Sevmek Gülden Ağırdır

Zenginleşmenin ibresi ideoloji değiştirince sömürünün rotası da o ideolojinin yahut fikrin temel değerlerine doğru yol alır. Türkiye’de bu değer kimi zaman Atatürk, kimi zaman milliyetçilik, kimi zaman bayrak, kimi zaman şehitlik, kimi zaman Peygamber olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu öyle sinsi bir hastalıktır ki burjuva ve İslam, Kapitalizm ve mütedeyyin kesim, yeni İslamî burjuva sınıfı gibi yan yana durması asla düşünülmeyecek kelimelerden durum anlatan cümlelere dönüşmüş bir gerçeklik kazanır. Paranın sadece “öteki” tarafı kuşatması altına aldığını düşünmek aynaya baktığımızda en iyi ihtimalle körlük olur. Zira Kapitalizm, eline geçirdiği materyali süslü ambalajlar içinde sunarken bu pazarı bir ihtiyaç gibi gösterip, kontrol edilebilir bir alışkanlık gibi hazmettirmeyi de kolaylıkla başarır. Türkiye’de değişen ve gelişen hayat şartları ve ihraç edilen yeni kültür kodları da moda ve tesettür, para ve İslam gibi kavramları yan yana getirebilecek ve vicdanları rahatsız etmeyecek bir yöntemle yeni ambalajlı satış teknikleri üzerine çalışmaktadır.

Oysa hepimizin bildiği ama kendimize itiraf edemediğimiz gerçek şudur ki genç kuşakta tesettür algısı artık bir güzellik ve moda trendi olarak algılanmakta ve parasal bir kavrama dönüşmüştedir.

Bu yüzleşme sorunu en çok tesettürün ruhuna zarar vermiş ve tesettür adı altında yeni bir moda ve Kapitalizm furyası başlamıştır.
Bu örnekler çoğaltılabilir elbette. Bu konuyu başka bir yazıya bırakalım şimdilik. Asıl meselemiz, içinde bulunduğumuz günler etrafında yeni bir kıymetin pazara düşürülmesine değinmektir.

Kutlu Doğum ve Hümanizm dalgasıyla İslam dininin kendi değer ve yargılarından uzaklaştırılması meselesine…
Kutsal demiyorum, çünkü Allah’ın dininde peygamberlerinin insanlardan seçilmesinin tek ve en elzem nedeni belki de onlara atfedilecek kutsallığı ortadan kaldırmaktı. Bu konuda daha önce inanma ihtiyacı başlığı altında beş bölümlük bir yazı kaleme almıştık. Ancak bugünkü meselemiz zamanla pek çok peygamberin mucizesi tanrısal atıflarla örtülürken o mucizenin Yaratan’ının göz ardı edilmesi meselesidir. Günümüze gelirsek…

İçinde bulunduğumuz günlerin başlığı: İki Cihan Serveri’nin dünyaya teşrifi. Şüphesiz Allah’ın kullarına rahmet diye gönderdiği Muhammed Mustafa (sav)’nın doğumunun tüm mü’minler için paha biçilemez(Mastercard reklamındaki gibi değil elbette!) bir anlamı vardır. Ancak bu anlam O’nu ve getirdiklerini idrakten uzaklaştıran bir Kapitalizm ambalajına bürününce ortada kocaman bir boşluk oluşuyor.
Sonuç; Peygamber’in doğum gününde evinde pasta yapıp mum üfleyen insan manzaraları… İtirazımız şunadır. Hz. Peygamber’i hümanist bir yaklaşımla ele almak, en iyi ihtimalle yaşadığımız dinin ne dediğini hiç bilmediğimiz ve bir yaşam biçimi olan Kur’ân’ı hafife almak şeklinde yorumlanabilir. Salonlara akın akın gelen insanların, bilet paralarıyla kasalarını dolduranların samimiyetine inandıkları; ilahilerle; içi boş, sloganik programlarla; yoldan geçenlere uzatılan zavallı güllerle resmigeçide çevrilen bir doğum günü seremonisinin Peygamber’le ilişkilendirilmesi de doğrusu Kapitalizmin ambalajladığı bir ticaret kampanyası demek daha akıllıca bir tanımlama olur.

Bunlar samimi olarak yapılıyor diyerek Peygamber’in sadece doğum günlerinde hatırlanacak bir şahıs algısını görmezden elbette ki gelemeyiz. Zira yazdıklarımızda görülmesi gereken büyük resmin Hz. Peygamber’e sevgi gösterisi adı altında bir putlaştırma ve bu putlaştırmayı masum gösterecek bir kamuoyu oluşturulmaya çalışılmasıdır. Hz. Peygamber’i hatırlamak ve hatırlatmak güzel elbette, çünkü Peygamber’in yaşayışı unutulmaması gereken bir yol haritası. Bu nedenle O’nu Hümanizm ve Kapitalizm ambalajına büründürerek değerini hafifletmek yerine O’nun yaşayışını hayatımızı kılavuz ederek zerrelerimize sindirerek, O’nun ahlakını taşıyarak hatırlatmak esastır.

O halde İslam ve burjuvazi kelimelerini yan yana getiren bir yaşam biçimini ve iman edenler içinde –Müslümanlarda- zengin ile fakir arasında böyle bir uçurum nasıl olur diye sorgulamalıyız.
Hazreti Peygamber’in doğum günü için binlerce gül dağıtıp içine işyerinin kartını koyan Müslüman işadamının ne yapmaya çalıştığını Hz. Peygamber’in hayatına bakarak anlamak mümkün değil. Bu sadelikten uzak, bu şaşalı törenleri Peygamber’i bile iş durumunda bir bonus olarak görenleri nereye koyup nasıl tanımlayacağız…
Peygamber belirli gün ve haftalar kitabında bir madde değildir.
Peygamber, canlıdır, anı değildir.
O, bizzat hayatın ta kendisidir.

Her an yaşayarak yaşatmazsak O’nu, O’nun getirdiği kitapla hemhâl olmazsak, günü gelince Peygamber’in doğum günü diye takvim yapraklarında yer eden bir gül günümüz daha olacak endişesi taşıyorum.
Bu gidişle üç beş makaleyle, sema gösterileriyle, ilahilerle, ezbere görüntülerle geçip gideceği önceden belli olacaktır Kutlu Doğum’un. Bazen sevmek asla rücu etmekten çıkar ve sevmek putu Gül’den ağır basar insan nefsine. İnsan sevmenin ne anlama geldiğini, binlerce kelimenin içinde “akletmez misiniz?” sorusunu defalarca soran Kur’ân-ı Kerîm’den öğrenmeli. O öğretiye sıkı sıkıya bağlanmalı. Varsın Kapitalizm bir pazarlama ve tüketim pilanıyla, A Günü, B Günü icat etsin; günü değil kalbi Peygamber ile çarpan insana tek bir günün kutsallaştırılması zaten yeterince ağır gelecektir.
Elbette duam: Kapitalizmin, zavallı hayvanların derilerini yüzüp üstüne vurduğu markalı elbise ve çantalarını koluna takıp cipine binerek Müslüman mahallesini terk etmesidir.

Çünkü biliyoruz ki mü’minin bu dünyada uyurgezer olması felâket demektir.
Umarım Peygamber’i sevmeyi ve bu sevgide kalabilmenin anlamını iyi kavrarız. Ve biliriz ki bu sevgiyi anlamlandırmak şeytanın tüm modern silahlarına karşı imanın tüm silahlarıyla silahlanmakla mümkündür.

Nurdal Durmuş
Sevmek Gülden Ağırdır.
web : http://www.nurdaldurmus.com
facebook : http://www.facebook.com/nurdaldurmus
twitter : http://www.twitter.com/nurdaldurmus

5 Comments

Leave a Reply