Bulanmadan Durulmaz!

“Bulanmadan durulmaz” der annem.

Her şeyin bulandığı kaotik bir seçim sürecine girmiş durumdayız.

Safların sıklaşmak yerine ayrıştığı, aynı aileden olanların bile birbirlerine bulundukları yapının kodlarıyla muhalefet edip kalp kırdığı faşizan bir tarafgirlik psikolojisi sarmalına teslim olmuş haldeyiz.

Ciddi bir akıl tutulması hepimizi gerçeğin izini sürmekten, doğruya ulaşmaktan alıkoyan bir düşünce katiline çevirmiş durumda.

Oysa olgun bir toplumun siyaset ve politika algısı; sevip sevmemek üzerine değil, topluma kattığı değer, vizyon, saygınlık; şehre kattığı estetik, yaşam kalitesi; insana kattığı özgüven, özgürlük, ekonomik iyileşme-gelişme; bilime kattığı buluş, yenilik; eğitime kattığı aydınlanma, bilinçlenme vb. şeklinde olmalıdır.

Kısaca olgun bir toplumda insanların sevip sevmediği liderler değil, projesine inanıp inanmayacağı politikacıları olmalıdır.

Toplumların partizanlık üzerinden kavgaları, proje yarışına dönüştüğü; çıkar ilişkisiyle üstü örtülmüş düşüncelerden kurtulup iyi-kötü, doğru-yanlış ayrımı yaparak akıl yürütmeye başlandığı gün ‘büyük millet’ olduğumuz gün olacaktır.

Evet, demokrasi sadece sandıkta kazanmak değildir, ama muhalefet olarak siyaset yapmak da özel hayata müdahaleyle, kaset ve ses kayıtlarıyla hükümet yıkmak, toplum algısını projelerle değil kirli hesaplar üzerinden kendi lehine çevirmek anlamına gelmez.

Son gelişmelere baktığımızda önceden sağcı-solcu diye ikiye ayrılan toplumun şimdi sağcılık ve solculuk ekseninde de yüzlerce parçaya ayrılmış ve içinden çıkılmaz karmaşık bir akıl tutulması yaşadığı görülmektedir.

Bu durum bize, ayrışmayı ve gerilimi başlatan yapının psikolojik savaşı çok iyi bildiğini göstermekte. Millet bu ayrışmadan yılsın, ‘yeter artık’ desin diye olan biten her şeyi seçim öncesi sürece yayıp algı değiştirme operasyonu yapılıyor. 17 Aralık’ta başlayan ve toplumun tek başına masum bir niyetle yolsuzluk ve rüşvet operasyonu görmediği bu çok parametreli denklemin soru işaretlerinin ortadan kalkması istenildiği biçimde yolsuzluk operasyonu olarak kodlandırılması için bu süreç kademeli olarak zihin yokluyor.

Bu zihni manipülasyonun tarafları olarak görülen hükümetin ve cemaatin her yaptığını sorgulamadan doğru diyenlerin aslında birbirinden farkı olmadığı söylenebilir. Yalnız ortada cevaplanması gereken önemli sorun/nlar vardır. Meselâ hükümetin yanlışlarına dur demek için seçmen olarak sandıkta hesap sorma gibi bir imkânınız her zaman vardır. Ama ülkede siyasi bir yapı olmadığı halde siyaset yapan, siyasi bir partisi olmayan, halk tarafından ödüllendirilmesi ya da cezalandırılması sandıkta yapılamayacak bir hareketin muhalefet görevi üstelenmesi ne kadar doğrudur?  İktidara alternatif olacak siyasi bir partinin boşluğunu siyasi olmayan bir hareketin ses kasetleriyle, devlet kontrolünde olması gereken belgeleri servis etmesiyle, çıkarlarına dokunan ya da ele geçirilemeyen kurumlar için alternatif kanallarla ülke ve siyaset dizayn etmesiyle oluşan bu kaotik sorunları nasıl çözeceğiz?

Kimse kusura bakmasın, ama bu meseleye herhangi bir tarafın yanında yer alarak ideolojik ya da partizanca yaklaşmamalıyız. Aklı başında insanların taraf olma kıstası yanlış ve doğruyu, iyi ve kötüyü birbirinden ayırt etme becerisiyle ilişkilidir.

Meseleye bu açıdan baktığımda ilgilendiğim öncelikli konunun Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal güvenliğinin tehlikede olduğu varsayımıdır.

Bu nedenledir ki devlet başkanının, istihbarat kurumunun, genelkurmay başkanının kriptolu telefonunun bile dinlendiği bir ülkede meseleye ulusal güvenlik tehlikesi penceresinden bakmalı ve tepeden tırnağa bütün kurumları milli ve yerli projelerle yeniden elden geçirerek dizayn etmelidir.

Kriptolu telefonların, yazışmaların, istihbarat belgelerinin yetkisi olmayan, kime hizmet ettiği bilinmeyen kişilerce ele geçirilmesi; kanun ve kural dinlemeden internette, gazetelerde, sosyal medyada yayınlanması vahim bir durumdur. Bu süreç ülkemizin dış güçlerin operasyon sahasına dönüştüğünü ve düşmanlarımızın çıkarlarına uygun siyaset dizayn etmeleri anlamı taşır.

Ulusal güvenliği tehlikede olduğu bir ülkede, ülkeyi kimin yönettiği, yolsuzluğu kimin yaptığı, ihaleleri kimin aldığı meselesi bu sorunu perdelemek için kullanılan bir bulanıklık olarak görülmelidir. Hükumetler gelip geçer. Hiçbir başbakan kalıcı değildir.  Hiçbir siyasi parti ilelebet ne bu ülkede ne de dünyanın başka bir ülkesinde zafer kazanamaz. Ama devlet baki kalmalı ve ulusal güvenlik sorunu ciddiye alınmalıdır. Bu nedenle herkes yolsuzluk (var ya da yok) kılıfıyla Türkiye üzerinde ciddi bir operasyon yapıldığını görmeli ve bu duruma karşı durmalıdır.

Koca devlet [doğru ya da yanlış] bu videoların, dinlemelerin, fişlemelerin faillerini anında bulamıyorsa, yargı önüne çıkaramıyorsa, mücadele edemiyorsa, özel hayata yapılan müdahaleleri engelleyemiyorsa böyle bir devlete de kâğıttan kaplan denir.

Kaliteli ve farkındalık kazanmış insan, kimin yaptığına bakmaksızın yanlışa yanlış, doğruya doğru demek sorumluluğunu üstlenen; bu bilinçle yaşayan ve olayları faşizan bir tarafgirlikle değil büyük fotoğrafa bakarak yorumlayan kişidir.

Bu süreçte yaşadıklarımız bizi mutlu da mutsuz da etse gerçeğe ulaşmak için engel teşkil etmemeli.

Bu bulanıklığın bizi istediğimize ulaştırmak yerine, gerçeğe ulaştıracak kaliteli bir akıl duruluğu ortaya çıkarması temennisiyle…

Nurdal Durmuş Şubat 2014

Yazarımızı Sosyal Medyadan Takip Etmek İçin;

web : http://www.nurdaldurmus.com
facebook : http://www.facebook.com/nurdaldurmus
twitter : http://www.twitter.com/nurdaldurmus
instagram: http://instagram.com/nurdaldurmus
tumblr; http://nurdaldurmus.tumblr.com/

Leave a Reply