Mahinur Özdemir Röportajı

Söyleşi: Nurdal Durmuş

Mahinur Özdemir

Mahinur Özdemir, Türkiye’de 70’lik ihtiyarların koltuk kavgası yaptığı bir dünyada çok genç yaşta milletvekili seçilmiş başarılı bir politikacı. Avrupa’nın Müslümanlara bakış açılarını değiştirecek şehir planlaması, imar, çevre, konut sorunu ve iş yerlerinde ayrımcılıkla mücadele gibi sorunlarla ilgilenip kapsamlı çözüm projeleri üretme derdinde. Türk milleti kendisini medyanın Belçika parlamentosunda başörtüsüyle yemin edip edememesini gündeme taşımasıyla tanıdı. Başörtüsüyle meclise girip giremeyeceği polemiği ilk kez bir ülkenin milletvekili yemin törenlerini dünya televizyonlarının canlı yayınlamasına neden oldu. Türkiye ve Dünya medyası Mahinur Özdemir’i kendi ekranlarına çıkartabilmek için adeta birbiriyle yarıştı. Hazır ortam durulmuş her şey yoluna girmişken biraz da dostluğumuzun hatırını kullanarak Mahinur Özdemir’le bir söyleşi gerçekleştirdik. Bu röportajı okuyacak ve Mahinur Özdemir’in Türkiye’de son dönemde yaşanan başörtüsü tartışmalarıyla ilgili cevabını merak edenlere peşinen söyleyelim; Sayın Özdemir bu sorumuza cevap vermekten ısrarla uzak durup “Türkiye de bu kadar iyi şeyler olurken, benim konuşmam olayı baltalamak ya da provokasyon gibi algılanabilir.” endişesiyle sorumuzu es geçti. Bizse hep aynı sorunları konuşup hep aynı soruları sormak yerine kendisiyle Avrupa Birliği’nden ayrımcılığa, politikadan, kültüre, takip ettiği dergilerden dinlediği müziklere aklımıza gelen soruları sorup kısa cevaplar aldık.

—Kısaca Mahinur Özdemir Kimdir?

Mahinur Özdemir, üç kuşak önce Belçika’ya göç etmiş bir Türk ailesinin 30 torununun en büyüğü. Eğitiminin tamamını Belçika’da tamamlamış, Türk Mahallesinde yetişmiş, aile işlerinde çalışmış ve aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarında aktif görev almış bir Türk asıllı Belçikalı’dır.

— Siyasete girmeye nasıl karar verdiniz, sizi buna iten asıl neden neydi?

Tamamen bir yurttaşlık bilinci başlayan bir süreçti. İnsan hayatında ya aktördür ya da figürandır, inancındayım. Ben de yaşadığım, gözlemlediğim toplumda şikâyetçi vatandaş modundan çıkıp sorumlukların içinde çözümün bir parçası olmak ve bunun için en doğru kapının siyaset olduğuna karar verdim.

—Politikaya girmek, kadının, dolayısıyla sizin aile içindeki geleneksel rollerinizi değiştirdi mi?

Hayır, kaldığım yerden eskiye nazaran daha yoğun olsa da ailede ve dostlarım arasında sosyal rolüm açısından herhangi bir değişiklik olmamıştır.

—İlgilendiğiniz konular arasında imar, şehir planlama, çevre, konut sorunu ve ayrımcılıkla mücadele olduğunu biliyoruz. Sanırım bu konular içinde ayrımcılıkla mücadelenin ayrı bir yeri var. Sizin gördüğünüz Avrupa’nın en temel ayrımcılık konusu nedir ve neler yapmayı düşünüyorsunuz? Bu konuyla ilgili somut bir dayanağınız var mı? Bu konudaki önceliklerinizin temelini oluşturan yaşanmışlıklar nelerdir?

Ayrımcılık konusunda Belçika’da en önemli alan istihdamdır. Kişilerin isimleri özelliklerinin ve yeteneklerinin çoğu kez önüne geçebiliyor. Benim ve partimin seçim bildirgesinde bu konuya özel bir ihtimam gösterdik ve seçilmemin hemen sonrasında ayrımcılıkla mücadele konusunda bölgemde ‘anonim CV’ uygulaması başlattık. Partimizden olan ekonomi bakanı bu uygulamayı pilot proje olarak başlattı. Bu şekilde insanlar isimleri ile değil numaralar ile adlandırıldı ve ilk olarak isimlerden kaynaklanan ayrımcılık ortadan kaldırılmayı hedefledik. Bu konunun mağdurlarının önemli bir kısmı Müslüman isimleri taşıyan vatandaşlarımızdır. Bunun yeterli olduğunu düşünmüyoruz elbette ama ilk aşama olması açısından önemli ve önümüzdeki süreçte ayrımcılığın her türlüsü ile daha etkin politikalar yürütülecektir.

—Avrupa’da göçmen olmak mı, göçmen bir kadın olmak mı, yoksa Müslüman bir göçmen kadın olmak mı zordur? Göçmen Müslüman bir kadın neler yaşar, kendini nasıl hisseder?

Hepsi birbirinden daha zor olmakla birlikte genç olmanın da verdiği farklı bir zorluk da var: İki kültür, iki anlayış, üçüncü kuşak farklı bir eğitim ve arafta yaşayan insanlar. İlk kuşak ekonomik nedenlerle geldi, ikinci kuşak bilinçlenme sürecine girmekle beraber uyum sağlamakta zorlandı, üçüncü kuşak ise daha bilinçli ve eğitimli olmakla birlikte farklı kimlikleri bir arada taşıyabiliyor: Kendilerini hem Avrupalı hem Müslüman hem Türk olarak kabul edebiliyor ve bunu rahatlıkla ifade edebiliyorlar. Sistemlerden kaynaklanan bazı sıkıntılar olsa da orijini olduğu, kültürel olarak ait olduğu kesimden kaynaklanan sıkıntılar da yaşıyorlar.

—Türkiye’de kızların okula gönderilmemesi, namus ve töre cinayetleri ciddi bir konu. Belçika Ortadoğu’dan çok göç alan bir yer. Avrupa’ya göç etmiş göçmenler arasında da bu sorun yaygın mı?

Belçika’da 18 yaşına kadar mecburi eğitim şartı var. Dolayısıyla okula göndermemek gibi bir seçenek yok, üstelik 2,5- 3 yaşından itibaren çocukların anaokulu eğitimi mecburi olmamakla birlikte başlatılmaktadır.

—Hemen hemen üç nesildir Avrupa’da olan Türklerin kendilerini ifade edebildiklerini, kimliklerine sahip çıktıklarını düşünüyor musunuz? Yoksa Avrupa toplumunun hızla asimile ettiği topluluklar haline gelmeye mi başladılar?

İki etken var: Ailelerin çocuklarını vermiş olduğu eğitim ve bilinçlendirme. Biz Türk’üz ama aynı zamanda Avrupalı yurttaşız.Ülkelerinde uyguladıkları entegrasyon politikaları. Meselâ bazı ülkeler, devlet okullarında Türk Dilinin eğitimini teşvik ederken bazı ülkeler ise, bu tür politikalara şiddetle karşı olabiliyor. Üçüncü kuşak gençlerin bu konuda sorunları daha rahat aşabildiğini görmekteyiz; çünkü daha bilinçliler, daha eğitimliler, yaşadıkları ülkenin mevzuatına, kişisel haklarına vakıflar, farkındalıkları daha fazla ve yaşadıkları ülkenin dilini de iyi kullanabiliyorlar.

—Türk göçmenlerinin, eğitim ve iş hayatına atılım konusunda ayırımcılığa uğramaları söz konusu olmuş mudur? Buna paralel olarak, Türk göçmenleri hakkında gettolaşma ve marjinalleşmeden söz edebilir miyiz?

Belçika’da Türk Mahallesi tamamen şehrin içindedir. Paris’deki gibi bir gettolaşma söz konusu değildir, sanırım Belçika’nın diğer ülkelere göre farkı budur. Belçika’da Türklerin imajı diğer göçmenlere göre daha pozitiftir ve daha uyumlu bir toplum olarak görülmektedir. Farklı alanlarda çok başarılı insanlarımız var, işadamlarımız var, Rahmetli Barış Manço’nun yeğenleri Altay ve Ural Manço Belçika’nın saygın akademisyenlerindendir, Şefik Birkiye sadece Belçika’da değil uluslararası üne sahip bir mimardır. Bunun yanında siyaset ve STK’lar açısından da çok başarılı bir kuşak yetişmektedir.

— Belçika hükümeti, Türklerin adet, gelenek ve görenekleri kaynaklı ihtiyaçlarına cevap verebilmekte midir? Mesela Hukukçular Türk göreneklerine karşı bilgili ve verdikleri karalarda bu kültürel farklılıkları gözetiyor mu?

Belçika’da Türklerden çok daha fazla sayıda olan başka göçmen uluslar var. Belçika’da hukuk, bireysel haklar hususunda daha duyarlı olduğu gibi, evrensel normlar üzerine oturtulmuştur. Toplumsal hassasiyetler göz önüne alınıyor. Mesela Kurban Bayramı’nda kurban kesimleri için devlet tarafından finanse edilen özel yerler tahsis edilmektedir.

—Gerek katsayı eşitsizliği gerek başörtüsü mağduriyeti sebebiyle eğitimlerini Türkiye’de devam ettiremeyen Türk gençleri için Belçika, eğitim konusunda bir alternatif olabilir mi? Eğitimini Belçika’da devam ettirmek isteyen bir genç neler yapmalıdır ve onu bekleyen şartlar ya da sorunlar nelerdir?

Belçika bir öğrenci için son derece avantajlı bir yerdir. Pek çok saygın üniversiteye sahip. Fakat yurtdışından gelen yabancı öğrenciler için üniversite harçları diğer Avrupa ülkelerine nazaran son derece pahalı.

— Avrupa Birliği Türkleri, birlik içinde görmek istiyor mu? Müslüman oluşumuz birliğe girmemiz için bir engel midir? 1960’lardan bu yana aktif olarak Türkleri ağırlayan Belçika hükümetinin Türkiye’nin AB ile müzakere süreci hakkındaki tutumu nedir? Bu tutumda 50 yıllık tecrübenin etkisi ne yönde ve ne ölçüde olmuştur? Siz Türkiye’nin AB’ye girmesi ile ilgili neler düşünüyorsunuz ve muhtemel giriş tarihimizin en erken ne zaman olacağı hakkında bir öngörünüz var mı?

Belçika Türkiye’nin AB ye girmesine olumlu bakan destekçi bir ülkedir. Avrupa’da bu konuda en fazla temsil edilen iki büyük ülke olan Almanya’nın ve Fransa’nın bu konuda süreci yavaşlattığı bilinmektedir. Türkiye’nin kimliği, nüfusu ve etkisi bazı ülke siyasetçilerinin basit ve korku dolu söylemlerinden dolayı vatandaşlarını ürkütmektedir. Yakın zamanda AB’ye katılan birçok ülkeden Türkiye’nin her açıdan çok daha üstün ve avantajlı olduğu açıktır. Bazı AB ülkelerinin üst düzey siyasileri kendi ülkelerinin sosyal ve ekonomik sorunlarını perdelemek amacıyla Türkiye’nin AB üyelik sürecini siyasi malzeme olarak sürekli sıcak tutmaktadırlar.

— Başörtüsü ile Brüksel Meclisi’ne girerek bir tabuyu yıktınız. Aslında bir anlamda Avrupa’nın görüntüsündeki ‘İnsan Hakları’ kurallarına uygun bir profil çizmiş oldunuz. Yeni hedefleriniz nelerdir?

Hedeflerimi yaptığım işle ilgili tutarım. İçinde bulunduğum işi en iyi ve hakkını vererek yapmak hususunda gayret gösteririm. Parlamentoya seçildiğimde başörtülü vekil olarak anıldıysam 2014 seçimleri esnasında meclisin en aktif ve başarılı parlamenterleri arasında yer almak hedefim.

— Başörtülü bir vekil olarak, Avrupa basını yerine, Türk medyasının tepkili ve sert çıkışları sizi şaşırttı mı? Tedirgin oldunuz mu?

Vekil sayısından çok uluslararası basın mensubunun yer aldığı bir yemin töreni gerçekleşti. Bu parlamentonun tarihindeki en kalabalık ve medyatik yemin töreniydi. Avrupa basınında bu durum olduğu gibi, objektif yansıtılırken bazı Türk medyası yemin töreni canlı yayında vermekle birlikte bir de bunu gerçeğe ayrı bir şekilde ‘Türban Krizi’ olarak yorumlayıp duyurmalarına çok şaşırdım.

—Müzik, radyo, TV, dizi, dergi gibi takip ettiğiniz sanat ve edebiyat alaları nelerdir?

Siyaset bizim tüm yaşantımızı işgal eden bir alan değil, bu sebeple sosyal faaliyetlerim oldukça fazla: Abonesi olduğum kendi ilgi alanlarımla ilgili Belçika, Fransız ve İngiliz dergileri var; bir okuma kulübüne üyeyim, orda ayda bir okuduğumuz ortak kitabı tartışıyoruz; profesyonel fotoğrafçılık eğitimi alıyorum. Televizyon izleyemiyorum; interneti, sosyal medyayı (twitter, facebook) yakından takip ediyorum. Her gün mutlaka bir saate yakın yürüyüş yapıyorum.
Celtique ve etnik müziklerini çok seviyorum, iyi bir müzik kulağına sahibim ve solfej eğitimi aldım. İyi derece enstrüman çalıyorum.

Kısaca;
Hayat: Ebediyetin tarlası
Siyaset: Etkili ilişkiler ağı
Başarı: Nasip
Özgürlük: Boğaz’daki martılar.
Aşk: Mevlânâ.
Uyum: Sağlıklı denge.
Avrupa: Robert Schuman.
Anadolu: Medeniyetler beşiği.
Medeniyet: Mehmet Akif.
İnanç: Özgürleşmek.
İstanbul:Huzura açılan bir liman.

Mahinur Özdemir

Mahinur Özdemir

-Mahinur Hanım Kısa, samimi ve net cevaplar için çok teşekkürler…
-Ben teşekkür ederim.

Röportaj: Nurdal Durmuş
www.nurdaldurmus.com
nurdaldurmus@gmail.com

Mahinur Özdemir (d. 7 Kasım 1982, Schaerbeek), Türk asıllı Belçikalı siyasetçi, 2009 yılından bu yana Brüksel Milletvekili. Mahinur Özdemir ana dilleri Türkçe ve Fransızca’nın yanı sıra ileri düzeyde Flemenkçe, İngilizce konuşmaktadır. 24 Haziran 2009’da Frankofon kesimden, Hıristiyan Demokrat çizgideki CDH’den Brüksel Meclisi’ne seçildi. Böylece Avrupa’da ve Belçika’da vekil seçilen ilk başörtülü aday oldu.

30 Temmuz 2010 tarihinde Rahmi Göktaş ile evlendi.

Özdemir, Konya ve Emirdağ asıllı göçmen bir Türk ailesinin Belçika’daki üçüncü nesil fertlerindendir. Brüksel ULB Üniversitesi İnsan Kaynakları Mühendisliği Bölümünde Lisans, Kamu Yönetimi alanında da Master yaptı.

Seçilmesinin ardından, başörtüsü yüzünden eleştiriler aldı ve çalışmasının zor olacağı iddia edildi.

Özdemir, başlıca ilgilendiği konuların şehir planlama, imar, çevre, konut sorunu ve işyerlerinde ayrımcılıklarla mücadele olduğunu açıkladı.

Meclisin en genç üyesi olan Mahinur Özdemir,halen Brüksel Meclisi Sosyal İşler Komisyonu Başkan Yardımcısı ve Schaerbeek Belediyesi Meclis Üyesi.

2015 yılında Ermeni Kırımı’nı soykırım olarak tanımlamayı reddetmesi nedeniyle partisinden ihraç edilmiştir

4 Comments

Leave a Reply