Bosna – 1995 Aliya ve Mladiç!

1995 yılının yaz aylarında Srebrenica’da Sırp askerlerine dönerek “Bu sizin hayat boyu karşılaşacağınız tek şanstır. İyi değerlendirin.” diyordu Ratko Mladic.

Ratko Mladic’in şans dediği, Bosna’da 1995 yılının yaz ayında bütün dünyanın seyirci kaldığı II. Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen en büyük toplu katliamdı. Gözü dönmüş Sırp askerleri binlerce kadına tecavüz etmiş, yaklaşık 8.000 erkeği katletmiş, yaşlı, genç, anne baba demeden işkence ve katliam yapmışlardı.

Yine 1995 Yılının yaz aylarıydı.
Bu sefer Sırp komutan Mladic’in şans olarak gördüğü katliamları yaptığı ülkenin lideri Bilge kral Aliya cephaneleri dolaşıyordu.
Aliya askerlerine dönerek: “Üstün olduğunuz durumlarda bile ‘haktan ve adaletten’ sakın ayrılmayın. Zira bizim dinimiz ve kültürümüz kadın ve çocuklara, silahsızlara eziyet etmemizi yasaklıyor.” diye emir veriyordu.
Bir asker: “Bu kadar zulüm gördük peki savaştan sonra adalet sağlanacak mı?” diye sorunca Aliya “Adalet için savaşmazsak onu elde edemeyiz.” diye cevap veriyordu.
İşte iki komutan arasındaki fark.
Biri katliamın komutanlığını yapan küçük insan, diğeri adaleti tesis etmenin komutanlığını yapan büyük vicdan.
Avrupa’nın göbeğinde katliam yapan Ratko Mladiç’i bugün Avrupa birliğine girmek için adalete teslim eden Sırplar, Aliya’ya bir asker tarafından sorulan o sorunun cevabı olabilecek mi?
Adalet sağlanacak mı?
Lahey İnsan Hakları Mahkemesi’nin hayal kırıklığına uğrattığı bir ulusun adalet beklentisi için fedâ ettiklerinin modern hukuk sistemleri farkında mı?
Çünkü Bosna için gecikmiş adalet Avrupa’nın orta yerinde katledilen yaklaşık 310 bin kişinin ahı demektir.
Çocuğunu kaybeden annenin gözyaşı demektir.
Tecavüze uğrayan binlerce insanın bedduası ve insanlıktan utanmasıdır.
İki milyondan fazla insanın yerini yurdunu, ocağını terk etmesidir.
Üç yüzden fazla toplu mezarla birlikte gömülen insanlığın utanma duygusudur.
İşte bu yüzden modern hukukun adalet anlayışı ‘duvarlarından kurşun sarkan şehirleri, bombalanmış sokakları, yağmalanmış hayatları, terliklerinden başka hiçbir şeyi olmayan binlerce insanı katletmeyi zafer abidesi olarak görenleri’ vicdanımızda aklamayı başaramayacaktır.
Birkaç katili yakalamakla bizden tüm bu olanları unutmamızı, zihnimiz ve kalbimizden silmemizi istiyorlar.
Bir toprağı işgal etmenin, o toprak üzerinde yaşayan insanların kalplerini de işgal etmek anlamına geldiğini; her metrekaresinde insanlığın utanç anıtlarını barındıran Mostar’ın, Bihaç’ ın, Srebrenitsa’nın, Gorajde’nin, Saraybosna’nın çığlıkları üzerinde vicdanları rahat bir şekilde dans edeceklerini sanıyorlar.
Öksüz yetim bıraktıkları çocukların kimsesiz kaldığını, uydurma haritalarla uzak düşürülmüş kardeşlerin, birbirlerini hiçbir zaman hatırlamayacağını sanıyorlar.
Yanılıyorlar.
Her toplu mezar açılışında, kalbinde yanardağlar patlayan kadınların acısını paylaşan başka kadınlar olduğunu bilmiyorlar.
Oyuncak sepetlerinde Bosnalı kardeşleri için de oyuncaklar biriktiren başka çocuklar olduğunu bilmiyorlar.
Toprağın gözlerinde, katledilmiş babaların gözlerini arayan, başka adamlar olduğunu bilmiyorlar.
Evet, dünyanın bütün adalet sistemleri bizleri ahımızı ve hakkımızı alacağımız mahşer gününe kadar yanılmaya ve yanıltmaya devam ediyorlar.
Etsinler!
Aliya, “İyiler daha önce öldüler! Biz kötüler, bu çileyi çekmek için kaldık!” demişti.
Biz iyilerle cennette kavuşmak ve ilahi adaletin yerini bulması için beklemeye devam ediyoruz.

Twitter: @nurdaldurmus

Yazarın Blog adresi: http://www.nurdaldurmus.com/

Leave a Reply