Hangi Müslüm Gürses

Efsanevi İngiliz rock grubu Pink Floyd’un en önemli adamı olarak kabul edilen Roger Waters babasını ikinci dünya savaşında kaybetmiş ve kendini, toplumun içinde bulunduğu garabet durumdan kurtarmak için her türlü dinamiğin hatırlatılıp hayata geçirilmesi yolunda sosyal, başka bir ifadeyle kapsayıcı şarkılar yapmaya adamış bir müzisyendir.

Özellikle öğrencilerin eğitim sistemini hedef alan another brick in the wall şarkısı aslında salt bu sistemi değil iletişimde bulunduğu insanları tekdüzeleştirip baskı altında tutan ve özgürlükçü düşüncenin rahatlıkla açığa çıkamayacağı tüm otoritelere başkaldırı temaları barındıran ve bu hareketle birçok müzikal söz formuna esin kaynağı olmuş bir bildiri niteliği taşımaktadır. Şarkının klibi de sanki tam bu tanım üzere inşa edilmiş gibidir. Sert mizaçlı öğretmenin buyrukları karşısında yüzleri maskelenmiş et yığınlarını temsil eden çocuklar, ilerleyen dakikalarda topluca bir başkaldırıyla masalarını kırıp, üniformalarını yırtmış en nihayetinde de okulun duvarlarını yıkmıştır. Böylelikle müziğe, eğlence, terapi hatta tedavi gibi ana özellikler dışında Pink Floyd duruşu da diyebileceğimiz bir başkaldırı da eklenmiştir. Bu müzikal başkaldırı grubun “insanları şaşırtmak istiyoruz” demesinin altında yatan ana etkendir. Daha sonraları gruptan ayrılan Roger Waters, İsrail’in Filistin topraklarına ördüğü duvara kırmızı sprey boyayla “ düşünce kontrolüne ihtiyacımız yok” yazarak gruba kazandırmış olduğu şarkılara sosyolojik bir anlam da yüklemiştir.

İnsan doğası gereği karmaşık bir varlık. Birçok duyguyu farklı zamanlarda bünyesinde barındırma özelliğiyle de bir dinamiti andırabiliyor. Öyle ki toplumun tüm katmanları arasında aynı kodlar üzere varoluşunu sürdüren insan sayısı neredeyse bütüne denk geliyor. Acılar, sevinçler, hüzünler, yanılgılar, yenilgiler… Hepsinin geliş şekli farklı olsa da anlam bakımından insanlarda benzer tepkimelere yol açıyor. En nihayetinde toplumun kökleriyle olan ilişkisi, tecrübenin ortaya çıkması ve yaşam metodunun belirlenmesine katkı sağlıyor ya da tamamıyla bu hal üzere düzen kuruluyor. Ne kadar renkli olsa da aslında aynı tablo üzerinde vücut buluyor toplum.

Türkiye 1970’lerde Müslüm Gürses’ le, 1980’ lerde de anarşi kavramıyla tanışır. En temel tanımıyla otoritenin karşıtı olarak nitelendirilecek olan bu kavram, o güne kadar kendini ya da düşmanı olduğu kişileri ifade edemeyen yeraltı insanları nezdinde karşılık bulur. Kutuplaşmaların çatışmaya döndüğü, dialoğun mevzu bahis olmadığı ve yalnızca iki rengin kimlik edinilebildiği bir ortamdan bahsediyoruz. Fakirlik, ideolojik dayatmalar, darbeler, sokak çatışmaları, zihin çatışmaları, büyük güçlerin siyasi çıkarları… Toplumu başkaldırıya götürecek tüm olguların ortaya çıktığı bu süreçte artık birçok gerçek de gizli kalamaz. Müslüm Gürses bu gizil halin açığa çıkmasında önemli bir yapı taşını teşkil eder. Şarkılarında kullandığı bir yerlere özlem, gurbet, öfke gibi birçok temanın hayatında karşılık bulduğu bir adamdır . Gençlik yıllarında, annesi babası tarafından öldürülmüş ve bu olaydan sonra köyüne bir daha dönmemiş, plak çıkartana kadar da fakirlik içinde yaşamıştır. Zamanının birçok insanı gibi kökleriyle ya da çağın gereksinimleriyle olan ilişkisinde problem yaşayan Gürses’in halk nezdinde karşılık bulması da güç olmamıştır. Dönemin insanlarını, sosyal statüleri ne olursa olsun, evlerinde, mahallelerinde ya da yakın çevrelerinde trajik hayatlar barındıran ve birçok yerde kesişen denklem olarak ifade etmek de mümkündür. Bir şekilde Gürses’in trajedisine benzer ya da baştan sonra trajik diye nitelendirilebilecek hayat yaşayanlar, eksikliklerini Müslüm Gürses müziğiyle tamamlayacağını düşünmüştür. Yine de bu müzik bütünüyle tutunamamış insanlar tarafından sahiplenilmiştir. Toplum hafızasında biriken zarar kabilinden her türlü duygunun bastırılması yolunda o güne kadar müziğe başvurmamış diğer bir ifadeyle var olan müzikle canlı bağ kuramamış insanlar, Müslüm Gürses müziğinin protest kollarına yaslanmanın rahatlığını yaşamıştır. Müslüm Gürses, taşralı, ezilmiş, tutunamamış bu protest damarlı insanlar için artık bir özgürlük anıtıdır.

Aristo, trajedi eserlerini bir paratoner gibi görüp, insanın kötü elektriğini aldığına, içinde biriktirdiği her türlü öfke, kin ve nefretin dışarıya atılıp böylelikle istenilen huzura kavuşulduğuna inanır. İçsel arınma adını verdiği bu rahatlamanın yüzeysel bir örneği de Müslüm Gürses fanatiklerinde görülmektedir. Kasedin bir yüzünü defalarca dinleyen, konserlerde kendinden geçen, bayılan, jilet çeken insanların bir anlamda bireysel/sosyal rahatlamasıdır bu durum. Müslüm Gürses’in karşı geldiği otorite çoğunlukla felek kavramı ve feleğin çemberine takılmış sevgili, gurbet, hasret ve topyekün isyan merkezli kümelenmiştir. Felekle girdiği bu mücadele genel görüşün aksine oldukça naif bir protesto biçimidir. Felek adeta çöle sürülmüş ve tüm suçu sırtlanmış bir koyun olarak betimlenmiştir. Bu hayali koyun diğer tüm manevi kavramların önünde ama bir o kadar da linç edilesi türdendir. Böyle olunca da tüm bu sürece rağmen yerüstünün kendini tanımlayamayan, boşlukta gören ezilmiş çocuklarının intikam alma biçimi olmuştur Müslüm Gürses şarkıları.

Müslüm Gürses yalnızca şarkılarıyla hayat bulan bir adamdır. Onlarca filmde oynamasına rağmen kimse o’na sinema sanatçısı gözüyle bakmaz. Filmleri, sinemada defalarca kez işlenmiş veya bilindik hikayeleri kapsar. İstisna kabilinden iyi örnekler verilebilirse de genel olarak çok kötü filmlere imza atmıştır.Arabesk fantezi türünden müzik yapan insanların her albüme bir film çekme popülaritesinden öteye geçmez bu durum. Genel tabirle Müslüm Gürses sevenlerine müzikten başka bir şey verememiştir. Konserlerinde bile karşısındaki kalabalığa birkaç kelimeden fazlasını söyleyemez. Kuşkusuz bu hal Müslüm Gürses fanatiklerinin prototipini de temsil eder. Fanatiklerin ihtiyacı olan tek şey de müziği olduğu için bunun dışında gelişen olaylar ( sinema filmi, söyleşi v.b.) da ciddi karşılık bulmaz.

Ben yabancılardan Frank Sinatra, Ofra Haza bir de Nat King Cole denilen bir saygıdeğer dostumuz var, onu dinlerim( gazete röportajından)

Yukarıda alıntıladığımız sözler sadık Müslüm Gürses dinleyicileri için alışılagelmiş bir durum değildir. Elbette zaman değişmiş, bütün renkler birbirine girerek çok sesli söylemler gündem olmuş, farklı görüşteki insanlar dergilerinde, kitaplarında, tartışma programlarında birbirlerinin düşüncelerini önemseyip bunlar üzerinden cümleler sarf etmiş, etmektedir. Siyah ve beyaz’ın flu renklerin altında oldukça silik kaldığı bu zamanla birlikte Müslüm Gürses de, müziği de değişmiştir. Entelektüel çevrenin çekim alanına girmesiyle birlikte müzik dilini modern türlere yatkın bir söyleme bürüyen Gürses artık diğer kesimlerin de ilgisini çekerek, rock, blues türlerinde şarkılar söylemiş ve bir anlamda sesinin keşfedilmesine imkan vermiştir. Nasıl ki Roger Waters’ın Pink Floyd’dan ayrılması, Pink Floyd’u ve grubun ortaya koyduğu müziği sönük bıraktırdıysa, Müslüm Gürses’in de kendisini var eden müzikten ayrılması kimliğine ciddi bir gölge düşürmüştür. Pink Floyd’un “insanları şaşırtmak istiyoruz” demesi Müslüm Gürses tarafından yüzeysel anlamda tekrar edilerek devam etmekte, bunun şaşkınlığını da, yıkıla yıkıla şarkılar söyleyen adamı, yıkıla yıkıla seven insanlar yaşamaktadır. (ölümünden önce yazılmıştır)

Yararlanılan kaynaklar
Orhan Düz, Anarşist Felsefe
Yalçın Çetinkaya Müzik Yazıları

 

Yazan: Gökhan Şimşek & Nurdal Durmuş

 

 

Leave a Reply