
Bu sayfada okuyacağınız soru ve cevaplar on5yirmi5.com’da yayınlanan “başlamak mutluluktur” başlıklı ilk makalemden sonra http://www.formspring.me/nurdaldurmus ve mail adresime isimsiz gönderilen okur sorularıdır. Verilen cevaplardan alıntı yapıp bir yerlerde paylaşmak isteyen değerli okurlarımdan ricam şudur ki; Lütfen kaynak belirtiniz.
1- Aragon “Benim şiirim, silahları ellerinden alınmış insanlar için bir silahtır.” diyor. Sana göre şiirin böyle bir işlevi var mıdır?
—Bence de; iyi bir şiir, lanet bir silah gibidir. İşgal de eder, vatan da kurtarır!
2 – Delirecek miyim sayın durmuş, yoksa delirdim mi? Bana ve ötekilere bir şarkı armağan etsen hangisi olurdu?
— Delilere, gelmeyen bahara, denize, güneşe, ıhlamura, vicdana, şu an yudumladığım ada çayına, dinmeyen migrenlerime, kronikleşen mutsuzluklarımıza, çorbaya, şekere, sabahlara, akşamlara, içimizin susmayan deli notalarına, aklımızdan çıkmayan insanlara, âşık olduklarımıza, âşık olmayı bildiklerimize, verebilecek bir şeyimiz olanlara, kınamayan, bizi bizden iyi anlamaya ve teselli etmeye çalışanlara, kitaplara, şiirlere, dualara, kara günlerin ardından doğan güne, bahar ayında içimize çöken kışa, hüzne, hazana, börtü böceğe, kiraz ağaçlarına, tarlalara, savrulmuş gençliğimize, hiçleşen benliğimize, kandil gecelerinde şerbet dağıtan Anadolu insanına, çocuğunu öpen anneye, öğrencisine kızan öğretmene, zalimlere, mazlumlara, her şeyimiz varken şükürsüzlüğümüze, yetinmeyi bilmeyişimize, secdelerden kaçışımıza, dertlerimize rağmen şükrü ihmal etmeyişimize, tertemiz olduğumuz geçmişimize, kirlenmiş adamlığımıza, yaralanmış inancımıza, hiçbir şey bilmediklerini düşündüğümüz halde bilgelik makamında oturan annelerimize, yüzümüze üfledikleri şefkatli nefeslerine, saçlarımızda gezinen nasırlı ellerine, yokluğa ve varlığa, darlığa ve berekete, sana, bana ve vatanıma geliyor:
http://www.youtube.com/watch?v=ac8fqSbisqA
3 – Zarifoğlu, “İmkânsız erkek büyük ağlar.” der. Hiç ağladınız mı?
— Gözyaşım hiç dinmedi!
4 – Kadınlar?
—Anne, sevgili, eş… Ezilen, sevilen, uğruna cinayetler işlenen, ölünen, öldürülen…
Delirilen, aşk duygusunu insana tanıtan, tattıran…
Bazen melek, bazen şeytan, bazen ateş ya da iffet…
Ya Züleyha, ya Leylâ ya da Meryem!
5 – Onbesyirmibes.com’da yayınlanan ilk yazınızda “Başlamak Mutluluktur” demişsiniz. Peki, mutluluk nedir? Zengin, fakir, laik, muhafazakâr bütün İnsanlar neden mutsuz?
—Dünya’da bulunma gayemizi unutup modern hayatın mutluluk tanımlamalarına esir olduğumuzdan beri kanaatkâr olabilmeyi ve azla yetinip mutlu olabilme erdemimizi yitirmiş bulunmaktayız. Bireysel hazların toplumsal yaşam koşullarına bencil şekilde müdahalesinin oyuncağı olan insanlığımız; maalesef şükürsüz, rızasız, yetinmeyi bilmeyen ve duyarlılıkları körelmiş mutsuz bir hayat sürmeyi göze almış görünüyor. “Entel” karakteriyle yaşayanın da, sosyete kültürünü benimseyenin de, inançlı ya da inançsız bütün bireylerin ortak hedefi hızlıca tüketmek ve yeninin ömrünü mümkün olduğunca kısa tutmak üzerine programlanmış durumda. Haliyle, bilinçlenme ya da gelenek ve inanç erdemini modern hayatla her gün biraz daha azaltan toplumları medya başta olmak üzere bütün hayat koşulları sınırız bir tüketme ve tüketimle mutlu olunacağı yalanına alıştırmıştır. Mutluluk tanımlamalarımızı kalp ve inanç ekseninin şükredebilme yetisinden çıkartıp, reklamların diliyle taksitlere bölüyor, satın alınan ticari bir eşyaya dönüştürüyoruz. İnsan, sahip oldukları dünyalıklarıyla kimlik tamamlama, zenginliğiyle nüfus sahibi olma ve lükse alıştıkça “mutluluk” hemen ve hızlıca tüketilen süresiz bir arayış çabası olarak kalıyor. Peki, tüketmenin sonu var mı? Bu öyle bir oyun ki anneler günü, sevgililer günü, evlilik yıl dönümü, ilk tanıştığımız (vs) gibi bir sürü abuk sabuk gün uydurularak ve insanları bu günlerin kutsallığına inandırarak mutluluğu bir lokma ekmek ve bir hırka kanaatkârlığından çıkartıp pırlanta yüzüklerle, lüks evlerle, arabalarla ve çok zenginlikle tanımladırlar. Herkes bu yalana inanmış gözüküyor! Oysa mutluluk, sahip olmadığın bir vasıfla herhangi bir şeye sahip olma durumu asla değildir! Baksanıza, 10 takside bile “mutluluk” tanımlamaları yapılan mücevherler etrafınızı kuşatmamış mı? Eşiniz mutlu olmak için elinizde bir pırlanta yüzükle yolunuzu gözlemiyor mu?
6 – Farklı olmak için bir çabanız mı var, bana mı öyle geliyor?
—Farklı olmak için değil de farkım olsun diye çaba içerisindeyim.
7- Geçen yıl bu zamanlar?
—Daha az kirliydim. Daha az günahkâr…
Daha iyi Müslüman… Daha fazla duyarlı…
Kısaca her şey daha fazlaydı.
Zaman geçtikçe azalıyorum!
Buyurun beraber dinleyelim:
http://www.youtube.com/watch?v=qjPncG4uqkA&feature=player_embedded
8 – Seni en çok etkileyen ve okunmalı dediğin kitaplar hangileridir?
—Albert Camus’un Veba diye bir kitabı var ki süperdir. Oran şehrine hâkim olan vebanın öyküsü. George Orwell’i atlama. 1984 ya da Hayvan Çiftliği çok önemli. Ahmet Hamdi’nin Huzur’u iyidir.
Sonra Erasmus’un Deliliğe Övgü’sü üst tabakadan ağır bir kitaptır.
Şiir deyince orada duracaksın. Paul Celan’ı okumadan olmaz. İngeborg okumadan olmaz. Ayrı şehirlerde yaşayan, birbirine âşık iki sevgili üçer yıl arayla intihar ediyorlar. İngeborg evini yakıyor ve içinde yanarak ölüyor. Paul nehre atlıyor. Biri ateş, biri su! İroniye bak.
(Yine de intiharla ölmek şair de olsa kimseye yakışmıyor!)
Turgut Uyar “Büyük Saat” aşmış bir şiir kitabı. Rene Wellek’in Edebiyat Teorisi’ni oku.
Berna Moran ve galiba Peter V. Zima’ydı adamın adı emin değilim ama ilginç teori kitapları vardır. Sartre’nin “Edebiyat Nedir?” çok önemlidir.
Şiir olarak Turgut Cansever, Cahit Zarifoğlu. Cemal Süreyya abi, Turgut Uyar, İsmet Özel, İbrahim Tenekeci yanına bir de Edip baba ekledin mi offf! Edip Cansever “Sonrası Kalır”, Nazir Akalın’ın “Şairin Eldivenleri” bir de. İlhami Çiçek unutulmaz.
Rilke “Bana Tören”, Sezai Karakoç bütün eserleri ve özellikle “Hızır’la Kırk Saat”, Cahit Zarifoğlu şiirleri… Cemil Meriç önemli, Samuel Beckett önemli. T.S. Eliot, İtalo Calvino, Dostoyevski, Heidegger önemli. Mustafa Armağan tarih konusunda çok önemli…
Sonra, Allah ve inanç önemli. Kur-an’ı Kerim çok önemli. Sen ve ben önemliyiz.
Ardı gelmez susayım en iyisi.
9- Futbol?
—Hikâye yazarlarının, kelli felli köşe yazarlarının, entelektüel kültür adamlarımızın spor konusunda köşe yazmasını saçma bulurum. Ayrıca spor gazetesi veya gazetelerin spor sayfalarını okumam.
—Diktatör Franko’ya, İspanya’da ‘halkı nasıl idare ettiği’ sorulduğunda verdiği cevap: ‘fado, fiesta, futbol’. Yani müzik, eğlence ve futbol. Devamla Franko’nun “onları yüz binlik beşiklerde uyuttuğu” anlatılır. Kısaca; Milyonların ülke/şehrin gerçek meseleleriyle ilgilenmemesi için bu 3F’ye kilitlendiği bir ülkede gelecek milyonluk beşiklerde birileri tarafından sallanmaya başlamıştır!
—Stadyumları dolduran on binlerce insan gol yerine ooolllll diye bağırsaydı, memlekette halledilmeyen sorun kalmazdı der üstat Necip Fazıl Kısakürek.
—Futbol deyince aklıma gelen tek güzel şey; bknz: Cahit Koytak: Futbol Oynayan Çocuklar şiiridir.
10-Hayatı tek bir cümleye sığdır deseler ne derdin?
—La vie est courte, moins que courte!
Hayat kısa. Kısadan da kısa!
11- Avuçlarının arasında bir kelebek… Sıkı sıkı tutsan ölecek, bıraksan uçacak. Böyle bir durumda ne yaparsınız?
—Avuçlarıma kelebek konmasın diye temkinli davranıyorum. Ne ölmesine, ne gitmesine razılığım yoktur. En iyisi mi böyle bir seçim beni bulmasın!
12- Abi içim bir tuhaf ama tarifini yapamadım. Sence ben âşık mıyım?
—İçine bak…
O’ndan başka bir şey görmüyorsan, baktığın her yüzde o varsa, nedensiz özlüyorsan, damarlarında sürekli dolaşan bir heyecan ve tedirginlik hali varsa, gece sabaha kadar uyumaktan daha çok düşünmekle geçiyorsa zamanın:
Geçmiş olsun, âşıksın.
13 – Bana masal anlat desem ne anlatırdın?
—Masal bir adamın dört bin dinara bir kız alması ile başlar. Bir gün adam gözlerini kızın üzerine dikti ve sonra gözyaşlarına boğuldu. Kız ona neden ağladığını sordu. Adam yanıtladı: ‘Öylesine güzel gözlerin var ki bana Rabbe ibadet etmeyi unutturuyor.’ Kız yalnız kalınca gözlerini oydu. Adam onu bu haliyle gördü ve acıyla sarsıldı. ‘Kendine neden eziyet ettin? Değerini düşürdün.’ Kız şöyle karşılık verdi: ‘Bende bulunan hiçbir şeyin sizi Rabbe ibadetten alıkoymasını istemem.’ Adam o gece, düşünde bir ses işitti: ‘Kız değerini sana göre azalttı, ama bize göre arttırdı ve biz onu senden aldık.’ Uyandığında adam, yastığının altında dört bin dinar buldu. Kız ölmüştü.
Ahmed eş-Şirvani/Hadikat el Afrah’dan…
14 – 16 Mart’ı Uluslararası Vicdan Günü ilan ettiniz. Vicdanının bir günü olabilir mi sence?
Vicdanın bir günü olmaz ama bir vicdanımız olduğunu hatırlamak için bir gün (16 Mart Dünya Vicdan Günü) olması anlamlıdır. Bu günü dünyaya kazandıran ‘Otuzuncu Harf Edebiyat ve Düşünce Dergisi’ yayın kurulundaki tüm arkadaşlarıma, olmamız gereken yerde olan ve ölmemiz gereken yerde ölen Rachel Corrie’ye ve kendime teşekkür ediyorum.
15 – Hayatta nefret ettiğin on şey?
1-İnsanları, kazandıkları kimlik ya da okudukları kitaplarla ezmeye, bilgelik taslamaya çalışan her şeyi kendilerinin bildiğini varsayan ve karşısındakilere bu doğrultuda yaklaşan kibirli kişiler.
2-Cemaat mensuplarının bir başka cemaat hakkında atıp tutmaları, karalama kampanyalarına girişmeleri ve hor görmeleri.
3-İsrail ve Amerikan devlet politikaları.
4-Devletin kutsallığını her düşüncenin üzerinde görerek darbe yapan, devlet adına cinayetler işleyip kahraman ilan edilen tipler.
5-Hakkımın gasp edilmesi.
6-Rüşvet
7-Parayla iş yaptıranlar yüzünden bir yerde sıra beklemek ya da bugün git yarın gel denilmesi.
8-Aracımın yanlış park edildiği için çekiciyle götürülmesi.
9-Irkçılığın her çeşidi. Başörtüsü, katsayı, zencilik, köylülük, doğulu, Kürt, Müslüman, Alevi (v.s) gibi kategorilerle herkesin kendi adamına yandaşlık yapıp diğerlerini dışlaması.
10-Çocuklarını döven anne ve babalar.
16- Bir yazınızda “Gölgemden korkma bayım, asıl tehlikeli olan benim!” demiştiniz. Gölgenizden korkanlar, korkularıyla yaşamaya mı alıştılar yoksa kâbuslarına mı girer oldunuz?
-O kişiler umursamayacağım kadar hayatımın kıyısındalar. Bütün çirkeflikleri bu yüzden. Muhtemelen 15 sene sonra bile varlığım onları rahatsız etmeye devam edecek. Çünkü tüketemiyorlar ve bunu hazmetmeleri mümkün olmuyor. Acıyorum onlara! Oysa hayat kısa, kısadan da kısa.
Siz rütbelerinizi kuşanmaya devam edin bayım!
Nasılsa ölüm hepimize meydan okuyabilecek kadar delikanlı bir gerçek!
Artık kâbuslarınıza bile girmeyeceğim.
O kadar değersizsiniz benim için!
Gölgemden korkanlara diyeceğim şudur ki:
‘Gölgemden korkma bayım, asıl tehlikeli olan benim!’
17- Geri dön azarlandın. Koltuğa otur, şöminenin içine bak. Şimdi hızlan ve hızlandır. Biri bunu her gün söylüyorsa nedir?
—Ciddi bir trafik kazasından ölmeden çıkabildim diyebilseydim sana söyleyeceklerim vardı.
Rüzgârlı, uğultulu, sisli ve beyaz…
Silkindin varsayalım sonbaharlarda ne olmuş!
Sarı yapraklara mı ağlıyor ruhunun dağları?
Sen besteden düşmüş bir notaysan,
Kimse şarkı söyleyemez ki!
18- Ne var, ne yok? Nasılsın?
—Ne yoksa o var, başka da bir şey yok!
—Ben iyiyim çok şükür. Sek sek bile oynuyorum. Zaman zaman saklambaçta sobeleniyor, ceplerime çakıl doldurup denizi taşlıyorum.
19-En beğendiğiniz cümleniz hangisidir?
Nuh son anda bileğimi kavrıyor.
—Çok dünya yutmuşsun! Ama oldu işte. Kurtuldun!
20-Bir duanız var mı?
—Allah’ım! Gözyaşlarımda umutlarımı büyüten kalbimin tek sahibi!
Aklımızı koru! Izdıraplarımızı hafiflet! Düşüncelerimizi anlamlı kıl!
Derinliğini tahmin edemeyeceğimiz uçurumlara düşmekten bizleri koru!
Ellerimizi bırakma! Sonra bizi, bu koca hayatın içinde ölümün gözlerine bakarak yaşatmak için esenlik, rahmet, aydınlık, kolaylık ve çokça sabır ver!
Sorularınız ayda bir kere, her ayın ikinci haftası cevaplanarak bu sayfadan yayınlanmaya devam edecektir. http://www.nurdaldurmus.com ya da http://www.formspring.me/nurdaldurmus adresinden dilerseniz isim belirtmeden sorularınızı gönderebilirsiniz.
diğer soru ve cevapları okumak, yorumlamak için:
Son Yorumlar