selçuk küpçük ve öze dönüş soneleri.

Politika & Gözlem, Röportaj & Medya 1 Yorum »

Sadece türküler çalmıyor! Kentin ruhunu insanlardan çalanlarla da mücadele ediyor. Hem ozan, hem kentli, hem soylu, hem de bizim yurdun çocuklarına adam olmayı öğütlüyor. Modernizmin yabancılaştırdığı kalbimize, yerli söylemlerden yenileştirilmiş soylu melodiler besteliyor. Geleneğin kötü tekrarından, geleceğin taze ufuklarına, kirli harflerden arındırdığı şiirleriyle yürüyor. Kültür haritamızın yozlaştırılmış paradigmalarına yeni açılımlar aşılamanın kavgasını veriyor. Yabancılaşmadan uzak, alternatif bir patikada yürüyor. Her insancıl dava gibi daha zorlu, her soysuzluğun karşısında daha asil, her uzaklaşmanın karşısında daha yakın bir dili tercih ediyor. Farklılaştığımızı, öze dönüşün onurlu ve çetin bir sınav olduğunu göstermek için, bir dağ başında kentin ölü ruhlarına “Uyanın” diye bağırıyor.


(*)
inanmak gibi falan mesela
direnmek
gücenmek
ya da tükenmek türünden
daha marjinal istekler
yani hepsi bir arada
sen gibi
ben gibi

Deli bu adam! Sözünü esirgemiyor. Tam tersine, sözü bahşedene şükrederek konuşuyor. Ne kaygı duyuyor, ne de popüleritenin dayatmalarına müziğini ve duruşunu feda ediyor. Müziğe bakışını, “Benim müziğim, ticari kaygıları önceleyen popüler dili tercih etmez” diyerek özetliyor. “Popüler kültür beni bağrına basarsa o zaman tereddüt ederim” diyerek bütün renkli heyulalara meydan okuyor. İşte bu yüzden “Ben, müziği herkes beni dinlemesin diye yapıyorum” dediği hâlde kimse onu tüketemiyor.

O, genele hitap etmekten kaygı duyabilecek kadar cömert! Az sayıda ama nitelikli dinleyiciyle zihinsel anlamda kurtarılmış bir alanın peşinde, kitlelerden uzakta durabilecek kadar bencil ve cimri, bütün sırt sıvazlamalara sırtını dönerek “Dinleyici beni seçmez, benim müziğim dinleyicisini seçer” diyebilecek kadar yalnız ve cesur davranıyor. Hayata bakış açısını soranlara ”Onlar benim hayat karşısında kişisel cevabımdır” diyerek şarkılarını ve şiirlerini adres gösteriyor. Müziğini ve şiirlerini popüler kültürün saflarına sürgün etmek için çabalayanlara soylu söylemler geliştirerek direnip, ahlaklı bir duruş için kirlenmemeyi sanatsal bir söylemden çok daha öteye taşıyıp, yaşam biçimine dönüştürüyor.


(*)
Madem ki yaşamak üstüne
çokça kuram okumuştuk
ve madem ki uçarı çocuklar gibi
acılara uçuşmuştuk
öyleyse bir başka anlamı olmalıydı
yaşıyor oluşumuzun

Medya soytarılarının hayatın ortasına bıraktığı her lekeli cümle medeniyetimizi, özümüzü ve kalbimizi zehirliyor. O, post modern anlayışın uzantısı olarak batı toplumlarının ahlakını ve müziğini, yaşam biçimi olarak devşiren soytarılardan yerli çocukları koruyup, ‘bu yeni sömürü düzenini deşifre ederek yaşam sahiplerine direnmeden ölmeyin’ çağrısı yapan bir derviş. Kirletilmiş ölümlerden hayat sahiplerinin söz atlasına soylu cümleler, temiz şarkılar, derin şiirler damıtan bir entelektüel. O, medeniyetini, ülküsünü, ülkesini önemseyen bir kentli. Hayata darbelerin, zamana darbelerin, sanata darbelerin karşısında duran bir sivil. Gücünü insan öğüten değirmenlere çevirmiş iktidar odaklarının karşısında, şiirlerinin periferisinde kalarak kekik kokulu ölüm şarkıları besteleyebilmeyi göze almış bir şair. Selçuk KÜPÇÜK Medeniyetimizin çocuklarına öze dönüş çağrıları yapan modern bir kent ozanı. Ama hepimizden daha fazla Anadolulu.

Nurdal Durmuş / Milli Gazete Kültür Sanat Sayfasında Yayınlanan makale.

(*) Selçuk Küpçük “Hem Artık Yaşamak” Şiirinden

selçuk-283x300

başlarken…

Denemeler & Günlükler 2 Yorum »

başarken

cümleleri yerlere düşürmeden, kirletmeden…

Yeniden Merhaba;

harfleri makyaj odasına sokup süsleyecek kadar becerikli değilim. ya da becerikli olsam bile şu anki ruh halimin çirkinleştireceği cümleler kendilerini hemen ele vereceklerdir. acemi yazarlar gibi uzun ve anlaşılmaz cümleler yerine sadece “bismillah” diyerek başlamak istiyorum. her şeye ve hiçbir şeye canımızı sıkmadan, birlikte gülümseyerek ve sevinerek ya da hüzünlenerek yeni baharların kapısını aralamak dileğimle…

Herkesin hayatı başka renktir. Ve herkesin duyguları başka durur hayat ağacında.
Kimi kuru bir yaprağa, kimi kurak bir mevsime, kimi bahara, kimi bahçeye, kimi ateşe benzer.
Sair Zamanlar programında ve kaleme aldığımız cümlelerde dudaklarımızdan ve kalemimizden kapınızı yokladığımız zaman aralıklarına boş bir hayat kırıntısı dökülmesin diye kaygılanıyoruz.

renklerinizi soldurmadan dillendirmek, onları satırlarda renklendirmek, siyah mikrofonlardan ve beyaz sayfalardan hayatımızın kalbine lekesiz cümleler savurmak için emek harcıyoruz. Kelimelerimizin huzurunu kaçırıp cümleler kurgulatmaya yanaşmayan harflerin bizi geceler boyu uykusuz ve aç bırakacak kadar cimri olabilmeleri gerçeği ürkütücü olsada “kaybetmeyi umursamayarak kazanmayı beceriyoruz”.

Ve hep birlikte, bize meydan okuyan bütün karanlıklara
“hayır ve hoşçakal” diye haykırıyoruz.

Hoşçakal hüzün.
Bıkmışlık, anlamsızlık, inançsızlık, vurdumduymazlık, umursamazlık.
Hoşçakal kaybetmek, karanlık, girdap, boşluk, işe yaramazlık.

Hoşçakal unutulmak, unutmak, vefasızlık, uzaklık.
Hoşçakal gitmeler, kendinden kaçmalar, kalbine yabancılaşmalar.
Merhaba Sen+Ben=Biz ve Hayat.

nihil ex nihilo! otuzuncu harf beşinci sayı.

otuzuncu harf Yorum Yok »

otuzuncu harf

Merhaba arkadaşlar

Otuzuncu harf edebiyat ve düşünce dergisi’nin beşinci sayısını ellerinize bırakmanın haklı mutluluğunu yaşıyoruz. Her sayıyla birlikte çektiğimiz sıkıntılar derginin hayat bulmasıyla sanki bir mum alevi gibi uçup gidiyor. Hep deniyor ve hep yeniliyoruz. Her yeni yazı, her yeni sayı bir yenilgi oluyor duvarlarımızda. Bundan mutluyuz ve “beşinci” yenilgimizi kollarınıza, kalplerinize ve zihinlerinize emanet ediyoruz.

Bu sayımızda dosya konusu olarak boşluk kavramını inceledik. Modern insanın kulakları sağır edercesine sıkıştığı boşlukları irdeledik. Arka kapakta postmodern bir duruş sergileyerek “sessiz kalıyor oluşumuzun acı çekmediğimiz” anlamına gelmediğini söyledik. Büyük beylik laflar ettik açıkçası. Ciddi emekler, ciddi hayaller, ciddi yalnızlıklardı yaşadığımız ve bulmayı hiç istemeden arayıp durduk o harfimizi. Beşinci sayımızda sizlerin de aramasını, bulamamasını, yenilmesini ve yine yenilmesini diliyoruz. çünkü biliyoruz ki “yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır”

“Beş’tekiler” Şöyle

Şairin Son Sığınağı İntihar: Nurdal Durmuş,
Modern İnsanın Boşluğu: Gökhan Şimşek,
Boşluğa Dön, Dinle, Derinleş: Banu Özbek,
Gerçeğe Aldanış: Yüksel Güngör,
Edip Cansever Şiirinde Bir Var Olma Sorunu Olarak Boşluk: İsa Karaaslan,
Boşluğun Tutsağı Öteki: Yunus Emre Tozal,
Boşlukta Sıkışmak: Oğuzkan Bölükbaşı,
Efkar Mektubu: Zeki Bulduk,
Bir Boşluk Sobe Taşı: Mustafa Nazif,
Varlığın Mihveri Boşluk: Abdülaziz Tantik,
Murakabe: Banu Özbek,
Kaktüsün Dikenleri: Emre Dinç,
Runa Simi: Adnan Karakaş,
Beyaz Vahşet Adem Turan,
Oscar Wilde Ve Laneti Dorian Gray’in Portresi: Abdullah Yalçi,
V For Vendetta: Yunus Emre Tozal,
Ölü Kentin Ruh Molozu: İlyas Alagöz,
Karma Epizot Sırtında Son Falso: Hares Yalçi,
Ebuzer: Ercan Ertunç,
Edebiyat-I Cedide: Pınar Öztürk,
Timsah: İbrahim Hakkı Gündoğdu.

Ayrıca Adem Dönmez‘İn Beş ülkeyi kapsayan ve seksen gün süren seyahatini anlattığı “terkettiğimiz doğu” başlıklı metin de oldukça ilgi çekici.

Dergide iki de kapsamlı söyleşiye yer verdik. Kırıkkale Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Doç. Dr. İbrahim Tüzer ile İsmet Özel’in Şiire Damıtılmış hayatı üzerine okuyucuyu şaşırtacak türden bir söyleşi yaptık. Her cümlesi okuyucunun hafızasında derin izler bırakacak bu söyleşinin yanı sıra “konuş benimle angel” kitabının yazarı isviçreli edebiyatçı ve ruh bilimci Evelyn Valarino ile oldukça kapsamlı bir mülakat yaptık.

Genel yayın yönetmenliğini Gökhan Şimşek’in yaptığı dergimizi bu sayıda bir de sürpriz karşıladı. Artık üç ayda bir çıkartmaya karar verdiğimiz dergiyi bütün nt mağazaları ve kitapçılarda bulabilirsiniz.

Mektup yazabilirsiniz, e-mail yazabilirsiniz, mesaj gönderebilirsiniz, telefon edebilirsiniz, tebrik edebilirsiniz, fırça çekebilirsiniz, kitap gönderebilirsiniz, kitap isteyebilirsiniz, şehrinizin sesini dinletebilirsiniz, yazı gönderebilirsiniz…

16 Mart 2003′de öldürülen Rachel Corrie anısına 16 Mart’ı Dünya Vicdan Günü ilan eden dergimiz Otuzuncu harf, kalbinin sesi olan herkesi beşinci sayıyı okumaya davet ediyor.

Derginize Türkiye genelindeki Nt mağazaları ve kitapçılardan ulaşabilirsiniz.

Kıymetli okumalar diliyoruz.

iletişim: editor@otuzuncuharf.com – dergi@otuzuncuharf.com

www.otuzuncuharf.com

bir adamın bir adımlık arayışı!

Denemeler & Günlükler 1 Yorum »
fotoğraf: nurra çakmak

fotoğraf: nurra çakmak

Nedensiz ağlama provaları (bir);

Kendimi sayfandan kopartılmış yırtık bir yaprak gibi hissediyorum!

-Korkma ben varım!
-Korkuyorum sen varsın!

hiç kimsenin, yağmurun bile böyle güzel elleri yoktu!

Röportaj & Medya, Sair zamanlar [Radyo] 1 Yorum »

Dünyada 143 milyon yetim çocuk var. 60 milyon çocuk ise her gün aç yatıyor. Yaptığınız israflarda bu çocukların gasp edilen hakları var. Her yıl dünyada 2.5 milyon çocuk kaçırılıp satılıyor ve bunların çoğu kız çocuğu. Doğu Türkistan’daki 100 bin kız çocuğu nerede?

Amerikalı Müzik Grubu Remarkable Current Üyeleriyle Söylesi.

Amerikalı Müzik Grubu Remarkable Current Üyeleriyle Söylesi.

ihh 4. Uluslararası Yetim Buluşması.
türkiye geneli yaklaşık 45 radyo istasyonuyla ortak canlı yayın yaptım. ekip arkadaşlarım mükemmeldi. hepsine minnettarım.
programa katılan müzisyen, davetli ve yetim aileleri dahil hemen hemen herkesi konuk alıp söyleşi yaptık. türkiye’de ilk kez organizasyonun yapıldığı ana merkezden radyo canlı yayınıyla 45 ayrı frekans aynı ortak yayını duyurdu. bu yayın için seçilmiş olmak mutluluk vericiydi.

sonuç: dört mevsim bir akşama sığar mı? aynı gün yaşanır mı?
yaşadık kalbim, yaşadık ve şükrettik!

nurdal durmuş ihh

Yetim Buluşmasının İstanbul ayağındaki programı sona erdi. Haliç Kongre Merkezi’ndeki programa geniş katılım oldu. Oldukça renkli geçen programda yetimler bir nebze olsun yetimliliklerini unuturken, katılımcılar da yetimlerle buluşmanın mutluluğunu yaşadı. Yetimlerin bundan sonraki programları Kayseri, Konya ve Diyarbakır’da olacak

ömer karaoğlu

ömer karaoğlu ile söyleşi