Eski Sorulara Yeni Cevaplar

prayer_flags_by

Umut eskir mi?

“Beklemek üzerine felsefe kitabıydık”* diyor bir şair. Bir yazıya böyle giriş yapılır mı, bilmiyorum. Bahar ve kış beklediklerimizi karşılamaya çıktığımız bir şenlik olmalıydı, belki bir müjde.
Öyle karşılamalı bizi bahar… Umut ve heveslerle biz de onu.

Baharı karşılamak için sokaklara çıkalım, iyi güzel de keşke renklerimiz biraz daha birbirine karılsaydı… Meydanları dolduran anneler, kız kardeşler, abiler, dayılar, amcalar tamam. Hüzünlere örtülmüş neşeli hâller tamam. Rengârenk ve heyecanlı yüzler tamam. Ama bir şeyler eksik gibi. Bu malzemeden tam kıvamında bir tat çıkmıyor.

Öyleyse insanları birleştiren ya da ayrıştıran ne?

Milliyet mi?

İnanç mı?

Yorulmuşluk mu?

Artık yeter bitsin beklentisi mi?

Hep aynı soru…

Anadolu’da yüzyıllarca bir arada yaşayan Rumlar ile Türklerin bir sabah birinin sürgüne, ötekinin katliama maruz bırakıldığının sorusu.

Bosna’da Sırplı komşusu, bir sabah uyandığında boğazına sarılan Boşnak’ın sorusu.

Suriye’de aynı toprağın insanlarının birden iki cephe halinde birbirlerinin üzerine kan boca etmelerinin sorusu.

Kardeşlik; aynı kaptan yemek yemekle, aynı dereden su içmekle, aynı toprağın kuru bağrını deşmekle olurken bir sabah ne oluyordu da kardeşlik birden bire unutuluveriyordu.

Komşuluk yok sayılıyordu?

Hangi çıkar ve vaat, yaşamdan daha üstündü…

Soru olamamış sorular geçiyor aklımdan ve cevaplar hep acılardan sonraya kalıyor.

Acı eskir mi?

Eskisin.

Unutulmasın elbet. Ama eskisin.

Dört bir yanı çevrilmiş hapishane değil ki konuştuğumuz diller, niçin bizi içimize kapatsın. Ağıtların rengi aynı koyulukta. Acı, aynı ayar. Tarihin insana öğrettiği; eski bahanelerden, eski dost görünümlülerden bir ders çıkartılması yönünde değil midir?

***
Önce bir çocuk gördüm: Tam NTV kamerasının canlı yayın yaptığı sırada PKK kıyafetiyle arkada duruyordu.

Sonra bir bayrak: Yeşil, sarı, kırmızı.

Sonra bir poster: Apo.

Sonra bir slogan: Apo’ya özgürlük!

Sonra bir anne gördüm: Hollanda’da çocuğu basit bir gerekçeyle elinden alınmış ve lezbiyen bir çifte evlatlık verilmişti. Başbakan Erdoğan mevkidaşına “Yapmayın bunu; bizim inançlarımız, geleneklerimiz ve kültürümüz bu durumu sindiremez; bir çocuğu annesinden ayırmak doğru değil, bu sorunu çözelim” derken muhatabı “bizim için insanların cinsel tercihlerinin önemi yoktur; bir çocuğa illa annesi bakacak diye bir şey yok, mahkeme kararını vermiş” sözde özgürlük nutukları atıyordu.

Aynı saatlerde Türkiye’de Ergenekon davasının müebbet hapis taleplerine lavlı silahlarla cevap veriliyordu. Ortalığı karıştırıp rüzgârı tersine çevirmek için harekete geçen bir takım güç odaklarının meydan okuması vardı. Gerçi kimse umursamadı…

Çin’in yeni devlet başkanı ilk yurtdışı gezisini Rusya’ya yaptı.

Sonra, bir son dakika: İsrail Türkiye’den özür diledi, Mavi Marmara mağduru ailelere tazminat ödemeyi kabul etti ve Gazze’ye ambargoyu gevşetti…

Tam niye, nerden çıktı; hangi çıkar mücadelesinde kazandığı ya da kazanacağı bir şey için İsrail devlet gururunu feda etti gibi sorular zihnimi yorarken -cevabı olmayan değil- bilindiği halde susulan sorular olduğunu fark ettim bunların.

Asıl sorular şunlar:

-Apo’yu bir başka ülkeye sürgüne gönderip özgür bırakarak; bugüne kadar ölenler-şehit olanlar meselesini unutup, artık kimse ölmesin deyip bunu kabul edebilir miyiz?

-Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı önyargılı tutumları nedeniyle sürekli uzayan müzakereler ve bu toplumun genlerine uymayan dayatmaları nedeniyle ani bir hamle yapıp birliğe katılmıyoruz restini çekme gücüne kavuştuk mu?

-Ortadoğu’da sırtını Türkiye’ye dönen ve bölgede tek dostu olmayan İsrail’in planladığı şeylerin hayata geçmesi “Suriye ve İran” kriziyle baş edebilmesi için bizle dosta kalmaya mecbur olması devlet gururundan daha değerli bir şey midir?

-Suriye konusunda Türki’ye ile aynı safta yer aldığı halde bu işin çözümün Türkiye’ye bırakmak istemeyen İsrail Türkiye ilişkilerini normalleştirince İran’la İsrail arasında çıkacak olası bir savaşta ne gibi kazanımlar elde edebilir?

-Bu çıkar ve saf belirleme savaşında Kuzey Irak’a çekilecek PKK güçleri, Türkiye ve İsrail’le dost Kuzey Irak yerel yönetimin alacağı sınır güvenliği ve taraf kararı İsrail’in mi İran’ın mı lehine olacak?

-Böyle olası bir durumda PKK belasından kurtulmuş Türkiye’nin yeni düşmanları İran ve Rusya olur mu?

-Güney Kıbrıs’ın İsrail ve Amerikalı şirketleri arkasına alarak petrol sahalarına çökmesine nasıl bir tavır alacağız ve normalleşen ilişkiler hangi tarafın daha çok kazanım elde etmesine yarayacak?

-PKK silahları hangi kazanımlar uğruna bırakacak?

Kısaca bütün mesele bu senaryolar ekseninde bu coğrafyaya hükmetme ve yeni dost-düşman ya da müttefik belirleme meselesidir. En önemlisi bölgenin ve Müslüman coğrafyanın abisi olan Türkiye’nin bu yolda adım adım ilerlediğini ve toplumları etkilediğini İsrail de görmüştür. Bölge de Türkiye’nin gücü, coğrafi konumu ve köprü vazifesi gördüğü hava ve deniz sahası konumunu bilen herhangi bir üçüncü devletin istediği hamleleri yapamayacağı açıktır.

Bütün bu senaryoların ve daha fazlasının, uluslararası arenada dönen hesapların ve olası risklerin tamamının bu ülkeyi yönetenler tarafından çok dikkatli izlendiği; kazanımlar ve dengeler gözetilerek bu ülke menfaatlerine zarar vermeyecek yöntemler üzerine politikaların inşa edileceği kanaatini taşıyorum.
Bekleyip bu hikâyenin sonu mutlu mu bitecek hep birlikte göreceğiz.

*Didem Madak

Nurdal Durmuş

web : http://www.nurdaldurmus.com
facebook : http://www.facebook.com/nurdaldurmus
twitter : http://www.twitter.com/nurdaldurmus

Leave a Reply