Foto: Nurra Çakmak
(bir)
-hilal, resimlerinden birinin altına “aklımız başımızdayken de delirebiliriz” yazmış.
-az önce bankamatikten maaş çekip “allah bereket versin” dedim!
lanet modernizm, kahrol!
sahiden cesur muyum?
- hayır!
içimden; akıl git başımdan, beni rahat bırak! diyesim geliyor.
bizi iyi insanlarız. hem de kötü olamayacak kadar.
-selçuk abiye son öykümü göndermiştim. güzel şeyler yazmış. son derken önceden öyküm yoktu zaten:)
-bizim memleketin grubunda domuz gribi tartışması devam ediyor. sevgili oğuz ve birkaç arkadaşımız her konuda olduğu gibi, bu memleket meselesinde de hassaslar.
yalnız; tayyip beyin, sağlık bakanını bu kadar ulu orta rencide etmesini hala anlayabilmiş değilim.
(iki)
iki gündür oturup bir şey yazamadım.
soranlara bir şeyim yok, iyiyim desemde; itiraf etmeliyim iyi değildim/değilim!
ahh! ilhami…
bana biraz satranç öğret!
şah çektikçe vezirine atlılarını kaleme gönder.
kahkahalarımdan hüznümü kopar.
hep yen beni, hep yenileyim sana.
iyi bir oyuncu değilsem bile
atları bana da sevdir!
gökhan’ın ahh! şiirinde bir paragraf beni iyi ediyor.
ertelenme süresini dolduran bir hayalin geri dönme ihtimali yoktur!
ayrıca haftasonu ışığın yükseldiği memleketlere iki günlük bir seyahatimiz var.
türkiye’de gezmediğim birkaç şehir vardı; sanırım bir ikisini daha bitirmiş olacağız.
muş, van, tatvan, hasankeyf şimdilik gezmeyi düşündüklerimiz.
biliyorum bütün planları yapan allah’tır. bozandır da aynı zamanda.
(üç)
peki ekran…
bunlardan millete ne?
ama kalemime laf geçiremedim.
Acaba kalem, hangi harflerle başlasa söze. Hangi kelimelere akıtsa mürekkebini. Hangi cümleleri kurgulayıp kendini anlatsa. Kendini tanımlamak için hangi harfleri yan yana dizse. Hangi cümlenin içinde bulsa özneyi. Hangi yüklemde gizlese derdini. Birbirini tamamlayan harfler, onların oluşturduğu kelimeler, kelimelerin yan yana dizilişiyle anlam bulan cümleler…
Kalem nasıl bilebilir ki, hangi cümlenin sonuna nokta konulmayacak kadar özgür olmayı! Sahi özgürlük masalları yazmaya başlayan bütün kalemlerin yolu, niçin dönüp dolaşıp yaşamını noktaların esaretinden kurtarmaya çalışan cümlelerin mürekkebine bulanır?
Bulanır da, niçin yine de en güzel kelimelerin hangi harflerin yan yana dizilişiyle meydana gelebileceği tam olarak bilinmez?
Sonun nasıl olacağını harfler bile kestiremez?
Niçin kelimeler ve sonlarına nokta konulan bütün cümleler özgürlük sancısı çekerler?
Neden hiçbir kalem, o kalemi tutan el, kaleme çekilen mürekkep hepsi bir olur da bir masalda bütün harfleri noktasız cümlelerden oluşan özgür kelimeler kurgulayamaz?
Sahi ne zaman mutlu biter bir adımlık arayışlarımız, masallarımız?
Bizimkisi, ne bir aşk hikâyesi, ne de bakmaktan utanmayacağımız siyah-beyaz çocukluk fotoğraflarımızdaki masumluğumuz. Bizimkisi, bir cambaz gibi ince bir ipin üzerinde yürüyorcasına yaşamak.
Altımızda, derinliğini tahmin edemeyeceğimiz büyüklükte kocaman uçurum var.
Üzerinde yürüdüğümüz ipin diğer ucu, hangi kapıya bağlı, yol nerede düzlüğe çıkıyor, vuslat ne zaman, kalbimizin ritmik sıkıntıları ne zaman dinecek belli değil.
…
Kalp titriyor, hayat irkiliyor, aşk terk ediyor…
Korku, kılcal damarlarımıza kadar titretiyor bedenimizi. Yaşamak, düşme hattında sancılı bir hayat sürse de, herkese her şeyin sıkıntısından bahseden kimse, bu tehlikeli dünya oyunundan vazgeçme niyetinde değil!
Zaman, aldırmaz tavrımızın kılcal damarlarından hızla akmaya devam ederken, insanlık nereye koştuğunun, neyin sırrını çözmesinin gerekli olduğunu kavrama telaşını yarınlarına erteliyor.
Ölüm, hayatı rakip görmediği halde hayat kiminle yarışıyor?
(dört)
Geçenlerde kahve içerken şunu söylediğimi hatırlıyorum.
Bu edebiyat bizi mahvedecek. Edebiyatı bırakıp Müslüman olmamız lazım.
Katılanlar çok… Hatta katıla katıla gülen bir arkadaşım bile oldu bu sözüme!
Velhasılı kelam sevgili dost;
Bizim, kendimiz olmak için okuduğumuz, yazdığımız, anlattığımız cümlelerimizin sayısı artmadıkça, hayatımızın içinde anlam bulmadıkça, yürüdüğümüz iplerden düşme riskimiz de günbe gün fazlalaşıyor gibi.
Nurdal Durmuş Yağmurlu bir kasım günlüğü
saat: 13:28
Hoşçakal
-geceyi yalnız başına ağrılarla ve ağlayarak geçirmek nedir?
-teoman’dan istanbul’da sonbahar şarkısını dinle!
saat:14:08
Kasım 5th, 2009 at 01:13
mürekkepsiz kelimelerle konuştuğumuzdan beri sahiciliğini yitirdi duygular…
Kasım 26th, 2009 at 00:12
Çok teşekkürler çok sağolun,oldukça güzel bir site ve emekler boşa gitmemiş çok teşekkür ediyoruz emekleriniz için, emeğe saygı. Sizde web sitemizi ziyaret etmek, Komik Fıkralar Okumak istiyorsanız adresimiz: http://www.fikrablog.com , iyi günler dileriz.
Aralık 5th, 2009 at 05:28
А вот знаете о чём я сейчас подумала.
10 дней на Новогодние праздники – это очень много. Сначала как все обрадовалась, что одыхать полмесяца придётся. А вот как вспомнила прошлогодний опыт, и позапрошлый. Так что-то передумала. Подумайте сами, ни денег, ни здоровья не хватит. Опять головная боль, опять лишние калории, и опять весь год хождения в спортзал насмарку.
Ну что хихикайте? я не права??
Aralık 27th, 2009 at 06:38
Хотелось бы понимать продолжение…
Ocak 5th, 2010 at 19:50
İlhami’yle ne zaman konuştun?
ameliyat olduğum zamanlara denk gelmiş olmalı….
duymamıştım?…
dün gece bilgisayarımın repertuvarında i.çiçeğin kendi sesinden bir şarkıyı aradım durdum saatlerce…..anladım, son formatla birlikte gitmişti,yıllarca durduğu yerlerden.üzüldüm….
‘satranç dersleri’ne kanaatkâr oldum….
sabahında, uzunca zaman sonra yeni cümlelerine şahit oldum….
yaşadıklarından dolayı bir hüzüntü,
yeniden iyi oluyor oluşundan bir sevinç…..
yaşadıklarını okurken,saatlerce dinlediğim ‘satranç dersleri’ duyuldu içimde hep….
‘ölmeden önce izlememizi’ tembihlediğin o klibi izleyesiye kadar da, yankılandı içimde hep.
susakaldım…..
parmaklarımı klavyeden ayırıp, sıcacık kalemime sarıldım….
ve sana “satranç dersleri’ni dinleyerek bir mektup yazdım..
burada daha önce var olduğuğundan habersiz..
Ocak 14th, 2010 at 00:04
Буду заходить и читать, замечательный блог
Ocak 15th, 2010 at 21:28
А у меня ёлка осыпалась(((( Хорошо хоть до Старого Нового Года успела продержаться. Правда не знаю теперь, как её из квартиры выносить, весь ведь ковролин будет в иголках по пути следования до входной двери.
Кстати, а куда её вообще теперь девать? В мусоропровод она не войдёт, а просто бросать как это делает быдло, у подъезда, тоже не хочу. Обратно в лес везти чтоли))))
Şubat 3rd, 2010 at 21:25
В выходные сходили компанией на киносеанс фильма Наша Russia, хочется поделиться впечатлениями, пока свежи воспоминания и горячи эмоции. Сразу хочу сказать – посмотреть фильм стоит. Новая лента Камеди Клаб Продакшн выигрывает у своих предшественников – “самых лучших фильмов» сразу по нескольким статьям. Во-первых, это актёрский состав. Совсем не трудно догадаться, что больше половины ролей в фильме исполняют Маша Галустян и Светлаков. Конечно, не хочется говорить, что фильм выехал только на них, но если бы не эти ребята, фильм смотрелся бы достаточно убого. Конечно, может быть мы все уже привыкли и полюбили персонажей из сериала Наша Russia, и именно поэтому в кино мы шли без большой доли скептицизма. И это уже показатель 2: бренд нашей Раши. Ну и в третьих, это какой-никакой, но сюжет – последовательность действий, которые мало-помалу развиваются от начала, и имеют логическую (или не совсем) концовку. Чего почти что не было в самых лучших фильмах – где грубо говоря была последовательность миниатюр, кое как скреплённых общей ниточкой меж собой.
Конечно, фильм Наша Раша Яйца Судьбы не без минусов – это порой уже потёртые шутки, а некоторые моменты можно было обыграть и развить получше. Слишком мало в действии мы увидели Ваню Дулина, Анастасию Кузнецову, Снежану Денисовну, Славика с Димоном. Ну и, если честно, не очень порадовала концовка, которая оказалась как то очень смятой, скоротечной, и при этом предсказуемой. Но, несмотря на это, фильм всё же понравился. Конечно создатели постарались, чтобы зрители выходили из зала с улыбкой на лице, и в финальные титры “посадили” Сергея Юрьевича Белякова, который в пух и прах разложил всех создателей и участников фильма, кроме себя любимого. Ход сыграл на все сто!!!
Mart 17th, 2010 at 22:50
nice site