MİT, Yakın Tarih ve Teoriler!

12 Haziran seçimlerinin üstünden yaklaşık 8 ay gibi bir süre geçti. Herkesin büyük bir heyecanla beklediği ve bütün siyasi partilerin seçim meydanlarında vadettiği yeni anayasa ve bu eksende yaşanabilir bir ülke olma arzusu, şimdilik kısır tartışmalara kurban edilmiş ve kursağımızda bırakılmış görünüyor.

Seçimlerin hemen ardından büyük beklentilerle işbaşına gelen hükümete ve Türkiye’nin güç kazanmasına karşı direnen güçlerin, 8 aydır yeni anayasa yapım sürecini ve toplumun sorunlarını çözme azmini nasıl başka yönlere sevk edip bir türlü asıl fotoğrafa baktırmadığını ve zaman kaybettirdiğini üzülerek izlemekteyiz. Ergenekon, Balyoz, şike, PKK, KCK, cemaat vs. gibi tartışmaların ortasında hızla akıp giden zaman ve bir türlü sırası gelmeyen yeni anayasa.

Elbette artık herkes kopan bu fırtınanın devletin cuntacıları, yabancı devletlerin kontrolündeki bürokrasiyi ve kontrolsüz güçlerini tasfiye operasyonundan kaynaklandığın farkında.

Son MİT soruşturması ve Oslo görüşmelerinin sızdırılması da bu doğrultuda değerlendirilmesi gereken önemli konulardan. Elbette Arap Baharı, Türkiye’nin komşularıyla sıfır sorun politikasının iflası ve Arap Baharında El-Kaide diye dünyaya yutturulan bu koca örgütün hiç sesinin çıkmaması da iyi okunmalıdır. Lâkin konu çok dağılmasın.

Hakan Fidan’la MİT’te başlayan yeni süreç, çok açık ki milli değerlimizle barışık uluslararası konumumuzu, gücümüzü ve “açık/gizli” düşmanlarımızı iyi tanımlayan bir ekibin yöneteceği nitelikli ve zorlu bir süreçtir. Bu ekibin öncelikli olarak içerisine sızmış, özellikle dış istihbarat kurumlarının ve askeri cunta destekçilerinin kontrolünden kurtulup darbe süreçlerini, Ergenekon izlerini bünyesinden temizlemek, demokratikleşme çabalarına katkı sağlamak ve adı milli olan bu teşkilatı gerçekten millileştirme gibi zor bir görevi var. Dolayısıyla Hakan Fidan’ın bu perspektifi iyi okuduğu ve değişen dünya dengelerine getirdiği farklı ve gerçekçi bakış açısının, birilerini rahatsız etmesi son derece olağandır. MİT’in başına geldiği günden beri çeşitli komplolarla bu görevden el çektirilmeye çalışılması, İsrail’in Fidan çekincesi gibi manşetler atılması, Fidan’ın istihbarat teşkilatını vizyon ve yönetim biçimiyle farklılaştırıp dünya çapında kabul gören, saygın bir kurum haline getirilme hedefine engel olmak olarak da okunabilir.
Lâkin her şey kâğıt üstünde yazıldığı kadar kolay işlememektedir. “Artık bu ülkede Ergenekon damarı tıkanmıştır.” dediğimiz noktada birilerinin geçmişte başarılı olduğu ve günümüzde de gerçekleştirmek istediği kirli planları gerek medya gerek kara propaganda yöntemiyle masum gösterilmeye çalışılmaktadır. Zihnimizi asıl fotoğraftan uzaklaştırıp ülkenin özgüven kazanmasını, kurumlar arası iletişim ve işbirliğini engelleyen; sivilleşmenin önünü tıkayan bu süreç ne zaman sona erer, şimdilik bilemiyorum. Ama bu zihin kontrol mekanizmasının Türkiye’nin temiz toplum olma ve şeffaflaşma çabalarıyla tasfiye ettiği derin yapıları halk nezdinde suçsuz göstermeye çaba harcadığı ‘gazeteci, subay, akademisyen, işadamı’ gibi sıfatlarını ön plana çıkartıp haksızlık yapıldığını empoze etmeye çalıştığı aşikârdır.

Zamanında Türkiye’yi İran’la düşman etmek isteyen güçlerin Uğur Mumcu suikastını İran destekli yapılmış göstermeleri… Cuntacı derin yapı tarafından kurulup birçok faili meçhul cinayetlerde ve toplum algısının değişmesinde kullanılan Hizbullah örgütünün işi bitince yine bu yapı tarafından tasfiye edilmesi… Sivas katliamı olarak bilinen olaylardaki istihbarat oyuncularının rolü, yapılan darbe planlarında açığa çıkan gerçekler… Danıştay saldırısı ve hemen arkasından yapılan açıklamalar, hâlâ zihnimizi kendi kontrolünde tutmayı amaçlayan bir mekanizmaya işaret ediyor.

Bu mekanizma toplumun Kürt meselesini çözmesini istemeyen, İsrail şımarıklıklarına ve zulümlerine göz yumulmasından yana tavır alan ve İsrail’î her zeminde koruyan; İran’la müttefik olunmasını, kendilerince düşman ilan ettikleri maneviyatın güçlenmesini istemeyen mekanizma. Türkiye’de Alevî-Sünni, Kürt-Türk, Laik-Müslüman çatışmasını çıkarmak, darbeye zemin oluşturmak için uydurdukları ve hayata geçirdikleri tüm pis işleri başkalarının üstüne atan mekanizma. 28 Şubat öncesi kirli oyunlarıyla topluma yapay şeriat korkuları yayan, “İnternet Andıç”larını hazırlayan, başbakanın “Dindar nesil yetiştirmeli…” sözüne karşı çıkan mekanizma. Bu toplumun hamurunu kabullenmeyen ve demokrasinin sadece kendi iktidarlarını meşru kılmak için kullanılabilecek bir araç olduğunu düşünen bir mekanizma. Hakan Fidan ve MİT’in yeni yapılanması, bu kirli mekanizmayı saf dışı bırakmayı hedefleyen engin bir anlayışa sahip gibi görünüyor.Elbette bu kadar kötürüm ve köklü bir mekanizmayla mücadele, ne yeni MİT, emniyet ne de hükümet için kolay olmayacaktır. Yine de şimdiye kadar bu mekanizmanın en önemli aktörlerinden biri olan medyanın kirli enformasyonlarına inanarak birçok felaketi kabullenmek zorunda kalmış bu toplum iyi toparlanmaktadır, diyebiliriz.

Artık toplum dinamikleri kimsenin gizleyemeyeceği bir enformasyonla yönetilen, hiçbir şeyin saklı kalmadığı bir zemine taşınıyor. Başbakanın bu konuda kurumlar içerisindeki çürük elmalarla olan mücadelesi ve kim olduğuna bakılmaksızın herkese dokunabilmesi, bu derin yapıya soruşturma açan savcılara verilen güven ve destek, elbette çok önemlidir.

Günümüze gelirsek PKK ile devlet arasında MİT aracılığıyla yapılan görüşmeler, terör örgütün silah bırakacağına olan inancı artırmış; KCK yapılanmasına göz yumulmasına neden olmuştu. Fakat KCK örgütlenmesini tamamlamak için zaman kazanan örgüt, Silvan olayıyla devlete verdiği sözünü bozmuş, hükümetse bir nevi aldatıldığını anlamıştı.

Devlet kurumlarında yapılan temizlik operasyonları nedeniyle iyice zayıflayan ve PKK’nın Türkiye’nin başına bela olmaya devam etmesini isteyen güçler, Oslo görüşmelerini medyaya sızdırmış; Türkiye’nin KCK ve PKK olayı ekseninde yeniden eski tekniklere dönülmesini, dolayısıyla işin bitmemesini istemişti. Oslo görüşmelerinin sızdırılması, bir nevi Hakan Fidan’a ilk darbeyi vurma planı gibi algılanabilir. Fakat müzakerenin güven ve sonuç ekseninden uzaklaştığını gören istihbarat, genelkurmay ve sivil irade yine eski yöntemlerle, fakat yeni bir taktikle ağır kış koşulları dâhil her şartta operasyon yapma ve terör örgütüne nefes aldırmayacak bir taktikle işin üstesinden gelmeye başlamıştı. Kurumlar arası iletişim, istihbarat paylaşımı; derin yapılanmanın ve dış güçlerin istihbarat üzerindeki etkisinin zayıflaması, PKK içerisinde derin bir çözülmeye neden oluyordu. Siyasi müzakerelerde zaman kaybedildiğini ve sonuç alınamayacağını gören Türkiye, PKK’nın alışık olmadığı bu yeni ve sert askeri yöntemlerle örgütün kolunu kanadını kırmış, şehir yapılanmasını iğdiş etmiş; sonunda örgüte hareket alanı bırakmamıştı. Artık örgüt ve dış istihbarat servislerinin PKK’nın bitişini önleyecek yeni bir hamle yapmasının zamanı gelmişti. Yapacak tek şey vardı, o da “Devlet halkını bombaladı!” manşeti attırmak. Bunun için Uludere olayında, istihbarat içerisinden temizlenmemiş, dış kaynaklı personelin yanlış yönlendirmesiyle PKK tarafından bizzat kullanılan ve kurban edilen köylüler, -35 vatandaş-, jetlerle bombalanarak öldürülmüş, bu ölümler kolu kanadı kırılan örgüte derin bir nefes aldırmıştı. Devletin operasyonel anlamda alanını daraltmayı hedefleyen bu kirli plan tutmuş gibi gözüküyordu. PKK hedeflerine anında müdahale edilememesi, örgütün aktif operasyon kabiliyetini artırması anlamını taşıyordu. Devletin her aldığı istihbaratı bir sürü formaliteyle uğraşarak onaylatması, onaysız hedef vuramaması, örgütün toparlanmasını sağlayacaktı. Evet, bunun için örgüt 35 vatandaşımızı bombalatmıştı, ama olsundu! Lâkin bu plan, hükümet tarafından iyi okundu ve bu oyunu bozacak karşı bir hamle geliştirerek hiçbir şey sorgulanmadan olay kabullenilerek “Hata yaptık!” itirafında bulunulup tazminat ödendi. Kaymakama yapılan saldırıya, PKK’yı temsil eden renkte örtülere sarılarak gömülen insanlara ve o saatte katırlarla o dağlarda bu insanların ne yaptığı sorgulanmadan belki de siyasi bir risk alınarak PKK’nın bu hamlesi de bozulmuştu.

PKK ve istihbarat içerisine sızmış cuntacılar ve yabancı servis ajanlarının yeni alternatifi; kurumlar arası bir denge çatışması, cemaat-iktidar çatışması, istihbaratın içerisinin boşaltılması, şeffaflaşmalı tartışmalarıyla yeni MİT’in saygınlığına gölge düşürmekti.

KCK kirli eylemlerinde ‘MİT bizzat görev almıştır’ teziyle kaybetmekte oldukları istihbarat kalesini Hakan Fidan gibi birinden kurtarmayı denemeye ve yeni anayasaya sıra gelmemesi için bir sürü hamle yapmaya var güçleriyle devam ediyorlar. Büyük resme bakıldığında MİT’in örgüt içine sızmış istihbaratçılarının suça bulaştığı varsayımıyla (Zaten örgüte başka nasıl sızılır?) soruşturma açmak ve işi Hakan Fidan’a, oradan hükümete vardırarak ‘KCK’yı devlet kurdu, yönetti, suçlu başbakandır’ gibi bir mecraya çekme planı da yatıyor olabilir. Savcılar görevlerini yaptıklarını sanırken, belki de örümcek gibi her yanımızı sarmış bu ağın bir parçası olduklarını fark etmiyorlardır, bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey varsa artık son hamlesini yaparak Türkiye’ye şah çeken cunta, dış kaynaklı istihbarat örgütleri ve PKK’nın mat olacağı gerçeğidir. Hakan Fidan ve ekibinin MİT’i olması gerektiği kadar sivilleştirmesi, stratejisini “Devlet adına kurşun yiyen de atan da şereflidir.” gibi bir faşizan bakış açısından kurtararak vizyonunu günümüzün uluslararası politika dengeleri ve toplum hassasiyetleri üzerine kurgulaması şarttır.

Umarım devlet, ordu, istihbarat, yargı, polis ve bürokrasi içindeki çürük elmaları ayıklayıp toplumla barışma yolundaki yürüyüşünü ısrarla devam ettirir. Kirli senaryoların, pis oyunların, darbelerin son bulduğu yeni bir toplum ve yeni bir anayasayı konuşmaya başlar ve bütün bu kirli senaryoları geride bırakırız.

Nurdal Durmuş

MİT, Yakın Tarih ve Teoriler

Sosyal medyadan takip etmek için 

facebook : http://www.facebook.com/nurdaldurmus
twitter : http://www.twitter.com/nurdaldurmus
instagram : http://www.instagram.com/nurdaldurmus
tumblr : http://nurdaldurmus.tumblr.com
Nurdal Durmuş blog.
Kaynak belirtilerek alıntı yapılabilir!

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.