
Durum gerçekten ciddi doktor!
Nedense benim etrafımda, hayatlarının karnına basıp canlarının acıdığından şikâyetçi, anlaşılmaz trajedilere alışmış ya da alıştırılmış binlerce insan yaşıyor. Hayatlarındaki bütün kapıların açma kollarının arkada olduğunu ve onların yüzüne kapalı durduğunu düşündüğüm bu insanlara karşı benim de, hayatımın da garip bir sempatisi vardır. Onları görmezden geldiğim zamanlar, günlerce acı çeker, “Acaba, benim yüzümden mi?” diye kendimi suçlarım. Yine de, bir bahar sabahı pembe hayalleriyle hayatın ortasında dimdik durup, kader çizgilerinde umut gözleyen bu insanlara ne zaman baksam, gözlerinde kendimi görürüm.
Bazen düşünürüm; “Yoksa ben de onlardan biri miyim?”
Kahve, güneş ve iyi şarkılar bile işe yaramıyor…
Bütün kapılarımın çıkmaz sokaklara açıldığı tezatlıkları vardır benim hayatımın. Zamanı tersinden yaşadığım, kelimeleri tersinden yakaladığım, başım döndüğünde dünyanın tersine döndüğüne inandığım çıkmazları vardır benim hayatımın. Bu yüzden midir; yoksa bilemediğim başka bir nedeni mi vardır anlayamadım ama yaşadığım sürece, en iyi arkadaşım olduğuna inandığım hayat, ruhumun içinde henüz kazananı belli olmayan, kördüğüm olmuş tersliklerimden dolayı, beni memnun edemediğini düşünüp dayanılmaz sancılar çekmektedir. Buna rağmen, dümeni kırılmış bir gemi gibi sürüklenip, bilinmez derinliklerde alabora olmamı engelleyen kaçamadığım bir gerçek var! O da ölümün benimle birlikte, hayatımı da hep açık duran kapısından istediği an içeri çağırıp ilmek ilmek dokunabileceği gerçeğidir.
Düşmemeye bak. Az toparla kendini.
Hayat bana, kendisine bir düşün değil; binlerce düşün penceresinden bakıp, gerçeğe hangisinin daha yakın durduğunu keşfetmemi söyledi. Ben ona bir düşün penceresinden baktım, hiçbir gerçek göremedim. O ise aldırmaz tavrıma bakmadan, beni memnun edemediği için derin sancılar çekti! Çektiği ağrıları bana hissettirmemek için baharlarda gül oldu gülümsedi, dallarda yaprak oldu yeşerdi, kırlarda çiçek olup renklendi. Ben onu dalından koparıp soldurdum; o iki damla gözyaşı döktü…
“Ağlıyor musun?” dedim.
“Bunlar sevinç gözyaşları” dedi.
Hayat bana yalan söyledi!
Ben ona küstüm, o bana hâlâ küsmedi.
Şimdi de, baharla birlikte kapımda bekliyor. Düşünüyorum, alsam mı onu içeri? O zaten hep içimde değil mi? “Şimdi git sonra gel!” desem, o benimle gelip, benimle gidecek değil mi? “Aklımın kapılarından girmeden benim olamayacaksın” desem, o zaten aklımdan daha içerde değil mi?
Ey hayat!
Ben mi seni yaşıyorum, sen mi beni?
Ben mi senin içindeyim, sen mi benim?
Nesin sen?
Gözlerim kapalıyken görebileceğim bir suret, kulaklarım kapalıyken duyabileceğim bir ses ve her aynaya bakışımda, bana bakan bir yüz mü?
Endişelenme!
Geçmeyen tek şey, geçmez sandığımız yanılgılardır!
Ayet oku, şarkılara eşlik et, ıslık çal ve meydan oku!
Resim yap, güneşe koş, denize koş, aynaya koş ve kendini sev.
kaynak belirtilerek alındı yapılabilir.
nurdal durmuş 2010 mart.



Mart 4th, 2010 at 22:21
Elbet anlamı olabilirdi: geçip gitmekteyiz dünyadan,
sormamışlar gelirken, çekilmeliyiz şimdi yavaştan.
Ama konuşmamıza karşın, birbirimizi anlamadan
ve karşımızdakinin ellerine bir an bile ulaşamadan,
Yıkım bu işte: Çıkamayacağız bu sınavdan.
Denemek bile kalkılmaz bir şey altından
ve bir çarmıh dikilmiş, kendimizi tanıyamadan,
yalnızlığımızda, silinip gidelim diye dünyadan.
Diyordu İngeborg Bachmann… Böyle işte…
Mart 5th, 2010 at 01:16
hayatın astımı var. sanki soruna gitse çözüme rastlayacak gibi saf bir düşüncesi var. peşimizde! filmde kendi ölüm sahnesi gelen oyuncu “neler oluyor” sorgusuna geçiyor. ezberi kuvvetli değil, sözcükleri az.
“küçük basit şeyler yetiyor kederlenmeye
ya mutluluğa”
Mart 5th, 2010 at 17:12
Nede güzel söylemişsin: “Geçmeyen tek şey, geçmez sandığımız yanılgılardır.”
Mart 5th, 2010 at 19:52
durum gerçekten ciddi!
lütfen iyi olalım…
Mart 5th, 2010 at 19:54
RESİM ASLINDA HER ŞEYİ ANLATIYOR. FAZLA SÖZE GEREK YOKTU AMA GÜZEL İFADELER.
DUYGULARINI SİZİN GİBİ İFADE EDEMEYEN NİCE İNSAN VAR.
İÇİMDE BİR YIĞIN BİRİKİNTİ VAR AMA BEN SİZİN GİBİ DİLE GETİREMİYORUM.
KISKANDIRIP DURUN BAKALIM NEREYE KADAR.
Mart 6th, 2010 at 11:37
tam her şey bitti derken böyle bir yazıya rastlamak ne garip.
Mart 6th, 2010 at 13:29
Aslında bu defa bahar da acele etti gelmek için.Ve Mart dahi erkenci baharın devamı hâlâ….
Bu mevsim bir sey öğretti bana;
Yağmurla da açarmıs kardelenler.. kar’a falan da gerek yokmus illâ.! Birazcık günısıgı yeterli olabiliyormus, kardelenlerin hayata gülümsemesi için.
Ve BAHAR! TERSİNE dönemez bu asamada. kıs’lanamaz… BAHAR devamında da bir bahar saklar zirâ….
Madem bahar gelmek için bu kadar acele ediyor bu yıl,
Baharı en güzel bir sekilde karsıamalı, hazırlıklara baslanmalı, BAHARLANMALI, yemyesil olmalı….
Âh Rabbim….!
Günesi, karı delmeden de görebilen kardelenler askına,
BİZ kAR’I GÖRMEDEN, SEN GÜNESİ GÖSTER BİZE!…
Mart 6th, 2010 at 14:20
Hayat…
Acı bir kahve kıyamımda yudumlanmakta imiş
Her yudumda dilimde kekremsi bir tat …
Rem uykusundan uyandıran bir tokat…
Polyanna masalından .
Karanlık mahzenlerde ..
kırk yamalı maskelerle…
kırık düşler çalan..
para sesi sufle
kırk haramiler
hanına
git /gel
Git(me) / gel(me)
Kalem kambur… yürek suskun ,dimağ yorgun.. sözler ama.. imlalar topal..
Notası kırık bu senfoninin…
bakta kal/ma
Ey hayat!
Ben mi seni yaşıyorum, sen mi beni?
Ben mi senin içindeyim, sen mi benim?
Nesin sen?
Gözlerim kapalıyken görebileceğim bir suret, kulaklarım kapalıyken duyabileceğim bir ses ve her aynaya bakışımda, bana bakan bir yüz mü?
Mart 6th, 2010 at 16:18
seni seviyorum abi ya…
Ey hayat!
Ben mi seni yaşıyorum, sen mi beni?
Ben mi senin içindeyim, sen mi benim?
Nesin sen?
Gözlerim kapalıyken görebileceğim bir suret, kulaklarım kapalıyken duyabileceğim bir ses ve her aynaya bakışımda, bana bakan bir yüz mü?
Mart 6th, 2010 at 23:58
bir düş kuruyorum, bizzat kendi ellerimle
ellerim düş kuracak kadar güzelken.
sonra düşüm değiyor O’nun düşüne…
ey Hay! diyorum…ey Hayat! diyorum…
ey diyenleri seviyorum bu düşte.
düşüm bitince uyanacağım,
ve bir daha hiç uyumayacağım.
müebbed düşler uyumadan görülür zira!
o zamana kadar ellerimi kirletmeyeceğim…
Mart 8th, 2010 at 00:13
Garip bir sekilde dinlendim..!
Kalin harflerle yazilanlar sonradan hep yankilaniyor..
Mürekkebiniz hic kurumasin.
Mart 8th, 2010 at 14:10
DÜŞ VE DUA
yağmura,nisana ve yaşıma aldanıp
uçurumları kıyı sanarak
ve dağlar erişilmeyince acı verir
sözünü unutarak
kaf dağına gitmek istedim
ırmak inadıyla yürüdüm uzaklara
bir derviş olup yürüdüm uzaklara
yanıldı denektaşım geriye döndüm
Kutsal Sözler Panayırı’na sığınıp
ipeksi bir sessizliğe büründüm:
bir hayat, mahcup ve duru.
Tanrım, gülleri
ve sessiz harfleri koru. (İbrahim Tenekeci)
Mart 8th, 2010 at 15:14
ah nurdal durmuş ahhh
* Kadınlara karşı şiddet dünyada en yaygın, ancak en az cezalandırılan suçtur.
* Tahminlere göre 113 ile 200 milyon arasında kadın demografik olarak “kayıp” (yok) görünmektedir. Ya doğar doğmaz öldürülmüşler (erkek çocuğun kız çocuğa tercih edilmesi) ya da erkek kardeşleri ve babalarıyla eşit derecede gıda ve tıbbi olanaklara ulaşamamışlardır.
* Fuhuşa zorlanan ya da bunun için satılan kadınların sayısı yılda 700.000 ila 4.000.000 arasındadır. Cinsel kölelik düzeninden elde edilen kazançlar yılda tahminen on iki milyar dolardır.
* Küresel olarak, on beş ile kırk beş yaş arası kadınlar, kanser, sıtma, trafik kazaları ve savaşlardan daha ziyade, erkek şiddetinin sonucu hayatını kaybetmekte veya sakatlanmaktadır.
* En az üç kadından biri dövülmüş, cinsel ilişkiye zorlanmış ya da hayatı boyunca başka türlü suistimal edilmiştir (tecavüz, kötü davranış). Genellikle, suistimal eden kişi aileden bir üye ya da kadının tanıdığı bir kimsedir. Ev içi şiddet, bölge, kültür, etnik köken, eğitim, sınıf ve din ne olursa olsun kadınlara karşı en yaygın suistimal şeklidir.
* Dinsel, kültürel vb. nedenlerle yılda iki milyondan fazla kız çocuğunun genital organlarına hasar verilmektedir (kadın sünneti). Bu oran, 15 saniyede bir kız çocuğudur.
* Sistematik tecavüz yeryüzündeki birçok çatışmalarda bir terör silahı olarak kullanılmaktadır. Ruanda soykırımı (1994) esnasında 250.000 ila 500.000 kadının tecavüze uğradığı tahmin edilmektedir.
* Araştırmalar, kadına karşı şiddet ile HIV virüsü arasında yükselen bağlantıyı göstermekte ve HIV bulaşmış kadınların daha fazla şiddete maruz kaldıklarını, şiddet kurbanlarının da HIV bulaşma risklerinin daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.
Mart 8th, 2010 at 19:05
anlamadım kadın haklarıyla bu yazıa ne alaka. bir öm-nceki yorumda ne demek istenmiş?
ne alaka…
Mart 10th, 2010 at 14:13
Bilmem! Sanki hayat, yaşanmıyor gibi yaşanıyor. Artık baharlarda yok kapımızda! Yoksa, mevsimlerin bize küsmüşlüğümü var?
doğrusu açmayınca içinde çiğdemler, insan dallarda açanları göremiyor.
eğer çekmiyorsa için mimoza kokusu, koca ağacın yanından tek nefes duymadan geçip gidiyor insan.
gözler renklere körleşince lale ve sümbüllerin renkleri ile mest olamıyor.
bahar kapımıza gelip çadır kursa biz görmeden geçer gideriz bu tatsızlıkta.
mevsimlerin bize değilse de bazen bizim hayata küsmüşlüğümüz var galiba….