Kir, Kirli Bir El Tarafından Temizlenmez!

Halk bankası, İran ile Türkiye arasında yapılan para transferlerindeki yetkili tek Türk bankasıdır. İran ile ilgili halk bankası dışında hiçbir banka bu ülkeye para transferi yapamaz. Halk Bankası dışında Türkiye’den İran’a para transferi yapacak bir diğer kurum İran’ın merkez bankası Bank Mellat’tır.  Türkiye’de birkaç şubesi bulunan İran merkez bankası Bank Mellat‘tan yapılan transfer işlemlerinin uluslararası ambargolar nedeniyle çok sıkı denetlenmesi nedeniyle para transferleinde tercih edilen bir banka değildir. İran’ın başta enerji ve hammadde olmak üzere tüm ticaret gelirleri Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Ermenistan gibi ülkelere gelir. En büyük pay ise para transfer yetkisine sahip olan Halk Bankası’na  aittir. İran’ın Halk Bankası’nda yüklü miktarda bağlı parası vardır. Uluslararası yaptırım altında olan bir ülke parası olması nedeniyle paranın her hareketi takip edilmektedir. Reuters ve Batılı finans çevrelerinin ardı ardına uzun zamandan beri Halk Bankası’nı konu eden raporlar ve olumsuz haberler yayınlaması ve burada bulunan paranın illegal yollardan İran’a aktarıldığı iddiaları bir nevi kârlılık oranı yükselen Türkiye kamu bankalarına gözdağı olarak değerlendirilebilir. ABD-İran nükleer mesele konusunda altı aylık bir anlaşmaya varmış olsa da anlaşma öncesinde Türkiye ile İran arasında ambargoyu by-pass eden bir süreç zaten işletilmiş, Halkbank üzerinden İran’ın mali durumu yumuşatılmıştı.

İkinci konu ise Türkiye’nin son dönemde yaptığı bölgesel anlaşmalar ve Irak petrollerinin Türkiye üzerinden Avrupa’ya satılması anlaşmasıdır. ABD yönetimi bunun olumlu bir adım olduğunu söyleyip destek verse de Irak’ın petrol gelirlerinin ABD bankalarında toplanıp komisyonunu alındıktan sonra Türkiye üzerinden dağıtılmasında ısrarcı olmuştur. ABD ile Türkiye arasında Kuzey Irak petrolleri üzerinde yapılan büyük anlaşmalar ve para transfer detayları geçtiğimiz haftalarda bilindiği üzere ciddi tartışmalara neden olmuştu. Artık sona gelinen ve imzalanma aşamasında olan petrol anlaşmasına göre petrol gelir paralarının Türkiye’de, Halkbank’ta toplanması kararı alındı. Bu paranın değeri 16 milyar dolar civarındadır. Bu paraya aracılık hizmeti verecek bir kamu bankası elbette hedefte olacaktır. Bu nedenle Halkbank konusunda uluslararası bir müdahale olduğu söylenebilir.

Peki, Halk Bankası ile Reza Zarrab’ın ne ilgisi vardır?

Halk Bankası’nda bulunana yüklü miktardaki İran parası çoğu kez özel finans kurumları vasıtasıyla transfer edilir. Reza Zarrab’ın da İran vatandaşı olması nedeniyle bu işlemleri kolay yürütebileceği aşikârdır. Zaten Reza Zarrab’ın da bu para transferine aracılık eden bir şirketi vardır. Reza Zarrab’a ait bu şirketin hem Türkiye’de hem de İran’da fonları vardır. Örneğin İran’a para göndereceksiniz parayı ve İran’daki hesap bilgilerini bu aracı kuruma veriyorsunuz. Bu kurum paradan belli bir miktar komisyon alıyor ve İran’daki şirketinden ilgili hesaba para transferi yapıyor. Böylece tüm dünyadaki bankalar arasında elektronik fon transferi standardı sağlayan bir sistem olan Swift devreye girmediğinden denetime ya da ambargoya tabi tutulamıyor. Kısaca bu para transferinin tanımlaması ülke içinde yapılan bir para transferi gibi gözüktüğünden yaptırımlardan etkilenmiyor. Türkiye’de bu işi yapan şirketler elbette var, ama Zarrab’ın şirketi bu işi yapan firmalar arasındaki en büyük kurum.

İran Devleti’nin Türkiye’deki tüm parasının sadece Halk Bankası’nda olduğunu ve alımlarında yapması gereken para transferlerini kimseyi ürkütmeden bir şekilde yapması gerektiğini tekrar vurgulayalım.

Bakan çocukları bu transferlerde karşılaşılabilecek sorunların aşılması konusunda Reza Zarrab’a siyasi güçlerini kullanarak rüşvet karşılığı yardımcı olmuşlar mıdır bilemiyoruz?

Diğer konu ise belediye başkanları, iş adamları ne yapmışlardır konusu…

Operasyonu ‘imar yolsuzluğu’ kavramıyla harmanlayıp belediye başkanlarını Türkiye’nin en büyük inşaat şirketlerinden birinin sahibini dahil etmek operasyonun büyükşehir belediyesine sıçrayabileceğinin ipuçlarını vermektedir. Bu operasyonu yaklaşan yerel seçilmelerde başta İstanbul ve Ankara olmak üzere belediyelerin Ak Parti’nin elinden alınması projesi olarak yorumlanabilir.

Asıl büyük belge ve kaset savaşlarınının cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde yaşanacağını; itibarsızlaştırılmış, oyları düşmüş, toplum gözünden düşürülmüş Ak Parti’nin hedeflenerek Sarıgül’ün başkanlığında yeni bir siyasi vizyonun öne çıkarılması amaçlanmış olabilir.

Başbakan için ise kolu kanadı kırılarak etkisiz hale getirilmiş, etrafı boşaltılmış ve yalnızlaştırılmış ve toplumun gözündeki değeri nedeniyle yetkisi olmayan, sembolik bir makama dönüşmüş cumhurbaşkanlığı öngörülüyor olabilir.

Türkiye’de Tayyip Erdoğan sonrası yeni bir iç politika dizaynı mı yapılıyor? Bilemeyiz, ama bildiğimiz bir gerçek var ki geçmişin derin devleti denilen ulusalcılar, Ergenekoncular bugününün gücü olarak bilinen cemaat; Ak Parti’ye karşı yürütülen bir kampanyanın saç ayakları gibi medya kanalları ve sosyal medya aracılığıyla, bu operasyondan önce zaten bu itibarsızlaştırma kampanyasında birleşmişlerdi.

Sınırları aşan bir müdahale midir ya da bu müdahalenin sonraki aşamaları neler olacaktır bilemeyiz, lâkin bu ülkede hiç kimsenin yolsuzluğu savunamayacağı, yolsuzluğa bulaşanları affetmeyeceği herkesin malumudur. Bu nedenle en kısa sürede bakanların suçlu olsun-olmasın istifa edecekleri ya da görevden alınacakları düşünülebilir.

İşadamlarından bakan çocuklarına kadar uzanan bu geniş çaplı operasyonun en şaşırtıcı tarafıysa devlete, içişleri ve hükümete karşı bir operasyon olmasına karşı olaydan kimsenin haberinin olmaması durumudur!

Çok vahim bir istihbarat açığı olarak kabul edilecek bu durum Emniyet ve MİT üzerinde yeni operasyonların yapılacağına işarettir.

Sonuç olarak ithamlar doğru/yanlış zaman gösterecek, ancak yapılan operasyonun ‘dershane tartışmasının, hükümet cemaat kavgasının, CHP’nin Amerika ziyareti sonrasının, Sarıgül’ün yolsuzluk nedeniyle kovulduğu eski partisi CHP’ye dönüşünün ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne aday olmasının ardından gelmesi insana bir temiz eller operasyonu izleniminden daha çok, mevcut hükümeti itibarsızlaştırma operasyonu gibi geliyor. Bu itibarsızlaştırmanın yerel seçimler öncesine denk gelmesi de toplum nezdinde kasıtlı olarak yapıldığı izlenimi oluşturmakta ve yargıya olan güveni azaltmaktadır.

Yazarımızı Sosyal Medyadan Takip Etmek İçin;

web          : http://www.nurdaldurmus.com

facebook : http://www.facebook.com/nurdaldurmus

twitter      : http://www.twitter.com/nurdaldurmus

Leave a Reply