Rachel Corrie adında bir kız geçti bu dünyadan

“Olmamız gereken yerde olan, ölmemiz gereken yerde ölen cesur kız Rachel’e”

Vicdan, dünyanın bütün adalet sistemlerini yanıltsak bile kendimizi mahkûm eden bir iç ses. Belki de en yalın ifadesiyle, yastığa başımızı koyduğumuzda ‘olmadı, yanlış yaptın, yapmamalıydın’ diyen bir uyarıcı. Vicdan belli ki vahyin insan içinde sürekli yaşayan tek yansıması.

Dünyanın her yerinde, hangi siyasi görüşten, dinden, ırktan ve ideolojiden olursa olsun tüm insanların üzerinde mutabık kalacağı tek ortak düşünce.
Bu açıdan bakıldığında vicdan; bırakın tamamen ortadan kalkması, birazcık eksilmesinin bile dünyayı nasıl da yaşanmaz hale getirebileceğini gösteren tek gerçek duygu.

Vicdan bazen bir itiraz şiiri, bazen bir emek mücadelesi, bazen bir direniş, vicdan bir adalet duygusu ama en çok insan…
Vicdan: Rachel Corrie.
23 yaşında bir Amerikalı.
23 yaşında bir hayat.
23 yaşında bir ölüm.
Vicdan Rachel diye bir genç kızın dünyaya meydan okuması.
Olmamız gereken yerde olan, ölmemiz gereken yerde ölen cesur bir kızın kendini buldozerlere siper etmesi.

Peki ya küresel vicdansızlık dalgası?
Hakikat hep iğdiş edilip vicdanların aydınlık sokakları hep birilerinin karanlık işgali altında bırakılıyor. Laboratuvarlarda hep arsız deneyler yapılıyor. Kimin hakkı kime verilmeli deneyleri…
Dünyayı yönetenlerse; kendi vicdanlarını ülke çıkarları, reel politika gerçekleri, ekonomik göstergeler bahanesiyle küresel sermaye pazarlarında satılığa çıkarıp vicdansızlığı gelenekselleştirip neredeyse sıradanlaştıran, daha uygar, daha eğitimli ve teknik donanımı daha güçlü vicdan cellâtlarına dönüşüyor. Silah pazarlarını büyütüyor.
Vicdansızlık dalgası Sinema ve medyanın da yönlendirmesiyle kabul edilmesi gereken bir iyilikmiş gibi; bazen özgürlük bahanesiyle, bazen dünyayı terörden kurtarma bahanesiyle ülkeler işgal ediyor, çocukları ve masum insanları katlediyor. Ve tüm olup biten bu hadiseler dünyayı ayağa kaldırmıyor.

insanlığı asrın en büyük vicdan hastalığı olan, “hemen alış ve hızlıca unut” belasına bulaştırıyor.
Kısaca büyük kırılmalar bitmiyor. Vicdansızlık her gün çığ gibi büyüyor. İnsan insanı kırıyor, incitiyor, örseliyor, küstürüyor.

Bachmann’ın, “savaşlar başlamıyor artık, sadece sürdürülüyor” sözü yaşadığımız çağda evde, sokakta, meydanlarda, siyasette, gazete sayfalarında, TV haberlerinde devam ettiriliyor.

Dışımızdaki büyük gürültülere vicdanlarımızın kulaklarını tıkamak acılarımızı hafifletmez ve gerçekleri değiştirmez.

16 Mart dünya vicdan günü, 2003 yılında ülkesi yeni bir savaşın ve işgalin şehvetini yaşarken, çoktan kanıksanmış çocuk ölümlerinin, yıkılan evlerin önüne vicdanını siper ederek katledilen Rachel’in bize mirası.
Portakal ağaçlarını kökünden söken, kendisine ait olmayan topraklarda yeni yerleşim yerleri işgal eden, evler yıkan, masum insanları katleden; bireysel özgürlük alanlarını, bütün kutsalları ayakları altına alarak işgal eden sömürü düzeninin karşısında duran ve canını feda eden Rachel’i unutmama günü.
Bütün insanlığın söz konusu olduğu yerde, insanın bireysel yaşam koşullarından vazgeçip yaşadığı dünyayı düzeltmek için ne yapması gerektiğini, hayatını ortaya koyarak gösteren onurlu bir savaşçıya, Rachel’e adadığımız bir gün.

Rachel bize vicdanı öğretti.

Cinsiyeti, dili, dini, rengi, ırkı ne olursa olsun; Gazze’li çocuklardan Vietnamlı kadınlara, Diyarbakır’dan Somali’ye dünyanın her yerinde vicdan sahibi herkesin bir gün aynı şarkıyı söyleyeceklerine inanmaktır vicdan.
Dünyamızı, şehrimizi, evimizi, kalbimizi, zihnimizi açık hava morguna çevirmek isteyenlere karşı ruhunu siper etmektir vicdan!

 

rachel corie

Nurdal Durmuş

Yazarımızı Sosyal Medyadan Takip Etmek İçin;

facebook : http://www.facebook.com/nurdaldurmus
twitter : http://www.twitter.com/nurdaldurmus

4 Comments

Leave a Reply