Başkasının önünde eğildin mi ne kalbin ne de vücudun senindir.Boyunları bükük yüz bine oranla kelle koltukta bir kelĩm daha iyidir.
Cemil Meriç
Bahçenin kenarından geçerek yukarıya,Arnavutköy’ün tepelerine doğru yürürken burnumuza hãlã menekşe kokusu geliyordu.Altımızda bir Mayıs gününü bırakarak Şubat ayını yukarıda kamçı gibi bizi bekler bulduk. Say:149
Sabahın 4.30’u.İnsan sesleri sessizliğin içine düşüyor.Karanlığa bol bol duman fışkırtan meşalelerin geceye yaptığı te’siri sesler de sükũta yapıyor şimdi.İnsan bir kırmızılık,bir alev,bir duman,sıcak bir şeyler duyuyor.Yalnız Heybeli’nin sırtında güneşin doğacağını belli eden bir çizgi halinde beyazlık.Ondan ötesi,Heybeli,deniz,çamlar,her şey daha zindan gibi karanlık.Nasıl etmeli de yataktan kalkmalı?Saatlerin en güzeli bu!Bu saatte uyumayan yoktur artık balığa çıkanlar müstesna.Hatta uykusuzluğa mübtelalar bile nihayet uyuyabilmişlerdir.Bu saatlerde çocuklar,ruyalarının en tatlı yerinde,sevgililer bu saatte kavuşamadıklarında,anneler bu saatte gurbetteki çocuklarıyla sarmaş dolaştır.Bu saat,hastaların uyuduğu;açların uyuduğu,sinirlilerin uyuduğu;toprağın,taşın,ağaçların uyuduğu saat…say:150_151
Yedi senedir bu sokaktan gayrĩ İstanbul şehrinde bir yere gitmedim.Ürküyorum.Sanki döveceklermiş,linç edeceklermiş,paramı çalacaklarmış_ne bileyim,bir şeyler işte_gibime geliyor da şaşırıyorum.başka yerlerde bana bir gariplik basıyor.Her insandan korkuyorum.Kimdir bu sokakları dolduran adamlar?Bu koca şehir,ne kadar birbirine yabancı insanlarla dolu.Neden insanlar böyle birbiri içine giren şehirler yapmışlar?Aklım ermiyor.Birbirini küçük görmeye,boğazlaşmaya,kandırmaya mı?Nasıl birbirinden bu kadar ayrı,birbirini bu kadar tanımayan insanlar bir şehirde yaşıyorlar.. (Lüzumsuz Adam say:119
Şahmerdan _ Lüzumsuz Adam Sait Faik Abasıyanık
İnsanlar bir altın çağ yaşadılar,eski Yunan zamanında. Eski Yunan,sĩnesinde şarkı ve garbı birleştirmek saadetine ermişti;bu yüzden mükemmel oldu.Sonra miras bölündü.Yunan’ın ilim iştiyãkı,tasnif etmek,teşkilatlandırmak kudreti,hürriyet iptilãsı,garba gitti.Bu tarafa ne kaldı? Yaratılış sırrına hürmet,fãnilik şuuru,ferde huzur ve ãhenk verebilecek dünya görüşü_yãni kader ve kısmete inanma_güzellik.say:21
Canzi ve ben diye tutturmuşum.Ardı arkası gelmiyor.Yerlere,göklere sığdıramadığım,bir türlü baş edip koyup kaldıramadığım hep bu biricik aşkım değil mi?Ey Yaradan ! Benim topraktan gelme cismime,üflenen bir kandil gibi her an sönmeye namzet zihnime bu sonsuz açılışı,ebediyete doğru çağlayışı,bu dinmek bilmeyen yanıp yakılışı.Özleyişim savmıyor,sevdiğimi unutamıyorum..Ölsem..Ölemiyorum da.Issız kış geceleri odam da dönüp dolanıyorum.Kãh rüzgãrı,yağmuru dinliyorum kãh perdeyi aralayıp gökyüzünü görmek istiyorum.fakat…İnsanlıktan çıkmışım besbelli .Bir çift can yakıcı elã göz kãinatla benim arama girdi;dağlara baksam az sonra dağlar hayal,hayal olur;bulutlara baksam hepsi çözülür buhar olur.Kendi kendime kaynar kaynar,taşar ve ancak o zaman iş başına geçip planlarıma bakacak tãkati kendimde bulurum.Eserim,beni kãh yanına çekip kãh uzaklaştırarak kanımı eme eme büyür.Eserimi adım adım ileri götürdükçe günahımı ödediğimi,sevdiğimin küskün ruhuyla barış kurduğumu duyuyorum.
Her şey senindir,al!İşte sıhhatim,işte hayatım,işte sanatım,kudretim ve son tãkãtim.say:50_51
Benim olmanı istiyordum,öyle ki dış dünya artık senden bir şey alamasın.Senin güzel yüzünü kimse görmesin,halãvetli,vãkarlı perdelerle dalgalanan sesini kimse işitmesin.Sen de kimseyi görme,muhayyilene bile benden başka şey girmesin.Geçmişin, geçmemiş olsun.Bugün düşünüyorum ve anlıyorum:ben farkında olmayarak seni yok etmek,seni öldürmek istemiştim.
Ciğerdelen Safiye Erol
Ölüm,ölüm hayattaki tek değişmez gerçek.diyalektik hayatın akışını, değişmesini açıklamaya çalıştı;ama başaramadı.Ölümü çözemez diyalektik,işte değişmez gerçek.Nehirlerden sular akıyor tabiĩ,hep aynı suda yıkanmıyoruz,ama hep aynı ölümle ölüyoruz.(Ölüm şekillerimiz aynı olmasa da,Azrail’e (a.s)veriyoruz canımızı hepimiz.Ruhumuz)…Bahar,ak düşmüş saçlarım bunları düşündürdü bana.Gugular ötüşüyorlardı gene.İnsan beşerde kimi zaman bilinçsiz bir hayvan olmak ister.Rahata düşkünlük,konforculuk değil dediğim.Hayatın gerçeklerinden kaçmak sadece.Hayat çirkindir çocuklar,hayatta güzeli aramak yanlıştır.(Hayatın en güzel yanı bence her yolun Allah’a çıkması,muhtaç olduğunuzu her an hatırlatmasıdır).İnsan kendi fildişi kulesine çekilince hayatta var olmayan güzelliği bulur.”(Doçent,sonraları Profesör Necati) Pastırma Yazı say:173
Hüzün Kahvesi Selim İleri
İkinci Abdülhamid’in kıskanç cãriyesi ãh’ının ateşiyle gök katlarını değilse de,muzdarip ruhunu incecik oyma işleriyle oyalamaya uğraşan padişahın marangozhãnesini ateşe veriverdi.Zarar ziyan cãriyenin kalbinde mi,marangozhãnede mi daha fazla,bunu tarihler yazmıyor.say:54
Bahtınıza Ekim’lerde hep İstanbul düşüyor.İstanbul bahtınıza hep Ekim’lerde düşüyor.Daha iyi vurulmanız daha iyi ölmeniz için her halde.İstanbul Ekim’de geçmişten ve gelecekten mürekkep çünkü.Üstelik salt kendi geçmişinden değil;sizinde geçmişinizden mürekkep.Önce ışık oluyor.Sonra su.Ve mavi.Ve yıldız.Bir Beyoğlu tramvayı,bir ãmãnın laternasında istiklãl caddesi uzantısı bir hüzün.Köşe başlarında ulysses’in bakışı,kestanecilerin kapı tuttuğu kitapçılarda taze mürekkep kokusu.Boşluğa dağılan buhurumeryem:bir şiirin sancısı.Bir sap gül:bir hayatın yarısı.Neden kalbimizin bütün acılara açık yerinin adı şãir.say:62
Sarayı olmayanın sultan olmadığını kim iddia edebilirdi? Ve bir ayna derinliğine dökülen görüntüleri ne yapabilirdi. Say:66
Mavi Lãle Nãzan Bekiroğlu

Son Yorumlar