Canı Sıkılanlarla Hayatın Seyrine Yolculuk.

on5yirmi5.com yazıları, Sair zamanlar [Radyo], Sosyoloji Yorum Yap

Ömer Lekesiz - Nurdal Durmuş

Söylenenin değil, söyleyenin gündem belirlediği bir ülkede kimse ciddiye alınacak kadar önemli söz söyleyemez! Bu durum günümüz Türkiye’sinin en temel sorunlarının başında gelmektedir.

Zira popüler kültür denilen (“popüler” ve “kültür” kelimeleri yan yana şık durmaz.) bu yozluk en mahrem alanlarımızı işgal etmiş, en değerlilerimizi ayağa düşürmüş, cümlelerimizi kirletmiş, periferisine sığınıp huzur bulacağımız bir liman bırakmamıştır. Ortalık durulsun, iki kelam edelim diye bekledikçe masumiyetin şiirinden, kan emicilerin kötü bir romanına dönen ‘Mona Roza’nın bile bizim mahallenin en temel sorunu olarak gündemin başköşesine oturduğunu görürüz. Bizim mahallede sizin bilmediğinizi acayip riyakârlıklar vardır. Çünkü bu mahalleye çöreklenen yeni bir sosyal sınıf; edebiyatı, sanatı, kültürü gruplara ayırmış, ne kadar iyi söz söylediğinize değil, söyleyenin kim olduğuna bakarak; olayları anlam değeriyle değil, şekil yönünden irdelemeye başlamıştır. Canı sıkılanlara; adam kayırmanın, birilerinin adamı olmanın rütbesiyle varlıklarını sürdürebilecekleri bu yağma biçiminin ya parçası olmak ya da yok olmak arasında bir tercih hakkı sunulmuştur.

Radyolarda, dergilerde, TV ekranlarında görüp gözünüzde büyüttüğünüz bu adamların gerçek hayatlarına azıcık bulaşsanız, hayal kırıklıklarından müteşekkil bir bön bilgelik kuşandıklarını ve aldatıldığınızı hemen hissedersiniz. Öyle ki bu ortam sürekli slogan atarak her şeyi bildiğini iddia edenlerin, sorun çıkartıp adam harcadığı bir savaş meydanından başka bir şey değildir. Evet, bu durum samimi olarak “değer” üretmek isteyen insanların canını sıkar. Onlar da canları sıkıldıkça dergi, gazete, kitap çıkartıp bu dayanılmaz can sıkıntısından kurtulmaya çalışırlar.

Canı sıkılanların maddi ve manevi büyük sıkıntılara rağmen direniş göstererek ürettikleri değerler, ‘bugün hâlâ umudum var’ diyebileceğimiz bir toplumu bütün eksikliklerine rağmen ayakta tutmaya devam etmektedir.

Canı sıkılmayanlar ise, At Pazarı kafelerinde nargile dumanıyla edebiyatın, hayatın, sanatın ve kültürün canını çıkartmaya ve canı sıkılanlarla ‘kendi küçük dünyaları’nda akıllarınca ciddiye alındıklarını düşünerek anlamsız bilgelik savaşları yapmaya devam etmektedirler.

Bu yeni sınıf; tesettürün, edebiyatın, sanatın, hayatın içini boşaltıp bütün değerleri sıradanlaştırarak ahlâkî kurallara meydan okudukça ‘rahatsız’ların can sıkıntılarını da şiddetlendirmektedirler. Yine de bizim mahallenin en aklı başında adamlarının ‘canı sıkılan bu deliler’ olduğunu söyleyebilirim.
Evet, can sıkıntıları hiç geçmez, hep yenilirler, ama olsun!

Her şeyin suyunu çıkartmaktansa edebiyatla, sanatla, düşünceyle hayata anlam katmak daha aklı başında bir eylemdir.

Her dakikanın son dakika olduğu bu ülkede “büyük rahatsızlar” diyebileceğimiz güzel insanların canı sıkılmayan, büyük biraderler tarafından tepeden tırnağa süzülerek küçümsenmesini önemsemeden büyük işler yapan adamları ve kurumları vardır.

Sözün erdemine inanan, hâlâ ‘söyleyecek sözümüz’ olduğuna inanan insanlar ve kurumlar.
Anadolu’yu görmezden gelerek İstanbul’dan, Mardin’deki, Van’daki, Artvin’deki insanlara köprü trafiğini anlatan medyanın önemsemediği, dikkate almadığı insanlara da el uzatan, onları da bu okyanusun içine katma mücadelesi veren ben değil, bizi korumaya azmetmiş insanlar ve kurumlar.
Anadolu’da çıkan edebiyat dergilerimiz böyledir. Twitter’da büyük büyük adamların beylik laflar ettiği, gündem belirlediği palavrasından bağımsız kendi hayallerinin başrolünde harflerden söz dizmeye uğraşırlar.

Kimse onları görmez ama olsun!
Evet, buna örnek olarak; birçok açılmış-kapanmış gazete, bin bir türlü zorluklara rağmen yayın hayatına devam etme çabasındaki dergiler ve internet siteleri sayılabilir.

Peki, ya radyolar…
Radyolarımızın hayatımıza kattığı değerin farkında mıyız?
Radyo her zaman, her yerde, her ortamda kolay ulaşılan bir iletişim metodu olduğundan ciddiye alınması gereken çok önemli bir araçtır. Farkında olmasak bile gerçekten “mikrofonun elleri vardır ve kalplere uzanır.”

Bu radyolardan biri de Kasım ayından beri yaklaşık iki yıl ara verdiğim “Sair Zamanlar” isimli radyo programıma tekrar başladığım Seyr FM’dir.

Seyr FM seslerden bir ses değil, bütün anlamsız sesleri susturan bir çığlık olmak için büyük çaba harcayan önemli bir steril alan. Genel Yayın Yönetmeni Mahmut Bıyıklı’nın bu çığlığın her gün daha çok büyüyerek anlama dönüşmesi için çaba harcayan, büyük rahatsızlardan biri olduğunu söylemek mümkün. Yardımcısı Hasan Hafif ve teknik ekibiyle Bıyıklı ne yaptığını bilen ve bu büyük hazinenin farkında biri. Ekibiyle gecesini gündüzüne katarak bir okul gördüğü radyoyu köklü medeniyetimizin en önemli kalesi görerek korumaya, büyütmeye ve ‘hiç’ olmasın diye çabalamaya devam eden güzel bir insan.

Her kavramın içinin boşaltıldığı, anlamının değiştirildiği, sıradanlaştığı bir dünyada Seyr FM gibi öze dönüş çağrıları yapan ve esasında program yapanların her cümlede kaygı taşıdığı bir radyonun mensubu olduğum için kendisine minnettarım.

Benim için Seyr FM’in değerli olmasının bir başka nedenin de bu camiayla daha önce bir tanışıklığımın olmamasına rağmen, radyoda program yapmak için davet almamdır. Birilerinin kardeşi ya da adamı olmadan bu daveti almamın, aslında bir daha başlamama kararı aldığım radyoculuk kariyerime yeniden dönmemde büyük etkisi vardır.

Zira daha önce Milli Gazete’de yayınlanan bir söyleşimde “Hangi radyoya döneceksiniz?” sorusuna “Ben kimseye buradayım demem. Kendimi buldurmayı sevmem. Neyi, niçin feda etmem gerektiğini önemserim. Gururdan kalelerim yok ama bir yerde olmak için kişiliksiz bir zeminde durmayı hazmedemem. İsteyen varsa beni bulmalı.” diyerek durumu özetlemiştim.

Seyr FM radyoculuğu insanları meydanlara toplayıp mikrofondan kentin ölü ruhlarına ‘Uyanın!’ diye bağıran bir iç ses gibi algılayan programcıların olduğu bir radyo. Mikrofonun bir nevi kalem olduğunu, kitap olduğunu; gül dikmeyi de, silah kuşanmayı da, ölmeyi de, yaşamayı da, yazmayı da, bildiklerinizi unutturmayı da öğreten bir dost ya da düşman olabileceğinin farkında olan insanların program yaptığı çok değerli bir radyo.

Gün boyunca edebiyattan sanata, politikadan ekonomiye, İslam coğrafyasından aile eğitimine, güzel sanatlardan topluma, Anadolu’dan kentleşmeye, tarihten günümüze, kentsel dönüşümden moderniteye kadar her alanda sözün değerine inanan, konuk ve programcılarıyla insanı ve hayatı onaran, hürmete değer sözler üreten bir radyo.

Bu nedenle yeniden başladığım Seyr FM’deki “Sair Zamanlar” programında sizlerle tanımadan kardeş olmak, menfaatsiz dost olabilmek güzel şey.
Aynada içini görenler ve aynaya bakmayı sevenler çoğaldıkça daha çok huzur bulmak, daha çok öze dönmek güzel şey.

Seyr FM “Allah, bana ne der!” duyarlılığında program yapan, sorumlu ve ötekileştirmeden sahiplenen, vicdanlı bir mikrofon.

Bu nedenle Seyr FM’de sizlerle birlikte şiir okumak, kitap okumak, ayet okumak, şarkı söylemek, ıslık çalmak, kırmak, kırılmak, umursanmak, umursamak, şükretmek güzel şey…

Bir dağ başında yaktığımız ateşin başında toplanıp beraber aydınlanmaya, durgun suya bir çakıl taşı atıp istediğimiz dalgalanmayı bulana kadar canımızı sıkmaya devam edelim!
Canı sıkılmayanların cümleleri yerlere düşürmesine ve kirletmesine izin vermeyelim!

Küçük birkaç not düşelim:
-Sair Zamanlar (Başka/Öteki Zamanlar Anlamını Taşır)
-Sair Zamanlar programı Her Pazartesi 22.00’de canlı olarak mikrofonu açar.
-Sair Zamanlar Program Arşivleri için: http://seyrfm.com/seyr/program-arsivi/245-sair-zamanlar
-Seyr FM’i dinlemek, programlar ve programcılar hakkında geniş bilgiye sahip olmak için http://www.seyrfm.com/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Nurdal Durmuş
Yazarımızı Sosyal Medyadan Takip Etmek İçin;

web : http://www.nurdaldurmus.com
facebook : http://www.facebook.com/nurdaldurmus
twitter : http://www.twitter.com/nurdaldurmus

Yorum Yapın