Foto: Nurra Çakmak
cumartesi gecesi sevgili dostum muhammed acar’ın radyo programına konuk oldum. nedense biri beni ve biyografimi anlatınca yüzüm kızarıyor, mahcup oluyorum. tek düşündüğüm herkes için son son olacak… rütbelerimizi ölüm söküp alacak ve bizi kara toprağın kapılarından içeriye atacak.
pazar günü bütün gün yattım. güya arthurla(gökhan) kitap fuarına gidecektik. titreme ve ateş, kupkuru ve boğazımı yırtan bir öksürük…
geçmiş olsuna gelenler bile bir dr gitseydin domuz gribi falan mı? diye tereddütteler.
ben bu hastalıkları hayatım boyunca her yıl atlatmışımdır, bu tereddüt niye? altı üstü basit bir üşütme diyesim geliyor susuyorum.
ama şaka maka ben bile bir ara şüpheye düştüm:)
iğne, ilaç derken şimdi iyiyim. şükür…
duygular hariç her şey iyileşiyor sanırım.
onlar iyileşmesede iyi olmamaya alışıyor ve kabulleniyor…
her şeye!
kara pazartesi…
sokaktayım…
ah zarifoğlu nekadar güzelsin!bulutlar açmamış mavi gök orda mı?
rakamların rakımları ve haberlerin bültenleriyle uğraşanlar için zor gün pazartesidir herkes bilir.
bir sürü evrak yığılmış azaltmalıyım.
önce maillere bakayım.
twittera birisi allahcc rumuzuyla üye olmuş. profil bilgilerine de “şüphesiz biz bazı ayetleri kısa yazdık ki okurken sıkılmayasanız” diye yazmış.
her şeyin ve bütün iplerin ucunu kaçırıp denge bozmakta sanırım üstümüze yok…
allah ıslah etsin dedim hepsi bu.
sevgili dostum yasemin sosyoloji okumanın keyfini sürüyor gibi.
profilinde yeni bir tartışma başlatmış…
-tartışalım mı? – kim, neyi, neden alır?
altına bir sürü yorum yazılmış dayanamadım ben de yazdım.
“insanlar her şeyi tüketmek için alır ya da kazanır. tüketemediklerimiz ise sahip olmadıklarımız, olamadıklarımızdır. o yüzden sahip olmamak her zaman sahip olunandan daha değerlidir. insan mutsuzluğunun yegane kaynağı ise aslında olması gerektiğinden daha fazla şeye sahip olması ya da kazanmış olmasıdır. kazandıkça kaybetmek buna denir.”
(yasemin başka işin yok mu?):)
…
…… iyiymiş. ameliyattan sonra sadece sancılarım var diyor.
allah şifa versin.
12:34
şimdilik gitmeliyim…
…..
Sen ve yağmur
Başa dönemezsiniz.
Öyle bir yol yürüdünüz ki ancak dönüş yolunu yok ederek gelebilirdiniz
inişiniz bir iniş olurdu başa dönmemecesine.
Yağmur yalnız yağarken yağmurdur
Sen yalnız senken sensin
Burada kalamazsın ve başa dönemezsin
Gitmek zorundasın.
— İsmet Özel
saat:16:51
Nurdal Durmuş Kara Pazartesi



Kasım 2nd, 2009 at 14:00
sahiden de “her şeyin ve bütün iplerin ucunu kaçırıp denge bozmakta sanırım üstümüze yok…”
parantezen diyebilirim ki ben de feci gribim. buralardan bulaşıyor olabilir mi?
Kasım 2nd, 2009 at 14:02
yazıyı tebessümle okudum kaç günlük grip sendromundan sonra baya iyi geldi ve abim benim bir kaç günümü anlatmış demek geçti içimden:)))) tek fark pztesi izinde olma farkım sanırım. sağol abi:))) bu arada geçmiş olsun
Kasım 2nd, 2009 at 14:16
rütbelerimizi ölüm söküp alacak ve bizi kara toprağın kapılarından içeriye atacak…..
O çok kıymetli rütbelerimiz geçerliliğini yitiriyor değilmi son nefes son dediğinde, ne zor gelir oysa üç günlük dediğimiz ömrü üç günün sahibine bahşetmek, oysaki en çok kızdıklarımız ve hep hak sızlığa uğradığımızı düşündüğümüz biz aynı sondayız,aynı sonun sonsuz gülenlerinden olmak bu kadar zor olmasa gerek, aynı yaradanın aynı aşk ile yarattıklarına.
çok güzel demiyorum paylaştıklarınıza, insanız ya hani hep en iyiyi bekleyen bir yanımız varya ve hemen benden sebep diyen, o hep hali hazırda bekleyen duyduğumuz en güzel cümleye tüm mimiklerimizi değiştirdiğimiz, ama asla o baharın kışına tahammül edemeyen işte o yanımız….gönlünüze sağlık paylaşımlarınız, gönlünüze Aşkı hissettiren düşürüne can feda …..
Kasım 2nd, 2009 at 14:52
Bir önceki yazıda ‘Muhammed aradı, akşam radyo programına konuk edecek’ cümlesindek öznenin ‘Muhammed Acar’ olduğu gelmişti aklıma okouduğum an. Amma dedim, heralde bir haber veren olur?….
Şimdi olmadı bu.. Biz cumartesilerin sairsizliğine kızarken siz orada bir başka yerde pazarı sairleştirmişsiniz…!
Bu arada hastalık bahane kabul edilmeyecektir, lütfen iyi ol :/
Kasım 3rd, 2009 at 01:23
Bütün Pazartesi’ler böyle kara mı diye soruyorum kendime,sanırım iç açıcı bir hayır duymaktan yana pek ümit var değilim kendimden…
Kasvetli bir gündü Eylül içinde..
Akıl mahalini terke zorlanmış,ancak olurunu bulamamış bir yığın duygudan ibaret,can hıraş haykırışlarla cümle sonlarına gelemeyen konuşmalar sonunda anladım,biz ‘ben’den tökezleyerek de olsa bir adım öteye gidemiyoruz…Yine üzüldüm,üzülmüştüm buna daha evvel de,ama nedense insan hep aynı şiddetle karşılıyor değiştiremediklerini…
‘kim neyi,neden alır?
Aslında hep kıymetlendirdiğimiz şeylerin yokluğudur bizi hayatın derinliğine inandıran,Sonra onlara erişebilecek kadar zaman veririz kendimize boşlukta bir taşın kenarına ellerimizi sıkıca kenetlemek için…İşte yaşamak orda bizimdir,çünkü bu kez ulaşmak değil,kaybetmemektir..
Ve bana sorarsanız,varlığı fark edenler kadar solukları dolu insanlar yoktur,çünkü yokluğa şükürle bakmasını bilenler onlardır…
Abim,günün gününden hayırlı olsun İnşallah…
Dikkat et,duyguların iyileşmesi de fizyolojik iyiliğe bağlıdır biraz
Kalbimle…