Bir Futbol Hikayesi

Yağmurlu bir gün
Dışarda futbol oynuyor çocuklar
Uykularından balçık akıyor
Umulmadık goller peşinde hepsi

Hikâyesi mutlu sonla hiç bitmeyen, hayalleri masallarda yaşayan, milliyetçilik tüketen; duygusallığı, tepkileri dağlar kadar büyük, düşünme kalıpları henüz Kaf Dağı’nı aşmamış acayip bir ülkeyiz.

Çok güler, çok ağlar, çok kızar; az düşünür; anlık planlarımızın sonuçları yüzünden, gurur ve kibrimizin ağır bedeliyle yüzleşir kaybetmekten çok fazla ders almayız.

Profesyonel ordu, profesyonel yönetim, profesyonel düşünme biçimi; kurumsallaşma, günü değil ilerisini -daha ilerisini, en ilerisini- düşünerek, karşılaşabilecek tüm hamleleri hesap ederek karar vermeyi nedense bir türlü beceremeyiz.

Bizim için bazı şeyler para, bazı şeyler de gururdur. Evet, belki öyle olmalıdır, ama bu rolleri çoğu zaman nerede ve nasıl kullanmamız gerektiğini bilemeyiz. Genelde de hesabımızı gururumuzu ayaklar altına alarak menfaatlerimiz doğrultusunda şekillendirir ya da menfaatlerimizi düşünmeden duygusal tepkilerle bir sürü çam deviririz.

Garip milletiz vesselam!

Twitter’da evlenmeye, Facebook’ta boşanmaya, yüz yüze değil de e-postayla düşünce anlatmaya meraklıyız. Arkasından küfrettiğimiz insanlarla yüz yüze geldiğimizde önümüzü ilikleriz.

Öyle büyümüşüz ama.

Sokakta oynarken topumuz kesilmiş, okulda okurken ufkumuz daraltılmış, delikanlılıkta yolumuz kesilmiş, büyüdükçe özgüvenimiz yıkılmış…

Sonra sorgulama, karşı gelme, direnme, tepki verme, itiraz etme, yanlışı düzeltme yetilerimizi kaybetmişiz.

Öyle garip bir memleket ki bir futbol takımına verilen ceza nedeniyle kadın ve çocuklar ödüllendirilerek stadyumlarda ücretsiz maç izleyebiliyor.

Ceza ve ödül aynı cümle içerisinde kurgulanıp üzerine “kadın ve çocuk” serpiştirilerek servis ediliyor ve kimse ‘bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ diyemiyor.

Bir futbol takımına 8 sene hizmet etmiş birisi bizim mahallenin futbol takımında bile yaşanmayacak düzeysizliklerle takımdan ayrılmak zorunda bırakılabiliyor. Basın önünde koca koca adamlar ‘benim babam senin babanı döver’ düzeysizliğinde birbirlerinin zor zamanlarını, iyi kötü anlarını unutup dağ kadar büyük kibir cümleleri kurguluyabiliyor.

Sonra, birileri bütün dünyanın gözü önünde gerçekleşen bu saçma sapan tartışmalara “kurumsallık bunu gerektiriyor” türünden bir savunma biçimi geliştiriyor.

Sonuçta ben haklı ya da haksız herhangi bir tarafta değilim.

Zaten bu futbol nasıl bir zehirdir onu da henüz anlamış değilim.

Kitaplarını okuyup altı çizili cümlelerden hayat devşirdiğim bir yığın hikâye yazarı, kelli felli köşe yazarı, entelektüel kültür adamı spor gazetelerinde neden futbol içerikli yazılar kaleme alır hiç anlamış değilim.

Bilenler bilir, oldum olası gazetelerin spor sayfalarını okumuşluğum da yoktur.

Tutmuş olduğum takımın 5 futbolcusunu say deseniz zorlanabilirim.

Hem benim futbol tarafgirliğim, iyi oynayanın kazanmasını istediğim samimi bir yaklaşımdan öteye geçmez.

Üstelik cipsin içinden ‘taso’ çıkması, beni tutuğum futbol takımın galibiyetinden daha çok sevindirir!
Yine de son yaşanan krizde Alex yanında duran ve ömründe ilk kez sporla ilgili canlı basın toplantısı izleyen bir adam olarak Alex’in gelecek seçimlerde ülkesine cumhurbaşkanı adayı olmasını önerebilirim.
Fenerbahçe içerisinde adını sayacağım 5 futbolcudan bir olan Alex’in sevilme nedenlerine gelince; 8 yıl boyunca kimse Alex’i barda, diskoda, gece hayatında, kumarda ya da bu toplum değerleriyle örtüşmeyen herhangi bir olayın içerisinde görmemiştir. En son hakkında çıkan magazin haberi de bir düğünde halay çekmesiyle ilgiliydi.

İyi aile babası, iyi eş, iyi insan, iyi futbolcu olarak Alex iyi de bir profesyonel olduğunu kanıtlamış birisi olarak Türk futbol tarihine adını yazdırmıştır.

Diktatör Franko’ya, İspanya’da ‘halkı nasıl idare ettiği’ sorulduğunda verdiği cevap: “Fado, fiesta, futbol.” Yani müzik, eğlence ve futbol. Devamla Franko’nun “onları yüz binlik beşiklerde uyuttum” dediği anlatılır. Kısaca, milyonların ülkenin/şehrin gerçek meseleleriyle ilgilenmemesi için bu 3F’ye kilitlendiği bir ülkede “geleceğimiz” milyonluk beşiklerde birileri tarafından sallanmaya ve uyutulmaya başlamıştır!

“Stadyumları dolduran on binlerce insan “gol” yerine “ooolll” diye bağırsaydı, memlekette halledilmeyen sorun kalmazdı” diyen Necip Fazıl Kısakürek’i şimdi daha iyi anlıyorum.

Bir de futbol deyince aklıma gelen tek güzel şey: Cahit Koytak’ın Futbol Oynayan Çocuklar şiiridir.
Bence okuyalım, okuyalım ve güzelleşelim: Bir Futbol Hikayesi

Futbol Oynayan Çocuklar
Yağmurlu bir gün
Dışarda futbol oynuyor çocuklar
Uykularından balçık akıyor
Umulmadık goller peşinde hepsi

Ve yağmur yutuyor bütün golleri

Yağmurlu bir gün
Dışarda futbol oynuyor çocuklar
Karanlık sofralarda morfin alıyor anneleri
Ah bilseler olup biteni

Ve yağmur yutuyor bütün golleri

Yağmurlu bir gün
Dışarda futbol oynuyor çocuklar
Gülleler taşıyorlar ayaklarında
Hırsından ağlıyor kimileri

Ve yağmur yutuyor bütün golleri

Yağmurlu bir gün
Dışarda futbol oynuyor çocuklar
Top yukardayken uyukluyor
Tempo o kadar ağır
Ve çekilmez ki
Hakem düdüğüyle durmadan
Oyuna çağırıyor düşenleri
Ve yardıma melekleri

Ve yağmur yutuyor bütün golleri

Yağmurlu bir gün
Dışarda futbol oynuyor çocuklar
Azgın kamçısıyla sonbahar
Dövüyor akasyaları iğdeleri

Gövdeleri boşluğa savuruyor oyun

Ve çocuklar kaynayan toprağı tırmalıyor
Kararan göğü
Gözümüzdeki kalın perdeleri…

Ve yağmur yutuyor bütün golleri
1978/Cahit Koytak | Bir Futbol Hikayesi

 

Nurdal Durmuş yazıları

Bir Futbol Hikayesi
facebook : http://www.facebook.com/nurdaldurmus
twitter : http://www.twitter.com/nurdaldurmus

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.