<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Sezai Karakoç&#8217;un Hayatı &#8220;Gün Doğmadan&#8221; İle Belgesel Oldu. yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.nurdaldurmus.com/gunlukler/sezai-karakocun-hayati-gun-dogmadan-ile-belgesel-oldu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nurdaldurmus.com/gunlukler/sezai-karakocun-hayati-gun-dogmadan-ile-belgesel-oldu/</link>
	<description>*güne bakma durağı *makaleler * okuma notları * otuzuncu harf * sair zamanlar radyo programları * söyleşi *video kulübü</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Aug 2010 10:42:21 +0300</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
	<item>
		<title>Yazar: gizem</title>
		<link>http://www.nurdaldurmus.com/gunlukler/sezai-karakocun-hayati-gun-dogmadan-ile-belgesel-oldu/comment-page-1/#comment-162</link>
		<dc:creator>gizem</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 07:13:42 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.nurdaldurmus.com/?p=838#comment-162</guid>
		<description>Galaya gittim, izledim ve gerçekten sezai karakoçun desteği olmadan böylesine meşakkatli bir iş çok başarılı. herkes kendince atıp tutuyor, ya bu zamana kadar neredeydik, belgesel yapılmış ve çokta iyi bir iş çıkmış ortaya, konuşmak bedava tabii.Ben belgeseli izlerken çok keyif aldım ve çokta duygulandım, ağladığım anlar bile oldu.Birincisi giriş sahnesi muhteşem tam bir film  izliyormuşum gibi hissettim, emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Bence yönetmen hissederek yapmış bu işi, izlerken bunu hissettim.Bunu bize yaşattığınız için herkese teşekkürler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Galaya gittim, izledim ve gerçekten sezai karakoçun desteği olmadan böylesine meşakkatli bir iş çok başarılı. herkes kendince atıp tutuyor, ya bu zamana kadar neredeydik, belgesel yapılmış ve çokta iyi bir iş çıkmış ortaya, konuşmak bedava tabii.Ben belgeseli izlerken çok keyif aldım ve çokta duygulandım, ağladığım anlar bile oldu.Birincisi giriş sahnesi muhteşem tam bir film  izliyormuşum gibi hissettim, emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Bence yönetmen hissederek yapmış bu işi, izlerken bunu hissettim.Bunu bize yaşattığınız için herkese teşekkürler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: Каталог статей</title>
		<link>http://www.nurdaldurmus.com/gunlukler/sezai-karakocun-hayati-gun-dogmadan-ile-belgesel-oldu/comment-page-1/#comment-156</link>
		<dc:creator>Каталог статей</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 11:58:48 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.nurdaldurmus.com/?p=838#comment-156</guid>
		<description>On your place I would not do it.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>On your place I would not do it.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: Каталог статей</title>
		<link>http://www.nurdaldurmus.com/gunlukler/sezai-karakocun-hayati-gun-dogmadan-ile-belgesel-oldu/comment-page-1/#comment-155</link>
		<dc:creator>Каталог статей</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 00:30:48 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.nurdaldurmus.com/?p=838#comment-155</guid>
		<description>Absurdity what that</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Absurdity what that</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: necmiye alpay</title>
		<link>http://www.nurdaldurmus.com/gunlukler/sezai-karakocun-hayati-gun-dogmadan-ile-belgesel-oldu/comment-page-1/#comment-154</link>
		<dc:creator>necmiye alpay</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 09:51:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.nurdaldurmus.com/?p=838#comment-154</guid>
		<description>Karakoç’un harcandığıdır
15Ocak Cuma akşamı İstanbul CRR’de büyük şair Sezai Karakoç’la ilgili “Gün Doğmadan” adlı “belgesel”in gösterimi vardı. Şairin orada olmamasına sevindim: İçimden bir duygu, gelseydi üzülürdü, hem gecenin düzeni, hem de gösterilen “belgesel” açısından, diyor.
Gecenin düzenindeki mantık, ‘büyük bir şair ve düşünür için büyük mevkilerden katılım gerekir’ biçiminde olmalı ki, her şey iki bakana göre ayarlanmıştı: Yarım saati aşan bir gecikmeyle geldiler, onlar gelmeden programa başlanmadı ve hınca hınç dolu salondan bu gecikme nedeniyle özür dilenmedi. Hamasetinden hayli memnun görünen tok sesli tek duruşlu sunucunun, salonu ve kendisini itaatle görevli ‘ast’lar konumunda gördüğü, bakanları kürsüye tek tek “arz ederim” tekmiliyle çağırmasından belliydi. 
Geceye katılan bakanlar kadar, “belgesel”de konuşan Dışişleri Bakanı da Karakoç’u güncel politikanın içine yerleştirmeye çalıştı. Karakoç Diyarbakırlıydı, dolayısıyla “açılım”ı anmak için iyi bir fırsattı. Nitekim, yanılmıyorsam gece boyunca en gür alkışı bu cümle (“işte biz, açılımı bunun için, ...) aldı. Ama “Kürt” sözcüğü filan telaffuz edilmiş değildi ve “açılım” kavramı daha çok Osmanlı geçmişimizle İslam medeniyetini ima eden bir biçimde İslam ülkeleriyle olan yakınlaşma çerçevesinde sunuldu. Kısacası, o gece söylenenlere bakılınca açılım içe ve geleceğe doğru olmaktan çok, dışa ve geçmişe (Karakoç’unkinden çok daha yakın bir geçmişe) doğru düşünülmüş bir kavram gibi görünüyordu. 
Bakanlar, çocuk denecek yaşta Karakoç’tan şiirler ezberlemiş olduklarını söylediler ama, okumayı denemediler. 
“Belgesel”e gelince. Tahmin edileceği üzere, şairin kendisini pek az görüyoruz bu filmde: Okul çağlarında çekilmiş bir iki vesikalık fotoğrafı ve kendi partisi (Diriliş) için yaptığı kürsü konuşmaları sırasında kaydedilmiş birkaç kısa görüntü dışında yalnızca kısa bir sekansta gözüküyor, o da, kalabalık arasında yürürken belli ki haberi olmadan yapılmış ve fark ettiği anda öfkeyle itiraz ettiği bir çekimden ibaret. Görüntü, itiraz ânında donarak sona eriyor. Şair itirazını geri çekmiş olmalı ki, yönetmen bu sekansı kullanmaya karar vermiş.
Görsel yön genel çizgisiyle fazla zayıf, fazla klişe. Müziğin başarısı ve aralara serpiştirilmiş şiirler ile bazı tanıklıklar bile kurtaramıyor yapımı. (Ayla Algan çok iyi şiir okuyor. Oysa tiyatro oyuncuları genellikle dramatize etmekten kaçınamaz.)
“Belgesel”in en kötü yanı ise, batı etkisi olumsuzlanırken gösterilen bir sekansta, batılı giysiler giymiş ama kafasız (düpedüz kafası çıkarılmış) 
biri kadın diğer ikisi erkek giysili üç vitrin mankeninin, kendi kendineymiş gibi yandığı sahneydi:
Bir kır görüntüsü zeminine monte edilmiş, ayakta duran üç vitrin mankeni. Kadın bedenli olana, kırmızı ve yakasız bir elbise giydirilmiş. Diğerlerinde garsonumsu siyah beyaz kılıklar. Mankenler bir bir, önce kara dumanlar çıkarıp sonra tutuşarak çatır çatır yanıyor. 
“Belgesel”i doyurucu bulan var mıydı salonda, diye soracak değilim. Vitrin mankenlerinin yakıldığı sekansta hiç irkilmedim diyebilecek olan var mıydı, onu merak ediyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Karakoç’un harcandığıdır<br />
15Ocak Cuma akşamı İstanbul CRR’de büyük şair Sezai Karakoç’la ilgili “Gün Doğmadan” adlı “belgesel”in gösterimi vardı. Şairin orada olmamasına sevindim: İçimden bir duygu, gelseydi üzülürdü, hem gecenin düzeni, hem de gösterilen “belgesel” açısından, diyor.<br />
Gecenin düzenindeki mantık, ‘büyük bir şair ve düşünür için büyük mevkilerden katılım gerekir’ biçiminde olmalı ki, her şey iki bakana göre ayarlanmıştı: Yarım saati aşan bir gecikmeyle geldiler, onlar gelmeden programa başlanmadı ve hınca hınç dolu salondan bu gecikme nedeniyle özür dilenmedi. Hamasetinden hayli memnun görünen tok sesli tek duruşlu sunucunun, salonu ve kendisini itaatle görevli ‘ast’lar konumunda gördüğü, bakanları kürsüye tek tek “arz ederim” tekmiliyle çağırmasından belliydi.<br />
Geceye katılan bakanlar kadar, “belgesel”de konuşan Dışişleri Bakanı da Karakoç’u güncel politikanın içine yerleştirmeye çalıştı. Karakoç Diyarbakırlıydı, dolayısıyla “açılım”ı anmak için iyi bir fırsattı. Nitekim, yanılmıyorsam gece boyunca en gür alkışı bu cümle (“işte biz, açılımı bunun için, &#8230;) aldı. Ama “Kürt” sözcüğü filan telaffuz edilmiş değildi ve “açılım” kavramı daha çok Osmanlı geçmişimizle İslam medeniyetini ima eden bir biçimde İslam ülkeleriyle olan yakınlaşma çerçevesinde sunuldu. Kısacası, o gece söylenenlere bakılınca açılım içe ve geleceğe doğru olmaktan çok, dışa ve geçmişe (Karakoç’unkinden çok daha yakın bir geçmişe) doğru düşünülmüş bir kavram gibi görünüyordu.<br />
Bakanlar, çocuk denecek yaşta Karakoç’tan şiirler ezberlemiş olduklarını söylediler ama, okumayı denemediler.<br />
“Belgesel”e gelince. Tahmin edileceği üzere, şairin kendisini pek az görüyoruz bu filmde: Okul çağlarında çekilmiş bir iki vesikalık fotoğrafı ve kendi partisi (Diriliş) için yaptığı kürsü konuşmaları sırasında kaydedilmiş birkaç kısa görüntü dışında yalnızca kısa bir sekansta gözüküyor, o da, kalabalık arasında yürürken belli ki haberi olmadan yapılmış ve fark ettiği anda öfkeyle itiraz ettiği bir çekimden ibaret. Görüntü, itiraz ânında donarak sona eriyor. Şair itirazını geri çekmiş olmalı ki, yönetmen bu sekansı kullanmaya karar vermiş.<br />
Görsel yön genel çizgisiyle fazla zayıf, fazla klişe. Müziğin başarısı ve aralara serpiştirilmiş şiirler ile bazı tanıklıklar bile kurtaramıyor yapımı. (Ayla Algan çok iyi şiir okuyor. Oysa tiyatro oyuncuları genellikle dramatize etmekten kaçınamaz.)<br />
“Belgesel”in en kötü yanı ise, batı etkisi olumsuzlanırken gösterilen bir sekansta, batılı giysiler giymiş ama kafasız (düpedüz kafası çıkarılmış)<br />
biri kadın diğer ikisi erkek giysili üç vitrin mankeninin, kendi kendineymiş gibi yandığı sahneydi:<br />
Bir kır görüntüsü zeminine monte edilmiş, ayakta duran üç vitrin mankeni. Kadın bedenli olana, kırmızı ve yakasız bir elbise giydirilmiş. Diğerlerinde garsonumsu siyah beyaz kılıklar. Mankenler bir bir, önce kara dumanlar çıkarıp sonra tutuşarak çatır çatır yanıyor.<br />
“Belgesel”i doyurucu bulan var mıydı salonda, diye soracak değilim. Vitrin mankenlerinin yakıldığı sekansta hiç irkilmedim diyebilecek olan var mıydı, onu merak ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: Emine Yalçın</title>
		<link>http://www.nurdaldurmus.com/gunlukler/sezai-karakocun-hayati-gun-dogmadan-ile-belgesel-oldu/comment-page-1/#comment-145</link>
		<dc:creator>Emine Yalçın</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Jan 2010 10:10:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.nurdaldurmus.com/?p=838#comment-145</guid>
		<description>ne ki rabbin hem kadını hem sezai karakoç&#039;u yaratmış</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>ne ki rabbin hem kadını hem sezai karakoç&#8217;u yaratmış</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
