sırası gelmeden kimse sıranın kendisinde olduğunu anlayamıyor.

Düşündüm.
Ölüm isimlerimizin başındaki beylik sıfatları tanımıyor.

Düşündüm.
Aslında ölüm, cevabı hep bilinen bir soru, sevgili’nin bize gönderdiği bir mektuptur.

Düşündüm.
Bilmek kadar insana acı veren başka bir karmaşa yoktur.

Düşündüm.
Kolay anlatılıyor acılar, kolay yazılıyor, kolay yaşanmıyor oysa.

Düşündüm.
Aynalara her bakışta yüzümdeki maskelerden gerçek yüzümü seçemiyorum.

Düşündüm.
Çok vefasızım, telefon rehberindeki dostlarımın sayısı bir hayli azalmış.

Düşündüm.
Ben yoksam kimse yoktur.

Düşündüm.
Omuzlarının üzerinde zirveye çıktığım insanlara sırtımı dönmemeliyim.

Düşündüm.
Ben aşkı seslerden bir ses değil, bütün sesleri susturan bir çığlık yapmak için arıyorum.

Düşündüm.
Kimse bilmiyor mu?
Ben, sen iyiyken iyi olabilecek kadar hasta bir adamım hepsi bu!

Düşündüm.
Aslında ses sessizlikte anlam buluyor.

Düşündüm.
Aslında ben büyümekten değil, içimdeki sesi yitirmekten korkmalıyım.

Düşündüm.
Ellerim kaleme, düşüncelerim kelimelere tutundukça yazmaktan ve okumaktan asla vazgeçmemeliyim.

Düşündüm.
Renklerin mavisini seviyorum diye siyahlardan nefret etmemeliyim.

Düşündüm.
En değerli an, içerisinde bulunduğum andır. Çünkü az sonrasının olup olmayacağı bilinmezdir.

Düşündüm.
Özgürlük bedeli gerçekten çok ağır olan bir mücevherdir. O yüzden herkeste bulun(a)maz.

Düşündüm.
Boş vermek hiçbir şeydir. Hiçbir şey boş vermek kadar anlamsız değildir.

Düşündüm.
Kalplerini yormayanlar düşüncelerimi çiğnediler. Cümlelerimin canı yandı.

Düşündüm.
İnsan kendi yaşamının yağmurlarında ıslanma fırsatını kaçırmamalı.

Düşündüm.
Umut Kafdağı’nın ardında da olsa beklenmeye değer.

Düşündüm.
En çok beklenen en beklenmedik anda gelendir…

Düşündüm.
Anlaşılamamak anlaşılır bir durumdur.

nurdal durmuş
Düşündüm ‘Ne Düşünmem Gerektiğini!’

Okuma notları (IV)

Okuma notları Yorum Yok »

1.
İtfaiyenin görevi, kitap gizlediği ihbar edilen evleri yakmaktır. Montag işine bağlı biridir; ancak bir görevde bütün hayatı değişir. İhbar üzerine bir adının evini basarlar. Montag kütüphaneyi devirip yakmaya hazırlanırken bir kitap, kanat çırparak ellerine iner. Titreyen belli belirsiz ışıkta ak bir sayfa tüy gibi açılır. Montag o telaş içinde tek bir satır okuyabilir: “Öğle sonu güneşinde zaman uykuya dalmıştı”. Bu satır, kızgın çelikle dağlanmış gibi yanar beyninde… Kitabı korkuyla göğsüne saklar. Ev sahibi kadın, kitaplarıyla birlikte yanmayı tercih eder ve gazyağına kibriti kendi çalar. Evine dönen Montag olayı karısına şöyle anlatır: “Bu kadının evle birlikte yanmayı göze alması için bu kitaplarda bir şey olmalı; bizim hayal edemediğimiz bir şey…” Montag, bütün gece aklında o yangını söndürmeye çalışır.
* * *
Sonra montagın yangından kaçırdığı kitabı okuduğunu gören eşi ihbar eder “kitap okuyan” Montag’ı… O da kaçar ve bir direniş örgütüne katılır. Örgüt, ormandaki ırmağın kıyısında eski bir demiryolu istasyonunda gizlenmektedir. Yazarlar, bilginler, kitapların yok edilmesine karşı direnişe geçmişlerdir. Buldukları yöntem muhteşemdir. Her bir örgüt üyesi, insanlık tarihinin önemli bir eserini ezberler. Örgüt, hangi kitabın kimin hafızasında olduğunu bilir ve baskı dönemi bitinceye kadar unutulmaması için bu “kitap – adamları korur. Her adam bir kitaptır artık; her kitap bir adamdadır. Baskının en yoğunlaştığı dönemde bile insanoğlunun direniş gücü, yazının mirasını korumaya yeter.

(ray bradbury / fahrenheit 451)

2.
Akşamüstü, kumsal boyunca yürüyeceğim, oturacağım özel bir yer olacak, tam karanlık çökerken, orkestranın Victor Herbert’ten seçmeler çaldığı çadırın az ötesinde… Kocaman, pencereleri kepenkli bir odam olacak. Bir yağmur mevsimi, yağmur, yağmur, yağmur… Kentteki yaşamdan öylesine yorgun düşmüş olacağım ki yalnızca yağmuru dinlemek yetecek. Öylesine dingin. Yüzümdeki kırışıklar dinip gidecek. Gözlerim yanmayacak artık. Dostlarım olmayacak. Tanıdıklarım bile. Uykum gelince, ağır ağır yürüyerek küçük otelime döneceğim. Katip ‘İyi geceler Miss Jones’ diyecek, şöyle bir gülümseyip anahtarımı alacağım. Ne gazete okuyacağım, ne radyo dinleyeceğim; dünyada olup bitenlerden haberim bile olmayacak.

Zamanın geçtiğinin bilincine varmayacağım hiç… Bir gün aynaya bir bakacağım ki saçlarım ağarmaya başlamış ve işte o zaman, yirmi beş yıldır, uyduruk bir adla, dostsuz, tanıdıksız, hiç kimseyle ilişkisiz yaşadığımı kavrayacağım. Buna biraz şaşacağım ama pek umursamayacağım. Zamanın böyle rahat geçtiğine sevineceğim.”

(Tennessee Williams/Yağmur Gibi Söyle Bana)

3.
Walser solda bir sıfır olmak istiyordu ve onun sevdiği kibir, Fernando Pessoa’nınki gibi bir kibirdi. Fernando Pessoa, bir keresinde, çikolatayı saran alüminyum kâğıdı yere fırlatıp, yaşamı da böylesine fırlatıp attığını söylemişti.
Niçin yazmadıklarını sorduklarında, Rulfo şöyle cevaplıyordu:
— Yazmıyorum, çünkü bana bu öyküleri anlatan Celerino Amcam öldü.

“Yazmak – derdi Marguerite Duras – aynı zamanda konuşmamaktır. Susmaktır. Sessizce ulumaktır.”
İnsanın yazmayı reddetmesinin bir nedeni de, kendisinin bir hiç olduğunu düşünmesidir. Örneğin, Pepin Bello. (Bu adam üzerine ayrıca bir yazı yazmayı düşünüyorum, çok ilginç biri.)

(Enrique Vila-Matas / Bartleby ve Şürekâsı)

4.
—Küresel para aktörlerine ve beyaz adamlara Kızılderili reçetesi;

Son nehir kuruduğunda,
Son ağaç kesildiğinde,
Son balık avlandığında,
Beyaz adamlar paranın hiçbir şeyi yenemeyecek bir güç olduğu anlayacaklar.

(Kızılderili atasözü)

5.
“Görmeyi öğreniyorum. Bilmiyorum neden, her şey içimde daha derinlere işliyor, her zamankinden daha derinlere. Bir iç dünyam varmış da bilmezmişim. Her şey, şimdi oraya gidiyor. Orada ne olup bitiyor, cahiliyim.

(Rilke, âh Rilke)

6.
“Hayır, benim çocukluğumun hürriyeti, hiç de bu cinsten bir hürriyet değildir. Evvelâ, burası zannımca en mühimdir, onu bana hiç kimse vermedi. Bu sızdırılmış altın külçesini birdenbire kendi içimde buldum. Tıpkı ağaçta kuş sesi, suda aydınlık gibi. Ve bir defa için buldum. Bulduğum günden beri de küçücük hayatım, fakir evimiz, etrafımızdaki insanlar, her şey değişti. Vakıa sonraları ben de onu kaybettim. Fakat ne olursa olsun bana temin ettiği şeyler hayatımın en büyük hazinesi oldular. Ne dünkü sefaletim, ne bugünkü refahım, hiçbir şey onun mucizesiyle doldurduğu seneleri benden bir daha alamadılar. O bana hiçbir şeye sahip olmadan, hiçbir şeye aldırmadan yaşamayı öğretti.”

(Ahmet Hamdi Tanpınar/Saatleri Ayarlama Enstitüsü)

“Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı.
Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve mavilikleri çok gördük, sizin için çok kötü olacak. Benden hikayesi.”

(Sait Faik Abasıyanık/Son Kuşlar)

7.
‘ben ödülümü yazarken aldım’.
“Ben eserimi yaratırken yeterince ödül aldım. Bir Nobel ödülü buna bir şey katmaz, tam aksine beni aşağıya çeker. Nobel ödülü, tanınma peşinde olan amatörler için güzeldir. Ben yaşlıyım ve yeterince keyif yaşadım. Yaptığım her şeyi severek yaptım. En büyük ödül zaten buydu. Başka da bir ödül istemiyorum. Çünkü almış olduğum ödülden daha güzel bir şey olamaz.”

(Jean Paul Sartre, 1964 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmış fakat bu sözlerle ödülü reddetmişti)

http://www.nurdaldurmus.com/

Nurdal Durmuş Blog

‘Örtücü’ entelijensiya ve ‘sıkmabaş’ zihinler

Okuma notları Yorum Yok »
Foto: Nurra Çakmak

Foto: Nurra Çakmak

bir gazeteyle her şeyi örtebilirsiniz,
ağaçları, çiçekleri, çimenleri örtebilirsiniz;
boydan boya bütün bir manzarayı,
baştan sona bütün baharı,
bir uçtan ötekine tüm memleketi,
hatta efsane tadına ulaşıncaya kadar
gerilere doğru tekmil tarihi
bir gazete kâğıdıyla örtebilirsiniz,
sahipsiz bir cesedi örter gibi,
gün ortasında
kalabalık bir kaldırımda…

ama kuş seslerini örtemezsiniz,
ezan seslerini, çan seslerini örtemezsiniz,
rüzgârın uğultusunu, göğün gürültüsünü,
rahmetin çatılarda, kaldırımlarda,
taşların ve kalplerin üzerinde şakırdayışını,
örtemezsiniz, beyler,
örtemezsiniz gazete kâğıdıyla!

halkın, meydanlarda, sokaklarda
–ne korku projeleri,
ne görüntü efektleriyle değil-
kendi cismi, kendi sesi, kendi elleri,
ayaklarıyla çoğala çoğala
ve değil darbeci generalleri,
şeytanı bile deliğinden söküp çıkaran
“bre yetti! bre yetti! bre yetti” seyelânını
örtemezsiniz, efendiler,
örtemezsiniz gazete kâğıdıyla!

her şeyi örtseniz, her sesi örtseniz,
sarhoşların naralarını örtemezsiniz,
şairlerin uyanık sayıklamalarını
ve umudunu, yoksulların,
örtemezsiniz asla,
örtemezsiniz, gazete kâğıdıyla!

ne gazete kâğıdıyla,
ne gazete mürekkebiyle boyanmış
sahte gecelerle, kirli gecelerle!

29 Haziran 2008
Yoksullar İçin Tezler Kitabı
Cahit Koytak

ahh!

Okuma notları 2 Yorum »

gökhan

ertelenme süresini dolduran bir hayalin geri dönme ihtimali yoktur!

Satranç Dersleri / İlhami Çiçek

Okuma notları, Video kulübü 1 Yorum »

altı çizili satırlar (üç)

Okuma notları Yorum Yok »

Bahçenin kenarından geçerek yukarıya,Arnavutköy’ün tepelerine doğru yürürken burnumuza hãlã menekşe kokusu geliyordu.Altımızda bir Mayıs gününü bırakarak Şubat ayını yukarıda kamçı gibi bizi bekler bulduk. Say:149

Sabahın 4.30’u.İnsan sesleri sessizliğin içine düşüyor.Karanlığa bol bol duman fışkırtan meşalelerin geceye yaptığı te’siri sesler de sükũta yapıyor şimdi.İnsan bir kırmızılık,bir alev,bir duman,sıcak bir şeyler duyuyor.Yalnız Heybeli’nin sırtında güneşin doğacağını belli eden bir çizgi halinde beyazlık.Ondan ötesi,Heybeli,deniz,çamlar,her şey daha zindan gibi karanlık.Nasıl etmeli de yataktan kalkmalı?Saatlerin en güzeli bu!Bu saatte uyumayan yoktur artık balığa çıkanlar müstesna.Hatta uykusuzluğa mübtelalar bile nihayet uyuyabilmişlerdir.Bu saatlerde çocuklar,ruyalarının en tatlı yerinde,sevgililer bu saatte kavuşamadıklarında,anneler bu saatte gurbetteki çocuklarıyla sarmaş dolaştır.Bu saat,hastaların uyuduğu;açların uyuduğu,sinirlilerin uyuduğu;toprağın,taşın,ağaçların uyuduğu saat…say:150_151

Yedi senedir bu sokaktan gayrĩ İstanbul şehrinde bir yere gitmedim.Ürküyorum.Sanki döveceklermiş,linç edeceklermiş,paramı çalacaklarmış_ne bileyim,bir şeyler işte_gibime geliyor da şaşırıyorum.başka yerlerde bana bir gariplik basıyor.Her insandan korkuyorum.Kimdir bu sokakları dolduran adamlar?Bu koca şehir,ne kadar birbirine yabancı insanlarla dolu.Neden insanlar böyle birbiri içine giren şehirler yapmışlar?Aklım ermiyor.Birbirini küçük görmeye,boğazlaşmaya,kandırmaya mı?Nasıl birbirinden bu kadar ayrı,birbirini bu kadar tanımayan insanlar bir şehirde yaşıyorlar.. (Lüzumsuz Adam say:119

Şahmerdan _ Lüzumsuz Adam Sait Faik Abasıyanık

İnsanlar bir altın çağ yaşadılar,eski Yunan zamanında. Eski Yunan,sĩnesinde şarkı ve garbı birleştirmek saadetine ermişti;bu yüzden mükemmel oldu.Sonra miras bölündü.Yunan’ın ilim iştiyãkı,tasnif etmek,teşkilatlandırmak kudreti,hürriyet iptilãsı,garba gitti.Bu tarafa ne kaldı? Yaratılış sırrına hürmet,fãnilik şuuru,ferde huzur ve ãhenk verebilecek dünya görüşü_yãni kader ve kısmete inanma_güzellik.say:21

Canzi ve ben diye tutturmuşum.Ardı arkası gelmiyor.Yerlere,göklere sığdıramadığım,bir türlü baş edip koyup kaldıramadığım hep bu biricik aşkım değil mi?Ey Yaradan ! Benim topraktan gelme cismime,üflenen bir kandil gibi her an sönmeye namzet zihnime bu sonsuz açılışı,ebediyete doğru çağlayışı,bu dinmek bilmeyen yanıp yakılışı.Özleyişim savmıyor,sevdiğimi unutamıyorum..Ölsem..Ölemiyorum da.Issız kış geceleri odam da dönüp dolanıyorum.Kãh rüzgãrı,yağmuru dinliyorum kãh perdeyi aralayıp gökyüzünü görmek istiyorum.fakat…İnsanlıktan çıkmışım besbelli .Bir çift can yakıcı elã göz kãinatla benim arama girdi;dağlara baksam az sonra dağlar hayal,hayal olur;bulutlara baksam hepsi çözülür buhar olur.Kendi kendime kaynar kaynar,taşar ve ancak o zaman iş başına geçip planlarıma bakacak tãkati kendimde bulurum.Eserim,beni kãh yanına çekip kãh uzaklaştırarak kanımı eme eme büyür.Eserimi adım adım ileri götürdükçe günahımı ödediğimi,sevdiğimin küskün ruhuyla barış kurduğumu duyuyorum.

Her şey senindir,al!İşte sıhhatim,işte hayatım,işte sanatım,kudretim ve son tãkãtim.say:50_51

Benim olmanı istiyordum,öyle ki dış dünya artık senden bir şey alamasın.Senin güzel yüzünü kimse görmesin,halãvetli,vãkarlı perdelerle dalgalanan sesini kimse işitmesin.Sen de kimseyi görme,muhayyilene bile benden başka şey girmesin.Geçmişin, geçmemiş olsun.Bugün düşünüyorum ve anlıyorum:ben farkında olmayarak seni yok etmek,seni öldürmek istemiştim.

Ciğerdelen Safiye Erol

Ölüm,ölüm hayattaki tek değişmez gerçek.diyalektik hayatın akışını, değişmesini açıklamaya çalıştı;ama başaramadı.Ölümü çözemez diyalektik,işte değişmez gerçek.Nehirlerden sular akıyor tabiĩ,hep aynı suda yıkanmıyoruz,ama hep aynı ölümle ölüyoruz.(Ölüm şekillerimiz aynı olmasa da,Azrail’e (a.s)veriyoruz canımızı hepimiz.Ruhumuz)…Bahar,ak düşmüş saçlarım bunları düşündürdü bana.Gugular ötüşüyorlardı gene.İnsan beşerde kimi zaman bilinçsiz bir hayvan olmak ister.Rahata düşkünlük,konforculuk değil dediğim.Hayatın gerçeklerinden kaçmak sadece.Hayat çirkindir çocuklar,hayatta güzeli aramak yanlıştır.(Hayatın en güzel yanı bence her yolun Allah’a çıkması,muhtaç olduğunuzu her an hatırlatmasıdır).İnsan kendi fildişi kulesine çekilince hayatta var olmayan güzelliği bulur.”(Doçent,sonraları Profesör Necati) Pastırma Yazı say:173

Hüzün Kahvesi Selim İleri

İkinci Abdülhamid’in kıskanç cãriyesi ãh’ının ateşiyle gök katlarını değilse de,muzdarip ruhunu incecik oyma işleriyle oyalamaya uğraşan padişahın marangozhãnesini ateşe veriverdi.Zarar ziyan cãriyenin kalbinde mi,marangozhãnede mi daha fazla,bunu tarihler yazmıyor.say:54

Bahtınıza Ekim’lerde hep İstanbul düşüyor.İstanbul bahtınıza hep Ekim’lerde düşüyor.Daha iyi vurulmanız daha iyi ölmeniz için her halde.İstanbul Ekim’de geçmişten ve gelecekten mürekkep çünkü.Üstelik salt kendi geçmişinden değil;sizinde geçmişinizden mürekkep.Önce ışık oluyor.Sonra su.Ve mavi.Ve yıldız.Bir Beyoğlu tramvayı,bir ãmãnın laternasında istiklãl caddesi uzantısı bir hüzün.Köşe başlarında ulysses’in bakışı,kestanecilerin kapı tuttuğu kitapçılarda taze mürekkep kokusu.Boşluğa dağılan buhurumeryem:bir şiirin sancısı.Bir sap gül:bir hayatın yarısı.Neden kalbimizin bütün acılara açık yerinin adı şãir.say:62

Sarayı olmayanın sultan olmadığını kim iddia edebilirdi? Ve bir ayna derinliğine dökülen görüntüleri ne yapabilirdi. Say:66

Mavi Lãle Nãzan Bekiroğlu

altı çizili satırlar (iki)

Okuma notları Yorum Yok »
Fotoğraf: Rabia Bulut

Fotoğraf: Rabia Bulut

“İnsan acı çeker, ısrar eder ve talep eder. Yüz binlerce dünyaya sahip olsa da huzur bulamaz. İnsan kılı kırk yarar, bir biçimde her türlü işle ve zanaatla uğraşır; çok çeşitli görevlerle kendisini meşgul eder. Arzu ettiği arzu nesnelerine ulaşamadığı için astronomi ve tıp alanlarını öğrenir. Normalde insan sevdiğine ‘kalbimin huzuru’ der. Hâl bu olunca insan, başka bir şeyde nasıl rahat ve huzur bulur. Bütün bu zevkler ve meşguliyetlerin hepsi merdiven gibidir. Çünkü insan merdivenin basamaklarına yerleşip yaşamaya kalkışmaz, geçicidir oraları; ne mutlu ona ki, bu gerçeğin farkına varmak için yeterince erken uyanır. Böyle biri için uzun yol kısalır ve hayatını merdiven basamaklarında boşuna harcamaz.”

* * *
“Tanrım, geceyi bizim için mi böylesine gizemli ve güzel yaptın? Benim için mi? Hava ılık, ayışığı açık penceremden içeri dolmakta. Oturmuş, göklerin sonsuz sessizliğini dinliyorum. Bütün varlıklardan hayranlık duyguları yükselip birbirine karışıyor; sözcüklerle anlatılamayacak bir coşkuyla dolu gönlümü alıp sürüklüyorlar sanki. Dua ederken bile sakin değilim. Eğer sevginin sınırları varsa, bu sınırları insanlar koymuştur Tanrım, Sen değil.”

(Andre Gide / Pastoral Senfoni)

* * *
“Bir zamanlar kardeşime, ne zaman evde tamir işi yapmaya kalksam, işi bitirmeden tüm aletleri kaybettiğimi söyledim.

‘Şanslısın,’ dedi bana. ‘Ben yaptığım işi kaybediyorum.’

Gülüştük.”

(Kurt Vonnegut/Hi Ho)

* * *
“Chuang Tzu düşünde bir kelebek olduğunu gördü, ama uyandığında, düşünde kendini bir kelebek olarak gören bir insan mı, yoksa düşünde kendini bir insan olarak gören bir kelebek mi, olduğunu bilemedi.”

(Chuang Tzu’dan Herbert Alen Giles)

* * *
“Masal bir adamın dört bin dinara bir kız alması ile başlar. Bir gün adam gözlerini kızın üzerine dikti, ve sonra gözyaşlarına boğuldu. Kız ona neden ağladığını sordu. Adam yanıtladı: ‘Öylesine güzel gözlerin var ki bana Rabbe ibadet etmeyi unutturuyor.’ Kız yalnız kalınca gözlerini oydu. Adam onu bu haliyle gördü ve acıyla sarsıldı. ‘Kendine neden eziyet ettin? Değerini düşürdün.’ Kız şöyle karşılık verdi: ‘Bende bulunan hiçbir şeyin sizi Rabbe ibadetten alıkoymasını istemem.’ Adam o gece, düşünde bir ses işitti: ‘Kız değerini sana göre azalttı, ama bize göre arttırdı; ve biz onu senden aldık.’ Uyandığında adam, yastığının altında dört bin dinar buldu. Kız ölmüştü.”

(Ahmed eş-Şirvani/Hadikat el Afrah)

* * *
“Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

Dünya ahirete nazaran bu parmağı –bunu söylerken parmağını gösterdi- denize sokmak gibi bir şeydir. Biriniz o parmağın denizden ne kadar ıslanarak çıkabileceğine bir baksın.”

(Müslim ve Tirmizi)

altı çizili satırlar.

Okuma notları Yorum Yok »
Fotoğraf: Rabia Bulut

Fotoğraf: Rabia Bulut

“Dünya nasıl olması gerekiyorsa öyle. Kendini kurtaramayanı hiç kimse kurtaramaz.”
Pavese

“Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti. Daha ilk sayfalarındayken bile, kitabın gücünü öyle bir hissettim ki içimde oturduğum masadan ve sandalyeden gövdemin kopup uzaklaştığını sandım. Ama gövdemin benden kopup uzaklaştığını sanmama rağmen, sanki bütün varlığım ve her şeyimle her zamankinden daha çok sandalyede ve masanın başındaydım ve kitap bütün etkisini yalnız ruhumda değil beni ben yapan her şeyde gösteriyordu. Öyle güçlü bir etkiydi ki bu, okuduğum kitabın sayfalarından yüzüme ışık fışkırıyor sandım: Aynı anda hem bütün aklımı körleştiren, hem de onu pırıl pırıl parlatan bir ışık. Bu ışıkla kendimi yeniden yapacağımı düşündüm, bu ışıkla yoldan çıkacağımı sezdim, bu ışıkta daha sonra tanıyacağım, yakınlaşacağım bir hayatın gölgesini hissettim. Masada oturuyor, oturduğumu aklımın bir köşesiyle biliyor, sayfaları çeviriyor ve bütün hayatım değişirken ben yeni kelimeleri ve sayfaları okuyordum. Bir süre sonra, başıma gelecek şeylere karşı kendimi o kadar hazırlıksız ve çaresiz hissettim ki, kitaptan fışkıran güçten korunmak ister gibi bir an içgüdüyle yüzümü sayfalardan uzaklaştırdım. Çevremdeki dünyanın da baştan aşağıya değiştiğini o zaman korkuyla fark ettim ve şimdiye kadar hiç duymadığım bir yalnızlık duygusuna kapıldım. Sanki dilini, alışkanlıklarını, coğrafyasını bilmediğim bir ülkede yapayalnız kalmıştım.”
Orhan pamuk

“Günün huzursuzluğunu unutturan o güzel saatlere, insanın sadık dostu, suskun arkadaşı kitaplara, hep yanımızda olduğunuz, varlığınızla bize hep yaşam verdiğiniz için teşekkürler! İnsanları yaşantılarının en karanlık günlerinde desteklediğiniz için de, cephe hastanelerinde, kışlalarda, hapishanelerde, acıdan kıvrandıkları yataklarda. Her yerde, her zaman yanlarında bulunmuş, onlara düşler getirmiş, huzursuzluk ile ıstırap arasında bir avuç huzur olmuştunuz! Günlük yaşamın altında ezilen ruhunu çekip kurtaran Tanrı mıknatısı sizler. İnsan ruhunun karanlığını hep aydınlatır, onu ötelerin aydınlığına taşırsınız. Sonsuzluğun bu küçük parçaları sizler, yan yana ve suskun, evimizin duvarına sıralanmış öyle duruyorsunuz. Fakat bir el sizi çekip alınca, yürek size dokununca, mekânları kırıp parçalıyor, çılgınca ileri atılan bir araba gibi bizi sonsuzlara taşıyorsunuz.” Hepinizi seviyorum, sevgiyle, minnetle!..
Stefan Zweig

“Öfkeliydim, kendime karşı öfkeli. Hep böyle olurum. Aylarca sessiz kalırım, neredeyse konuşmayı unutacak kadar, sonra birden baraj yıkılır ve ne varsa; neyi tutmuşsam her şeyi koyuveririm, bitmez tükenmez bir gevezelik başlar ve daha susmadan pişman olurum.”
“Artık yoluma hiçbir engel çıkmayacağı duygusuna sahiptim. Engel yokmuşçasına yürümem yeterliydi. Düşüş işte böyle başlar.”
“Tünelin ucunda ışık görünmezse bile, ışık varmış gibi yürümek ve ışığın görüneceğine inanmak gerekir.”
“Beklediğim yarınlar dünde kaldı.”
Doğunun Limanları – Âmin Maalouf

Kutuplarda ayı avcıları buzların içine jilet kadar keskin bir baltayı yerleştirir, keskin tarafın üzerine biraz kan sürerlermiş. Bunu bilmeyen ayı gelip kanı yalarken dili kesilirmiş. Ama kanın tadından dilinin acısını fark edemez, kendi kanını yalamaya başlarmış. Damarlarındaki kan tükenince, olduğu yere yığılırmış. Avcı da gelip derisini yüzermiş. Avcılar ayıları kurşunlarla vururlarsa, ayının postu delineceği ve çok para etmeyeceği için bu yolu denerlermiş.
Dilimi kesen o keskin bıçağın ne olduğunu anlamaya kalkışmadığım için, varoluşumun o arka bahçesine hep gözlerimi kapattım. Küçük bir inanç yeterdi yaşamam için, ihtiyacım olan kendimi aldatma inancı. Bu küçük ve zavallı inanç, kendi kanımı emerken kendimi unutmama yeterdi. Böyle yaptım.
Cezmi Ersöz “Hiçbir Şey Senden Eski Değil”

Kimi insanı sadece ayakları ayakta tutar. Kimi insanı ise idealleri, hayalleri. Mesela şiir gibi, dava gibi şeyler…
İbrahim Tenekeci-Son Düzlük

“Kendi kendinize sorun: Büyük olmayan yalnızlık, yalnızlık mıdır? Ancak bir tek yalnızlık vardır, o da büyüktür ve katlanılması güçtür. Öyle bir an gelir ki, insan yalnızlığını kolayca elde edilen herhangi bir beraberlikle değişmek ister. Hiç uymadığı halde uyar gibi görünüp yanındaki herhangi biriyle, hatta en düzeysiz biriyle bile birlikte olmayı düşünür. Ama yalnızlığın büyüdüğü anlar, belki bu anlardır. Onların büyümesi, erkek çocukların büyümesi gibi acılar içinde olur; ilkyazın başlangıcı gibi de üzücüdür. Yalnız bu sizi şaşırtmamalı. İçe dönmek ve kendinle baş başa kalmak… İnsan buna alışabilmeli.”
Rainer Maria Rilke/Genç Şaire Mektuplar

kitaplara yapamayacağınız kötülükler!

Okuma notları 4 Yorum »
Fotoğraf: Nurra Çakmak

Fotoğraf: Nurra Çakmak

Kimi maddelerine katılmasamda kitaba verilen değeri görmek açısından oldukça önemli bir bildiri olmuş. Asıl şaşırtıcı olansa evrensel kitap hakları beyannamesinin günümüze, Konstantiniye’den geliyor olması. Kitap okumayı adeta kutsal bir törene dönüştüren maddelerse oldukça dikkat çekici!

İşte, 1893 yılında yayınlanan evrensel kitap hakları beyannamesine göre kitaplara yapamayacağınız kötülükler!

1. Yatakta kitap okunamaz.
2. Kitap kenarına not yazılamaz.
3. Yeni kitapların yaprakları kesinlikle kesilemez.
4. Yapraklar içeriye kıvrılamaz.
5. Ucuz cilt yaptırılamaz.
6. Sayfaları çevirmek için parmak ıslatılamaz.
7. Yemek sırasında kitap okunamaz.
8. Acemi ciltçilere cilt yaptırılamaz.
9. Kitabın yaprakları parmakla açılamaz.
10. Kitaplar açık olarak bırakılıp bekletilemez.
11. Kitapların üzerine sigara külü düşürülemez.
12. Görme gücüne zarar vereceğinden okurken sigara içilemez.
13. Eski kitapların kapaklarındaki süslemeler kesilemez.
14. Kitap içindeki levhâlara yazı yazılamaz.
15. Kitaplara yüz sürülemez.
16. Kitap arasına çiçek, yaprak konulamaz.
17. Kitaplar kap veya altlarından tutulamaz.
18. Kitap üzerine aksırılamaz.
19. Sayfalar arasına konulan koruma kağıtları koparılamaz.
20. İşe yaramayan kitaplar satın alınamaz.
21. Kitaplar kirli paçavralarla silinemez.
22. Kitaplar yemek dolabına ya da konsollara doldurulamaz.
23. Çeşitli kitaplar bir arada ciltlenemez.
24. Kitaplardaki şekil ve haritalar hiçbir nedenle çıkarılamaz.
25. Kitaplar saç tokası, toplu iğne veya firkete ile kesilemez.
26. Ciltlerde Rusya meşini kullanılamaz.
27. Ayakları bozuk masa veya sandalye üzerine kitap konulamaz.
28. Kedi veya çocukların arkasından kitap atılamaz.
29. Dikkatsiz biçimde açarak kitapların sırtı kırılamaz.
30. Soba veya ateşe çok yakın kitap okunamaz.
31. Gemi veya asma yatakta kitap mütalaa edilemez.
32. Kitaplara rutubet aldırılamaz.
33. Kitaplar açıkken birbiri üzerine konulamaz.
34. Kitaplar üzerine kâğıt konularak yazı yazılamaz.
35. Kitaplardaki çıkartma resimler çıkartılamaz.

kaynak belirtilerek alıntılanabilir.