13 Hayat 1 Ölüm!

97′ yılının Temmuz ayında 11 arkadaşımı Hakkâri Yüksekova’da bir çatışmada kaybetmiştim. O gün bugündür içinde çatışma, şehit, terör kelimeleri geçen haberleri izleyemiyorum. Geçen gün Diyarbakır’da benzer bir çatışma haberini son dakika geçen ajansları duymak istemedim ama o görüntüleri gösteren haber bültenini değiştirmeye de elim varmadı. Belki acılarıma alışmış mıyım bunu görmek istedim. Ya da artık toparlanmalı, acımı içselleştirmeli ve gerçeklerden kaçmamalıydım.
……..
Peşinen bu duygularımı bu satırları okuyanların anlayabilmesinin mümkün olmadığını da söylemeliyim. Çünkü bir şeyi izleyenlerle o şeyi yaşayanların hissettikleri başkadır. Bir şeyin içinde olmakla o şeye dışarıdan bakmak arasında çok derin farklar vardır. O yüzden benim yaralarım bu satırları okuyanların hissedemeyeceği kadar derindir. Çünkü her haber, her çığlık, her bayrak, her feryat, her mezarlık, her resim beni alır ve o ıztırabın koynuna atar. Her seferinde yeniden yenilir, yener, yaralanır, ölür ve öldürürüm. Her seferinde arkadaşlarımın kanlı bedenlerine yeniden dokunurum. Her sefer o lanet savaş sahnesine yeniden döner ve gerçekten yaşarım. Gözümün önünden ve aklımdan hiç çıkartamam. Çünkü bir çatışmada, kafanızın üstünden mermiler geçer. Barut kokuları, ölüm, oyuncaklarınız, çocukluğunuz, özledikleriniz, anneniz, sevdiğiniz şarkılar, sevdiğiniz kız ve bir sürü şey… Elinizde ise dünyanın en berbat oyuncağı vardır. Hedefinizde bir başka insan… Onun hedefinde bir başkası olan siz. Oysa her şey ne kadar uzun sürerse sürsün, göz açıp kapamak kadar kısa anlar içinde gelişir.

Ya ölür, ya yaralanır, ya korkar ya da kahramanlık yaparsınız. Ama ne olursa olsun, savaş kimsenin kazanamayacağı kadar lanet bir kaybediştir. Evet, vatan kutsaldır, kitap, namus, bayrak kutsaldır. Askerlik kutsaldır falan ama ‎”andolsun ki hiçbir kurşun, hiçbir çelik, hiçbir toprak ve hiçbir vatan insandan daha kutsal değildir!”

Çünkü acısı geçmeyecek yaralar için kimse şehit ailelerinden daha fazla üzülemez. İşte bu yüzendir ki acı yaşayanlarının yakasına izleyenlerden farklı olarak bir ur gibi yapışır ve kalır. Evinizin balkonunda, odanızda, salonunuzda yatağınızda, elbisenizde, diş fırçanızda, traş takımınızda, fotoğraf albümlerinizde, çocukluğunuzda, gençlik yıllarınızda ve hayatın her döneminde o hatıralar ve kaybettiğiniz arkadaşlarınızın bakışları bir ayna gibi karşınıza dikilir. Size gülümser, ama siz ağlarsınız. Onlar hep gençtir, ama siz yaşlanırsınız. Onlar sizinle konuşur, ama siz hep susarsınız. Onlar hep size bakar, ama siz hep yüzünüzü çevirirsiniz. Onlar size hep dokunur, ama siz elinizi uzatamazsınız. Onlar size hep “Üzülme!” der, ama siz kahrolursunuz. Siz gidersiniz, ama onlar sizden hiç gitmez. İşte bu yüzdendir ki her seferinde yeniden ölmek, bir çatışmadan yaralı kurtulmaktan çok daha kötüdür. Bu yüzdendir ki çatışmada kaybettiğim bir arkadaşımın annesinin bana “Oğlum bir gün gelecek diye sofraya hep bir tabak fazla koyuyorum.” dediği aklıma geldikçe sofrayı terk ediyorum… Bu yüzden savaşlarda kazananların kahramanlıkları çok ürkünç, kaybedenlerin acıları çok korkunçtur. Bu yüzden kim olursa olsun, hangi taraftan olursa olsun çocuklarından önce ölmek isteyen ama kendi elleriyle evlatlarını toprağa gömen annelerin gözyaşı tarifsizdir ve herkesin anlayacağı kadar yüzeysel değildir. Bu yüzden duyguları hariç her şey iyileşiyor!
…………
Hepinizi çok özledim arkadaşlarım. Her aynaya baktığımda gülümseyişleriniz aklıma geliyor. Annenizi ne kadar özlediğiniz, nişanlınıza yazdığınız mektuplar… Gözyaşlarına boğuluyorum. Artık silahlarından başka her şeyi susturan adamlar olmasın istiyorum. Silahsız bir dünyada insanca yaşamak istiyorum. İnsan düşman olmasın, kimse hak etmediği bir ölümle tanışmasın, kazananı asla olmayacak bir savaşın acısı kimseyi ağlatmasın istiyorum.
Sizleri seviyorum. Allah da sizi sevsin.

6 Comments

Leave a Reply