Altı Çizili Satırlar. Okuma Notlarımdan.

Okuma notları 8 Yorum »

İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?
Kuran-ı Kerim, Rahman (55). 60

Sen de uzak ülkelerden dönüyorsun ve bana bütün söyleyebildiğin, akşam, evinin eşiğinde oturmuş, serinleyen birinin aklına gelebilecek basit düşünceler. Peki, ne anlamı var öyleyse, bunca yolculuğun?
Italo Calvino, Görünmez Kentler

Tarih kitaplarına inanmayın. Çünkü onları yazanlar kahramanları asanlardır.
Brave Heart (Cesur Yürek) filminden.

İnsanın en çok kalbi temiz olmalıdır. Tüm organlarımıza buyuran bir güç var onda. Anlatmaya, yorumlamaya gücümüzün yetmediği bir giz birikimi bu. İnsanı kalbinden tutamadınız mı, görün, nasıl kayıp gidecek elinizden! Kaygan, yabancı madde dolu bir şey olup çıkacak sonunda.
Kalbin gereksinimlerine dikkat edilmedi mi emek de, ekmek de yitiriverir anlamını.
Ne emek, ne ekmek; önce kalbimiz bozuluyor çünkü.
Nuri Pakdil, Bir Yazarın Notları 1

Kutuplarda ayı avcıları buzların içine jilet kadar keskin bir baltayı yerleştirir, keskin tarafın üzerine biraz kan sürerlermiş. Bunu bilmeyen ayı gelip kanı yalarken dili kesilirmiş. Ama kanın tadından dilinin acısını fark edemez, kendi kanını yalamaya başlarmış. Damarlarındaki kan tükenince, olduğu yere yığılırmış. Avcı da gelip derisini yüzermiş. Avcılar ayıları kurşunlarla vururlarsa, ayının postu delineceği ve çok para etmeyeceği için bu yolu denerlermiş.
Cezmi Ersöz, Hiçbir Şey Senden Eski Değil

Eşyanın da canı var. Bütün iş, ruhlarını uyandırabilmekte.
Gabriel Garcia Marquez, Yüzyıllık Yalnızlık

Çağdaş hayatın en önemli özelliği, acımasızlığı ya da güvensizliği değil, çıplaklığı, ruhsuzluğu ve bayağılığıydı.s.70
Özgürlük iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse, gerisi kendiliğinden gelir. s.76
İnsan olarak kalmanın bir değer taşıdığını içinde gerçekten hissediyorsan, somut bir sonuç elde etmesen bile kazanmış sayılırsın. S.146
Somut gerçekler göz ardı edilemezdi. Felsefede, dinde, ahlakta ya da siyasette iki kere iki beş edebilirdi, ama bir top ya da uçak yapımında dört etmesi gerekirdi. s.172
En iyi kitaplar bize bilmediklerimizi söyleyenlerdir. s.174.
George Orwell, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört

İnsanın bir tek ve hep aynı yaşamı yoktur. Peş peşe eklenen birçok yaşamı vardır ve çektiği acıların nedeni de budur.
Paul Auster, Yanılsamalar

Belki bir başka yazma biçimi daha vardır? Ben bir tek, can sıkıntısının uykunun kıyısında bana acı verdiği bu gecedekileri biliyorum.
Franz Kafka, Mektuplar

Bir gün bir çocuğa sormuştum, deniz neden tuzludur diye. Babası uzun bir sefere çıkmıştı. Çocuk hemencecik karşılık verdi: Deniz tuzludur, çünkü denizciler durmadan ağlarlar! Neden denizciler böyle çok ağlar ki! Çünkü dedi, yolculukları bitmez… Onun için de mendillerini hep direklere asıp kuruturlar! Gene sordum: Ya niçin insanlar üzgün olunca ağlar? Çünkü dedi, daha duru görebilelim diye gözlerin camını ara sıra yıkamak gerek!
August Strindberg, Düş Oyunu

Bakmak vardı; görmek yoktu oysa. s.151
Ve Adam’dan bana kalan son nasihate uydum; “Bir ırmak gibi yoklaya yoklaya bul yolunu evlat. Kafanı vura vura açacaksın gideceğin yolu!” Ve geçtiğim yolda bıraktım kan izimi. s.152
Zeki Bulduk, Bozkırın Atları Yaman Ölür

(…) Bütün bir gece, sözcükler, göçmen kuşlar gibi küme küme gelip boş kâğıtların üstüne kondular. Sabaha kadar cıvıldaştılar. Sabaha karşı başımı yastığa koyabildiğimde başım kum saatinden farksızdı. Sağa sola dönüp durdum; kum taneleri düştü pıt pıt, o kulaktan o kulağa.
Murat Yalçın, Hafif Metro Günleri

- Kurşunlar oylardan daha çabuk hükümet değiştirir.
- Pek çok düşmanla savaşıp hayatta kalabilirsiniz ama kendinizle savaşırsanız kaybedersiniz.
Lord Of War (Savaş Tanrısı) filminden

Son nehir kuruduğunda,
Son ağaç kesildiğinde,
Son balık avlandığında,
Beyaz adamlar paranın hiçbir şeyi yenemeyecek bir güç olduğu anlayacaklar.
(Kızılderili atasözü)

“Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı. Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve mavilikleri çok gördük, sizin için çok kötü olacak.
Sait Faik Abasıyanık, Son Kuşlar

Ertelenme süresini dolduran bir hayalin geri dönme ihtimali yoktur!
Gökhan Şimşek, Ahh! (şiir)

Bir zamanlar kardeşime, ne zaman evde tamir işi yapmaya kalksam, işi bitirmeden tüm aletleri kaybettiğimi söyledim. ‘Şanslısın,’ dedi bana. ‘Ben yaptığım işi kaybediyorum.’
Gülüştük.”
Kurt Vonnegut, Hi Ho

Ön balkonda oturmuş konuşuyorlardı:
Hemingway, Faulkner, T.S. Eliot, Ezra Pound, Hamsun, Wally Stevens, E.E. Cummings ve birkaçı daha.
“baksana” dedi annem “şunları susturamaz mısın?”
“hayır,” dedim.
Babam karısına baktı: “bundan böyle oğlum yok benim!”
Charles Bukowski, Onlar ve Biz

Kuşluk vaktine ve sükûna erdiğinde geceye yemin ederim ki “Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı”
Kuran-ı Kerim, Duha Suresi 1-3

Nurdal Durmuş yazıları

Düşündüm ‘Ne Düşünmem Gerektiğini!’

Okuma notları, on5yirmi5.com yazıları 10 Yorum »

Düşündüm.
Soranlara “Bir şeyim yok iyiyim.” desem de Nisan yağmurlarında ıslanmak, bir dağ başına çıkıp herkesin görebileceği büyüklükte ateş yakmak, ceplerime çakıl doldurup denizi taşlamak gibi deli düşünceler kuşatıyor içimi.

Düşündüm.
Aklım, profilim ve masamın üstü müthiş bir uyum içindeler: “Karmakarışık!”

Düşündüm.
Sen besteden düşmüş bir notaysan, kimse sana şarkı söyleyemez ki!

Düşündüm.
Ya aklım başımda değil ya aklımı başımdan aldın!

Düşündüm.
Bir ömür uğraşarak yüzümdeki tebessümle şekillendirdiğim kumdan kalelerimi, bir dalganın çarpışına teslim eden çocuk gibiyim.

Düşündüm.
Sanırım, duygular hariç her şey iyileşiyor.

Düşündüm.
Hayata bir başlık atmadım.

Düşündüm.
Ben ve hayat iki iyi arkadaşız.

Düşündüm.
Hayata hep bir düşün değil; binlerce düşün penceresinden bakıp gerçeğe hangisinin daha yakın olduğunu görmek gerekir.

Düşündüm.
Hayat gözlerimi açabildiğim kadar açıp en son noktaya kadar bakmak, sonrada yumup hiçbir şey görememek kadar kısa… ‘Hayat kısadan da kısa.’

Düşündüm.
Hayat kendimize yazdığımız mektupların genel adıdır. Gönderen kısmında adımız, alıcı kısmında adresimiz yazar.

Düşündüm.
Aslında zaman, okyanusları besleyen su kaynaklarından bile çok daha hızlı akıyor.

Düşündüm.
Aslında hayat, ölümün hep unutulduğu bir yaşama uğraşıdır.

Düşündüm.
Aslında hayat; uyku ile uyanıklık, düş ile gerçek, yalan ile doğru arasında az sonra uyanacağımız anlık bir rüyadır.

Düşündüm.
Aslında hayat, gözlerim kapalıyken bile görebileceğim bir sûret, kulaklarım kapalıyken bile duyabileceğim bir ses ve her aynaya bakışımda bana bakan bir yüzdür.

Düşündüm.
Aslında ölüm, birbirini gören aynaların içinde uzayan sayısız yollar kadar uzun, dokunsam tutulacak kadar yakındır.

Düşündüm.
Aslında kimse düşlerinin terkine uğramadı. Hayat zaten bir düş! Bir gün düşeceğiz toprağa ve hayat denen bu düşten ilk kez uyanmış olacağız.

Düşündüm.
Hayatıma iyi bakmalıyım. Çünkü o kendine küsse, kimse bana yeni bir hayat hediye etmeyecek.

Düşündüm.
Yaşamak büyüdüğünden beri hayatı hep küçük gördü.

Düşündüm.
Ölümün gözlerine yaşarken bakarsak o da bize anlamı olan sonsuz bir hayatla bakar.

Düşündüm.
Ölüm sırası gelmeden kimse sıranın kendisinde olduğunu anlayamıyor.

Düşündüm.
Ölüm isimlerimizin başındaki beylik sıfatları tanımıyor.

Düşündüm.
Aslında ölüm, cevabı hep bilinen bir soru, sevgili’nin bize gönderdiği bir mektuptur.

Düşündüm.
Bilmek kadar insana acı veren başka bir karmaşa yoktur.

Düşündüm.
Kolay anlatılıyor acılar, kolay yazılıyor, kolay yaşanmıyor oysa.

Düşündüm.
Aynalara her bakışta yüzümdeki maskelerden gerçek yüzümü seçemiyorum.

Düşündüm.
Çok vefasızım, telefon rehberindeki dostlarımın sayısı bir hayli azalmış.

Düşündüm.
Ben yoksam kimse yoktur.

Düşündüm.
Omuzlarının üzerinde zirveye çıktığım insanlara sırtımı dönmemeliyim.

Düşündüm.
Ben aşkı seslerden bir ses değil, bütün sesleri susturan bir çığlık yapmak için arıyorum.

Düşündüm.
Kimse bilmiyor mu?
Ben, sen iyiyken iyi olabilecek kadar hasta bir adamım hepsi bu!

Düşündüm.
Aslında ses sessizlikte anlam buluyor.

Düşündüm.
Aslında ben büyümekten değil, içimdeki sesi yitirmekten korkmalıyım.

Düşündüm.
Ellerim kaleme, düşüncelerim kelimelere tutundukça yazmaktan ve okumaktan asla vazgeçmemeliyim.

Düşündüm.
Renklerin mavisini seviyorum diye siyahlardan nefret etmemeliyim.

Düşündüm.
En değerli an, içerisinde bulunduğum andır. Çünkü az sonrasının olup olmayacağı bilinmezdir.

Düşündüm.
Özgürlük bedeli gerçekten çok ağır olan bir mücevherdir. O yüzden herkeste bulun(a)maz.

Düşündüm.
Boş vermek hiçbir şeydir. Hiçbir şey boş vermek kadar anlamsız değildir.

Düşündüm.
Kalplerini yormayanlar düşüncelerimi çiğnediler. Cümlelerimin canı yandı.

Düşündüm.
İnsan kendi yaşamının yağmurlarında ıslanma fırsatını kaçırmamalı.

Düşündüm.
Umut Kafdağı’nın ardında da olsa beklenmeye değer.

Düşündüm.
En çok beklenen en beklenmedik anda gelendir…

Düşündüm.
Anlaşılamamak anlaşılır bir durumdur.

nurdal durmuş
Düşündüm ‘Ne Düşünmem Gerektiğini!’

Ben Bir Martı Olsam – Babazula

Video kulübü 1 Yorum »


Ben Bir Marti Olsam

Bir Adam Son Bahar!

Denemeler & Günlükler, on5yirmi5.com yazıları 7 Yorum »

Bir Adam Son Bahar!

Yazıyı Sesli Dinlemek İçin tıklayın:

İşte böyledir hazan
Güzeldir ama nazlıdır
Çirkindir ama sevimlidir
Solgundur ama sadedir
Üşütür ama sıcaktır

Sonbahar bir şiirle karşılar, bir hüzünle konuk edilir, bir masalla uğurlanır.
Onu tanımadığınız adreslerde ararken yanı başınızda bulur, son nefesinize yetiştirdiği kuru bir yaprakla kaybedersiniz.
Artık çoksesliliğin ritmik sıkıntılarını, mevsimini yitirmiş güneşin omuzlarına yükleyip ufuklardan uğurlarken, telâşlı bulutlarla birlikte yalnızlık şarkıları söyleme vakti gelmiştir. Çünkü Sonbahar, ayak izlerinizi belli etmeden sessizce yürüdüğünüz mevsimin adıdır. Hangi kapıyı çalsanız hüzün kapı aralığından yalnızlığı ellerinize tutuşturup yanınıza yoldaş edecektir.

Gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır.

Hepimiz, kanatları kırılmış titrek bir hayatın çaresiz çocukları gibiyiz. Bir bağbozumunda daha özlemlerimizin arkasına saklanıp kendi yalnızlığımızın kıyılarında soluklandığımız hüzünlü mevsimlerin eşiğindeyiz. Sakın, sıcaklığını yaza teslim eden güneşin size sahte gülücükler dağıtan cilveli duruşuna aldanmayın! Bundan böyle, bitmek bilmez açmazlarınızı düşünürken aralık duran pencerenizden teninize değen soğuk rüzgârlarla irkileceksiniz. Ve hazan, yüzünüze kapanan her pencereyle biraz daha kuşatacak sizi. Kararsız ruh halinizin boşlukta bıraktığı anlamsız izler, bakışlarınızla birlikte balkon demirlerinin aralıklarından sıyrılıp sararmış yapraklarla sokaklara saçılacak. Bekleyen de beklenen de; gelen de getiren de; giden de götüren de yaşamınızın kuytu köşelerinde yankılanan cılız, zarif bir ses gibi her köşe başında karşınıza çıkan sonbahar olacak. Serseri kaldırımlarda hayatlarının gölgesine basmadan yürüyen telâşlı insanlar, heyecanlı bulutların beklenmeyen gürültülerinden ürküp yağmurundan kaçarken kalplerini bile yormadan düşüncelerinizi çiğneyecekler.

Cümlelerinizin canı yanacak. Sakın, olan biten her şey için güz geçimlerini, bağbozumlarını ve kaybettiğiniz masum geçmişinizi suçlamayın! Sonbaharın bunca telâşı, çekip gidenlerin ardından konuşacak sözü olmayanların elinde hayatlarımızın adresi belirsiz mektuplar gibi ortalarda kalmaması içindir. Yine de düşüncelerinizle âşık olduğunuzu, düşüncelerinizle ağladığınızı, düşüncelerinizle huzur bulduğunuzu, düşüncelerinizle yıkıldığınızı ve yalnızlaştığınızı Eylül’den başka kimseler bilmeyecek. Hayatınız, kendine küsse kimse size yeni bir hayat hediye etmeyecek.

2. GÜN
Kıyıda köşede kalan siyah beyaz fotoğraflarımıza bakıp geçmiş hayatlarımızı özlemek en çok bu mevsimde yakışacak bizlere. Ve hepimiz, önümüzde duran fotoğraf karesine bakıp dönemeyeceği diyarlara göç edenlerin bugün aramızda olmayışını, karşı parktaki ağaçlardan toprağa savrulan kuru yapraklarla anımsayacağız. Belki de bu gidenleri son görüşümüz. Ve gidecek olan kendimize son bakışımız. Bir sonraki sonbahara bizsiz kavuşacak dostlarımızla baktığımız son fotoğraf karesi. Kim bilir, belki de bu son hazanımız!

3.GÜN
Biliyorum: “Yaşamak büyüdüğünden beri, hayatı hep küçük gördü.”
Ama yine de “Bizi şehrin kaoslarında bar başımıza bırakıp duygularımıza palyaço elbiseler giydiren mevsim sonbahar değil.” Yeter ki biz, mevsimin karşı kıyısından bize doğru koşan hüznümüze yabancılaşıp kendi yalnızlığımızı taşlamayalım. Eğer Nisan’a ve kırkikindi yağmurlarına yeni bir hayat için eskilerini boşluklara cömertçe savuran güz kadar âşıksanız, yüzü baharlara dönük kardelenleriniz elbette ki açacaktır. Eğer kendiniz olmak ve kendiniz kalmak için bütün değerlerini ayaklarınızın altına seren sonbahara sırtınızı dönerseniz; yüzü ateşe dönük bir zakkum, rüyalarında kâbuslar gören bir avare olup “seviyor sevmiyor” diyerek yapraklarınızı bir bir kopartan adamların ellerinde parçalara ayrılırsınız. “Seviyor!” diyenlerin parmaklarında aşktan geriye kalan yangın yeri gibi külleşirsiniz. “Sevmiyor” diyenlerin parmaklarında, hayal kırıklıklarının tükettiği gözyaşlarıyla kuraklaşırsınız. Ne sokaklarda izinize rastlanacak bir adımınız ne de hayata değer düşülmüş bir adınız kalır.

4. GÜN
Gelen hazandır, hüzündür; yalnızlaştırır.
Oy yüreğim! Zor mevsimlerde yaşamak zordur deyip de sakın korkma! Her şey, Kaf Dağı’nda ölen Anka’nın kanatlarında -hiçbir zaman ulaşamayacağımız yerlerde- yok olmadı. Bil ki gelen hazansa, ya getirdiği vardır ya da gelmesi bile yalnızlığına yetmiştir. Sakın üzülme! Yeter ki sen, kendi yaşamının yağmurlarında ıslanma fırsatlarını kaçırma!

5. GÜN
Ömrünüzde batan güneşe doğru dar sokaklardan yürüyerek içine girebildiğiniz bir gün aralığı varsa ve adı sonbaharsa bilin ki nerede biteceği belirsiz bu hayat yolculuğunda “Yaşadım.” diyebileceğiniz bir gününüz vardır.

6. GÜN
“Sonbahar sevimlidir.” Sizlere yazdan sıyrılan lodosların telâşlı bulutlarda yağmur aramalarını izletir.

“Sonbahar hüzünlüdür.” İki elinizi paltolarınızın yan ceplerine soktuğunuzdan beri, ayaklarınızın altına serdiği sararmış yapraklarla bir başınıza yaptığınız düşünceli yürüyüşlerinize eşlik eder.

“Sonbahar son bakıştır.” Güneşin solan yüzünü izletirken içinize hiç olmadığı kadar veda sözcükleri doldurur.

“Sonbahar belli ki bir hatırlatıştır.” Yere düşen her yaprak, kuruyan her ağaç aslında hep kaçtığınız, ama kaçtıkça yaklaştığınız “o” son günün en büyük tanığı ve en büyük habercisidir.

İşte böyledir hazan
Güzeldir ama nazlıdır
Çirkindir ama cilvelidir
Solgundur ama sadedir.
Üşütür ama sıcaktır

Sonbahar bir şiirle karşılanır, bir hüzünle konuk edilir, bir masalla uğurlanır.

Onu tanımadığınız adreslerde ararken susuzluğunuzda bulur, vahalarda yüreğine dokunur, son nefesinize yetiştirdiği kuru bir yaprakla kaybedersiniz.

Sonbahar masumdur
Sonbahar sevimlidir
Sonbahar hüzünlüdür
Sonbahar son bakıştır
Sonbahar belli ki bir hatırlatıştır

Yazıyı Sesli Dinlemek İçin:

Etiket:
Nurdal Durmuş Resimleri
Nurdal Durmuş Yazıları
Yazı kaynağı ve diğer makaleler için:
Bir Adam Son Bahar!