bir çocuğun vicdan savunması!

on5yirmi5.com yazıları, Politika & Gözlem Yorum Yap

kuşlarla insanların benzerliği de insanı düşündürüyor
insanlar çalar kapını
iyi günde
ağlarken kuşlar da konmaz
pencerene.
M. Ruhi Şirin

Çocuğum ben,
Bir kaç miskete bütün güzel rüyalarımı size verip kâbuslarınızın oyuncağı olabilirim. İster elime gül verin, ister silah. İster elma şekeri, ister taş. Ya da güzel bir dünya çizebileceğim renkli kalemler… Sizin bileceğiniz iştir!
Yaz sıcağında dondurma, gökkuşağı renginde topaç, kuyruklu uçurtma kimdeyse onun oyunundayım ben! Babamın boynunu bükerek “yok” dediği harçlığı cebime kim koymuşsa onunla oynarım taş atmacaları! Ben oyunlarınızın iyi mi, kötü mü olduğunu bilmem. Severek, kırmadan, örselemeden, ezmeden ve özgürce kim oyun halkasına alırsa beni onu severim… Ben, başıma dipçikle vuranların açtığı yaraları, şefkatli elleriyle iyileştiren devlet “ana” olsun isterim! Devlet, annem olsun isterim!

Çocuğum ben,

Uçurtmamı savurduğum rüzgârların, saçlarımı taramasını isterim. Babamın, al oğlum işte oyuncakların! Tahtadan bir at, kırmızı bir araba, bir kaç renkli misket, haritalı yapboz… “Dünyanın bahçesine düşlerinin gerçek olduğu bir ev çiz” demesini isterim. Oyuncak tabancaların bile olmadığı hayatım olsun isterim.

Çocuğum ben,

Annem beni yabancı bilmeden herkesi sevebildiğim masallarla büyütsün isterim. Kuşu ölen komşu çocuğunu taziyeye giden peygamberin beni ne kadar önemsediğini bilmek isterim. Ablamın oyun halkamızdan koparılıp başlık parası için elli yaşında birine giderken döktüğü gözyaşını anlayasınız isterim. O, benim ablam ve oyun arkadaşım. O, sizin kızınız, kardeşiniz! Saklambaçta yalancıktan kaybolan, körebe oynarken bilerek yakalanan, ama hayatın sahiden sobelediği biriciğim o!

Çocuğum ben,

Hakkâri Dilek Taşı Köyü’nde bana denizi gösterecek, köyümün yaylalarını görecek İstanbullu bir arkadaşım, bir bilgisayarım olsun isterim. Düş nasıl kurulur, sevgi nasıl duygudur, şefkat nedir, nasıl insan olunur, nasıl taş atılmaz, nasıl resim yapılır, nasıl ağaç dikilir, gül nasıl yetiştirilir? Bana bunları öğretecek bir okulum olsun isterim. Cebimde taşıdığım kitapların önsözünde yazan, çocuk ve insan hakları evrensel beyannamelerin, gerçekte ne anlama geldiğini yaşıyor oluşumla kavradığım bir dünyam olsun isterim.

Ben çocuğum, isterim de isterim.
Artık siz karar verin!
Masum muyum, suçlu mu? Hapishane koğuşlarında adam mı edeceksiniz, düşman mı? Kin mi öğreteceksiniz, sevgi mi? Kafama dipçik mi vuracaksınız, elime kalem mi tutuşturacaksınız?
Sahi sevecek misiniz beni? Annem gibi, çocuğunuz gibi, peygamber gibi.

Ben çocuğum! Çocuksam masumum!
Herkes bilsin, benim bütün dünyam oyunlardır. Hayalini kurduğum güzel oyuncaklar. Güzel nedir sahi? Kim öğretti bana? Taş veya gül, silah ya da kalem. Hangisi daha güzel?

Ya da…
Ötesi yok işte.
Tamam, karar sizin! Sustum…

Nurdal Durmuş / Henüz taş atan çocuklar hapisten çıkmamışken!

(yapılan yorumların bazıları facebook sair zamanlar grubundaki tartışmadan alıntılanmıştır)

“bir çocuğun vicdan savunması!” için 19 Yorum

  1. fikret genç diyor ki:

    Nurdal bey eline koluna sağlık,bende sustum…ama sustukça sıra sana gelecek…

  2. ruseda lale diyor ki:

    abicim çok güzel bir yazı .çocuk olmak….

  3. betül sayın diyor ki:

    “Çocuğum ben,
    Annem beni yabancı bilmeden herkesi sevebildiğim masallarla büyütsün isterim. Kuşu ölen komşu çocuğunu taziyeye giden peygamberin beni ne kadar önemsediğini bilmek isterim. Ablamın oyun halkamızdan koparılıp başlık parası için elli yaşında birine giderken döktüğü gözyaşını anlayasınız isterim. O, benim ablam ve oyun arkadaşım. O, sizin kızınız, kardeşiniz! Saklambaçta yalancıktan kaybolan, körebe oynarken bilerek yakalanan, ama hayatın sahiden sobelediği biriciğim o!”

    Abicim çok güzel yazmışsın.. çoookkk….

  4. ayşe sayın diyor ki:

    “…sahi uyku nedir sor onlara güzel rüyalar görmekten korkar onlar çünkü onlar kuş sesleriyle değil silah sesleriyle uyanırlar….”
    gerçek güller ister oyuncak bir tabancaya güler çocuk,
    hayatın farkındalığını bir taş gibi atar kurtulmak için;
    kalemleri tutmayı öğremezse çocuk…
    siyahtan başka renkeri keşfedemezse çocuk!…
    çok haklı bir yazı….

  5. nurdan yağlı diyor ki:

    Geçenlerde,çok değil birkaç gün önce bir haber okudum;
    “Filistinli Çocuklar Sayıldı!” yazıyordu haberde…
    İsrailden ve Filistin’den ölen çocuk sayıları karşılaştırılmış…Tabi ki Filsitinli çocukların sayısı daha fazla…Buna sevinmeli miyiz?
    Bilmem…Çok fazla sevinemedim ben…
    Haberin amacı farklıydı belki,bir kıyas söz konusuydu…İsrail vahşetini gözler önüne sermekti amaç…
    Fakat ölen çocuk olduğu zaman,çocuklar olduğu zaman,hiç bir kıyas beni ikna etmeye,içime su serpmeye yetmiyor malesef…
    Çok uzakta değil,buralarda bir yerde,bu dünyada…
    Çocuk olmak zor…Çocuk kalmak ta…
    Çocuk yetiştirmek ise çok daha zor : )
    İş başa düşüyor yani…
    Teşekkürler Nurdal Durmuş…
    Elleriniz dert görmesin…

  6. seher vezir diyor ki:

    Emin değilim ama sanırım Mevlana İdris Zengin, bir merdivende yalın ayak bir halde oturmuş elinde bayrağını tutmuş bir çocuk resmi bulunan çalışmasında şöyle seslenmiş:

    Bırak o bayrağı çocuk, kuşlara git, uykulara, şarkılara, oyunlara git.

    Bıraksalar koşarak gidecek. Bırakmıyor ki aklı, fikri ve gözü ülkesinin topraklarında olanlar. Bayrak bırakılmıyor işte. Omuzlarında ne kadar yük var çocuk!

    Güzel bir yazı iç burkutan, teşekkürler…

  7. hamdiye aslan diyor ki:

    ‘…hayatın sahiden sobelediği…’ dediğiniz çocukların arasındayım dört aydır. onlarla yaşıyorum, onlarla büyüyorum, gözlerindeki sönmüş ışığı görüyorum…
    üzülüyorum…

  8. betül ezel diyor ki:

    Bir çocuk varmış hikayeyi hatırlamasamda tam şöyle diyordu soran büyüğüne:Ateşi yakmak için annem önce küçük odun parçalarını yakıyor,ben de cehenneme girmekten korkuyorum gibiydi cevabı,masum olsa da böyle hassas düşünüyordu.Bir ateş yakılıyor bizi saracak yakacak bir ateş önde masumların ne işi var?…

  9. esra taşdemir diyor ki:

    Ya da…
    Ötesi yok işte.
    Tamam, karar sizin! Sustum…

  10. ümmü gülsüm diyor ki:

    Bu o kadar da basit değil.Benim elime taşı verdiler taş attım olayı değil.Sistemi düzeltmezseniz,zincirin kırık halkalarını tamir etmezseniz zinciri pembeye boyamışsınız hiç farketmez.Çocukluk denen dönem zaten artık benim veya bizim çocukluğumuzda ki döneme tekabül etmiyor.Sistem vahşi,insanlar hain,açgöz.Bu devrin çocukları için uçurtma,pamuk şeker bebek kandırmacası zaten.Onlar “çocuk”olmak istemiyolar ki büyük olmak istiyolar,büyük rollerde gözleri.Ne yaptıklarının gayet bilincindeler,doğrunun da yanlışın da bilincindeler.
    Bu durumu onaylıyor değilim.Sadece çok yüzeysel değerlendirildiğini düşünüyorum.Demem o ki;çocuklara masal kitaplarını vermeden önce,kitapları basacak yayıncıyı bulmanız,ebeveynlere kitapların gerekliliğini anlatmanız,çocuklara okumayı öğretmeniz,bu kitapları ebeveynlere ulaştırmanız,çocuklara kitap okumak için zaman ve mekan sağlamanız gerekli.İnsanların kendi çocuklarının sordukları soruya cevap verecek kadar bile vakti yokken bunlara hangi birimiz veya hangi biriniz gönüllüsünüz gerçekten ?

  11. ümran aydın diyor ki:

    “Yalnızca çocuklar bilirler ne aradıklarını, dedi küçük prens. Bir bez bebek uğruna zaman harcarlar, bebek de çok kıymetli olur, ellerinden alırsanız ağlamaya başlarlar…

    - Talihliler ama… ” ( Küçük prens, EXUPERY)

    Kaleminize sağlık Nurdal abi çok tatlı bir yazı olmuş :) )) Teşekkürler….

  12. lili yar diyor ki:

    Çocuğum işte, ötesi yok.
    anlayın beni !

    Yüreğinize, kaleminize sağlık Nurdal abi..

    Saygılarımla.

  13. emin wan diyor ki:

    çocuğum ben!

    ayaklarımın yalın olması çöllerde gezen mecnun biri olarak görülmesin…
    gözlerim görsün isterim çarpışan arabaları…DÖNEN DOLAPLARI…
    taşlar çok soğuk…izin vermeyin dokunmama…
    soğutmasın sıcacık masum kalbimi…
    geceler karanlık, korkulara kalmış köyümün meydanları…
    korkmadan görmek istiyorum güneşin tebessümlerini..
    bir kalem tutsun ellerim…silemesin hayallerimi hiçbir silgi…
    bir an’ım olsun geçmişime dair, geleceğimde beni gülümseten!
    renkler solmasın bir dipçik darbesiyle.. en renkli olması gereken günümde..
    sıkıştırılmasın göz yaşlarıma kin darbelerine dönüşen, kirlenen sevgi tanecikleri..

    çocuğum ben!

    hayallerim çoook…kelimelerim az…

    anlayın beni!

    yaşadığınız bir sürü hayaliniz…
    anlatacağınız torbalar dolusu harfleriniz var…

    *********************

    şimdi oldu mu nurdal abi?… :)

    her bir cümlen… onlarca anlam barındırıyor… yüreğin dert görmesin… kalemin küs kalmasın… duyguların tatile çıkmasın… :)

  14. serra ca diyor ki:

    iyi seçilmiş cümleler ve dokunaklı epigraflarla çok değerli bir yazı;Bir Çocuğun Vicdan Savunması!Aynı zamanda içi titremeyen insanlara bir Vicdan sorgulaması..
    ***
    Nurdal abi Hakkari dediniz de;bir hafta öncesinde haberlerde izlediğim\iz o TV görüntüleri geldi gözlerimin önüne.(Ki zannediyorum,o tatsız olaydan sonra siz bu yazıyı kaleme aldınız…)Hani Güvenlik güçlerine taş atan o çocuklar.Hani o lanet olası terör örgütü sempatizanlarının kullandığı çocuklar..Hiddetlenmiştim çocuklara,haykırmak gelmişti içimden;-Hey çocuk ne yaptığını zannediyorsun sen?Senin o attığın taşlar yine senin yaşadığın toprak uğruna kan akıtanların kanını sızlatır.Yüreği evlat hasretiyle yanan şehid annelerinin ahına ahhlar katar o taşlar.Sen ne yaptığını zannediyorsun??Sustum sadece öfkeyle.Seslensem bile sesim duyulmazdı zaten…Sonrasında o polis ve 14 yaşında ki bir ÇOCUĞA uyguladığı o akıl almaz dipçik darbeleri!Akıllansın,bir daha aynı hatayı yapmasın,bu durum aynı zamanda ders olsundu diğer çocuklara…Ama o bir ÇOCUK.Hain emeller adına kullanılmış bir çocuk!Gül tohumu diye diken tohumu diktirilen,’eline kalem diye taş verilen’,yanlışları doğru gibi gösterilen çocuk..
    Peki çocuk mu hatalıydı?Yoksa çocuğu eğitenler mi?! Evet çocuğun yaptığı hataydı ama çocuğa hatasını dipçik darbeleri mi anlatırdı??
    Vicdanım sızladı o çocuğu o halde görünce.Şahsen esef duydum ben o polise…Ama Doğu Anadolu Bölgesinde böyle çocukların yetiştirildiğini bilmek gerçekten ürkütücü :S! BİRİ DUR DESİİİİİİİİİİİİİN!!!ama dipçik darbeleriyle değil!

  15. hürriyetten alıntı diyor ki:

    Bu yazının yazılma sebebi dipçikle dövülen çocuk 93 gündür konuşamıyor
    (25 Temmuz 2009)

    Dipçik kurbanı çocuk 93 gündür konuşamıyor
    Polis tarafından dipçikle dövülen çocuk, olayın üzerinden üç aydan fazla bir süre geçmesine rağmen konuşamıyor.

    Hakkari’nin Bağlar Mahallesi’nde 23 Nisan’da yapılan gösterilere müdahale eden Özel Harekat polisi, taş atan 14 yaşındaki Seyfi Turan’ı dipçiğiyle dövmüştü.

    Çocuk gösterici ağır şekilde yaralanmış, olay yerine gelen başka bir polis de yerde hareketsiz yatan çocuğu sadece kontrol etmişti. 14 yaşındaki Seyfi Turan hastanede tedavi gördü, dipçikle çocuğu yaralayan Özel Harekat polisi açığa alındı. Olayın üzerinden tam 93 gün geçti ve Seyfi Turan hala konuşmakta zorluk çekiyor.

    95 şairin kendisi için şiir yazdığını gazetecilerden öğrenen Turan, tedavisi için şairlerden yardım istedi. Turan, ”95 şair benim için şiir yazmış. Buna çok sevindim. Bunu yeni öğrendim. Olaydan sonra konuşmakta zorlanıyorum. Tedavi için yardım bekliyorum” dedi.

    23 Nisan’daki olaylardan sonra Abdülkadir Budak, Ahmet Günbaş, Arif Damar, Celal Çimen, Enver Ercan, Ercan Y.Yılmaz, Gülsüm Cengiz, Gültekin Emre, Haydar Ergülen, Hüseyin Peker, Kemal Varol, Küçük İskender, Mahmut Temizyürek, Metin Cengiz, Metin Kaygalak, Nesimi Aday, Neşe Yaşin, Nevzat Çelik, Onur Caymaz, Orhan Alkaya, Roni Margulies, Selim Temo, Sennur Sezer, Sina Akyol, Tarık Günersel ve Yücel Kayıran’ın da aralarında bulunduğu 95 şair 21 bölümden oluşan bir şiir yazmış, Semih Poroy da konuyla ilgili olarak çizimler yapmıştı.

  16. serpil güneş diyor ki:

    Çocuksa haklıdır diyorsunuz. Kayıtsız ve şartsız ama polisleride anlamak lazım. Evet dipçik vurması ve bu çocukların yargılanması falan garip şeyler ama yine de haksızlık etmişsiniz gibi. Ama anlatımınıza hayranım doğrusu. Off ne bileyim işte ya.

  17. nuran diyor ki:

    velhasılı kelâm derin mevzular…herkesin yaşına göre muamele gerekir ancak,ağaç yaşken eğilir düstûrunca kimse çocuk demeyip amaçlarına ve emellerine ulaşma adına çocukları kendi doğrularınca eğitmeye çalışıyor.dünyanın heryerinde bu böyledir…farklı olan ise mekanlar,zihinler ve uygulamalardır…

  18. Nergihan YEŞİLYURT diyor ki:

    Siz hiç göremeyecek olduğunuz kırların, keçilerin, ağaçların, uçurtmaların, kuşların, misketlerin, oyunların üstüne kırmızı bir çizgi çizdiniz mi? Adımın üstünde işte öyle bir çizgi var benim.

  19. esra tarakçı diyor ki:

    keşke çocukla çocuk olunsaydı. onları başka dünyalara sürüklemek zorunda kalmazdık. anlarlardı yine de hangi fiillerin kötüyle sonuçlandığını. insan hakları bitkisel hayatta..

Yorum Yapın