
kuşlarla insanların benzerliği de insanı düşündürüyor
insanlar çalar kapını
iyi günde
ağlarken kuşlar da konmaz
pencerene.
M. Ruhi Şirin
Çocuğum ben,
Bir kaç miskete bütün güzel rüyalarımı size verip kâbuslarınızın oyuncağı olabilirim. İster elime gül verin, ister silah. İster elma şekeri, ister taş. Ya da güzel bir dünya çizebileceğim renkli kalemler… Sizin bileceğiniz iştir!
Yaz sıcağında dondurma, gökkuşağı renginde topaç, kuyruklu uçurtma kimdeyse onun oyunundayım ben! Babamın boynunu bükerek “yok” dediği harçlığı cebime kim koymuşsa onunla oynarım taş atmacaları! Ben oyunlarınızın iyi mi, kötü mü olduğunu bilmem. Severek, kırmadan, örselemeden, ezmeden ve özgürce kim oyun halkasına alırsa beni onu severim… Ben, başıma dipçikle vuranların açtığı yaraları, şefkatli elleriyle iyileştiren devlet “ana” olsun isterim! Devlet, annem olsun isterim!
Çocuğum ben,
Uçurtmamı savurduğum rüzgârların, saçlarımı taramasını isterim. Babamın, al oğlum işte oyuncakların! Tahtadan bir at, kırmızı bir araba, bir kaç renkli misket, haritalı yapboz… “Dünyanın bahçesine düşlerinin gerçek olduğu bir ev çiz” demesini isterim. Oyuncak tabancaların bile olmadığı hayatım olsun isterim.
Çocuğum ben,
Annem beni yabancı bilmeden herkesi sevebildiğim masallarla büyütsün isterim. Kuşu ölen komşu çocuğunu taziyeye giden peygamberin beni ne kadar önemsediğini bilmek isterim. Ablamın oyun halkamızdan koparılıp başlık parası için elli yaşında birine giderken döktüğü gözyaşını anlayasınız isterim. O, benim ablam ve oyun arkadaşım. O, sizin kızınız, kardeşiniz! Saklambaçta yalancıktan kaybolan, körebe oynarken bilerek yakalanan, ama hayatın sahiden sobelediği biriciğim o!
Çocuğum ben,
Hakkâri Dilek Taşı Köyü’nde bana denizi gösterecek, köyümün yaylalarını görecek İstanbullu bir arkadaşım, bir bilgisayarım olsun isterim. Düş nasıl kurulur, sevgi nasıl duygudur, şefkat nedir, nasıl insan olunur, nasıl taş atılmaz, nasıl resim yapılır, nasıl ağaç dikilir, gül nasıl yetiştirilir? Bana bunları öğretecek bir okulum olsun isterim. Cebimde taşıdığım kitapların önsözünde yazan, çocuk ve insan hakları evrensel beyannamelerin, gerçekte ne anlama geldiğini yaşıyor oluşumla kavradığım bir dünyam olsun isterim.
Ben çocuğum, isterim de isterim.
Artık siz karar verin!
Masum muyum, suçlu mu? Hapishane koğuşlarında adam mı edeceksiniz, düşman mı? Kin mi öğreteceksiniz, sevgi mi? Kafama dipçik mi vuracaksınız, elime kalem mi tutuşturacaksınız?
Sahi sevecek misiniz beni? Annem gibi, çocuğunuz gibi, peygamber gibi.
Ben çocuğum! Çocuksam masumum!
Herkes bilsin, benim bütün dünyam oyunlardır. Hayalini kurduğum güzel oyuncaklar. Güzel nedir sahi? Kim öğretti bana? Taş veya gül, silah ya da kalem. Hangisi daha güzel?
Ya da…
Ötesi yok işte.
Tamam, karar sizin! Sustum…
Nurdal Durmuş / Henüz taş atan çocuklar hapisten çıkmamışken!
(yapılan yorumların bazıları facebook sair zamanlar grubundaki tartışmadan alıntılanmıştır)
Son Yorumlar